İzmir City | İzmir haberleri, İzmir etkinlik, İzmir Şehir Rehberi, Sinema, Konser, Tiyatro
Tarih : 04 Ağustos 2013 20:03
Foça
Bütün Ege'de eski dokusunu nisbeten de olsa koruyabilmiş az sayıdaki sahil yerleşimlerinden birisi Foça.
Foça
reklam

Eski ve Yenifoça olarak iki bölgeye ayrılmış. Foça, yani Eski Foça, ilk görüşte insanı çarpan bir yer. Denize bakıyorsunuz önde balıkçı tekneleri, arkada mavi ve ötede küçücük adacıklarla güzeller güzeli bir koy.

Karaya dönüyorsunuz daracık taş sokakları, eski evleri ve güzel insanları ile güzeller güzeli bir küçük ilçe. Bunların hepsine birden Foça deniyor ve insanı ilk görüşte sarıp sarmalayıveriyor. Foça’da bir öykü anlatılıyor ve öykü Foça’ya çok yakışıyor. Foça’da bir Karataş varmış, bunu herkes biliyor da nerede olduğunu kimse bilmiyor. Gezip dolaşırken bu taşa basan mümkünü yok bir daha Foça’dan kopamıyor. Çok zorlanıp bir yerlere gitse de mutlaka dönüp dolaşıp gene geliyor Foça’ya. Yolu bir kez Foça’ya düşen herkes bu öyküyü duyunca dolaşıp duruyor sokaklarda. Belki Karataş’a basarım da bu güzel yerde kalırım umuduyla. Bize kalırsa Foça’nın her yeri Karataş. Foça’yı görüp de sevmemek, dönüp gelmemek mümkün değil de ondan.

Foçalılar, kentlerini şimdilerde nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan sevimli Akdeniz fokları ile simgeleştiriyorlar ama eski Foça’lıların simgesi horozdu. Dirliğin ve erken uyanışın sembolü horoz! Foça’ya girince bir horoz heykeli göreceksiniz. Yüzlerce, yüzlerce yıl önce Phokaialılar, yani Foça’nın eski sakinleri tahtadan horoz heykellerini meclislerine, tapınaklarına ve gemilerinin burunlarına koyarlarmış. Foça’da bugün de bir yerlerde bir altın horoz olduğuna inanılıyor. Bir sürü insan yıllardır altın horozu arayıp duruyor, fırsat bulurlarsa da sağı solu kazıyorlar. Foçada altın horoz var gerçekten. Foça’nın ta kendisi.

foca-3

Yaman denizcilermiş Phokaialılar. 50 kürekli, 500 yolcu alabilen gemilerle Mısır ve İonia kentleri arasında ticaret köprüsü kurmuşlar. Bugünkü Lapseki ve Samsun’u onlar kurmuşlar, bitmemiş Akdeniz’de koloniler kurmuşlar: Güney İtalya’da Velia, Korsika’da Alalia, İspanya’da Ampuria, Mısır’da Naukratis ve Fransa’da Marsilya. Hani şu Foça’ya benzeyen Marsilya. Marsilya’da eski limanın girişinde yazılı duruyor: “Oturduğunuz bu şehir M.Ö. 600 yılında Phokaia’dan gelen denizciler tarafından kurulmuştur”. Yüzyıllar, yüzyıllar geçmiş, Marsilyalılar bir nazire yapmışlar. Foça’da ülkemizin doğayla uyumlu turistik tesislerinin ilk güzel örneği Fransız Tatil Köyü’nü kurmuşlar. Bordası açık denizlerin fırtınalarına, sert dalgalara dayanıklı ve hızlı gemileri ile limandan limana koşup duran Phokaialılar, kültür de taşımışlar gittikleri yerlere. Fransa’ya alfabeyi götürmüşler, Akdeniz’in birçok kıyısına zeytinciliği yaymışlar. Zengin bir kent olmuşlar, paraları her yerde geçerli ve değerliymiş.

M.Ö. 6. Yüzyıl’ın ilk yarısı, Perslerin önlenemez yayılışına tanık oldu. Önünde hiçbir ordunun dayanamadığı Pers orduları, Phokaia’yı kuşattılar. Kent, daha önceden 18-20 metrelik surlarla çevrilmişti ama hiçbir sur Persleri durduracak kadar güçlü değildi. Savaşan Phokaialılar, daha fazla direnemeyeceklerini anlayınca teslim olmak için bir gece süre istediler. Pers komutanı Harpagos bunu kabul etti, gece bitip sabah olduğunda ses soluk yoktu. Persler kente girdiklerinde bir uyuz köpekten başka tek canlı bulamadılar. Köle olmaktansa yurtsuz kalmayı seçen Phokaialılar, kentin altındaki tünellerden değerli eşyalarını da gemilere yükleyip çoktan denize açılmışlardı. Pers egemenliğine son veren Büyük İskender, Phokaia’ya özgürlüğünü verdi ama kentin altın çağı bir daha geri gelmedi. İskender’in ölümünden sonra önce Seleukosların, sonra Bergama Krallığı’nın, Roma’nın ve Cenevizlilerin, en sonunda Bizans ve Osmanlıların egemenliğine girdi.

foca-4

Eski Foça’dan Yenifoça yönüne doğru giderken ardarda göreceğiniz Mersinaki koyları en güzel plajlardır. İki Foça arasında eski değirmenleri, denize dimdik inen yarları ve kıyısındaki kumsalları, tertemiz otelleri, küçük ve sevimli pansiyonları ve Küçükdeniz kenarına sıralanmış güzel balıkçı lokantaları ve asıl güzel insanları ile sizi bekliyor. Foça, tıpkı Ayvalık gibi adalar beldesidir. Çevredeki irili ufaklı pek çok adayla koya, günübirlik tekne turlarına katılabilir ya da özel bir tekne kiralayabilirsiniz. İlk durağınız eski Foça’ya yarım saat uzaklıktaki Orak Adası olacak. Adanın ilk bölümünde, küçücük bir göl bulunuyor. Göle paralel ilerlemeye devam ederseniz, eşine hiç bir yerde rastlanmayan, hayranlık uyandıran Siren Kayalıkları çıkacak karşınıza. Rüzgarın ve dalgaların aşındırarak dantel gibi işlediği kayalıkların sevimli ev sahipleri Akdeniz Fokları’nı eğer şansınız varsa görebilirsiniz bu çevrede. Tarihçi Homeros, Siren Kayalıkları’ndan söz eder. Homeros’a göre, Siren Kayalıkları’ndan geçen Odyseia, ıslığa benzeyen gizemli sesler çıkaran kayalıkların çağrısından çok etkilenmiş. Tayfalarının bu karşı konulmaz davetten etkilenip duraklamamaları için de kulaklarına mum peteği tıkamış. Siren Kayalıkları bugün, nesilleri tükenmek üzere olan Akdeniz Foklarının barınma yeri olması nedeniyle koruma bölgesi ilan edilmiştir.

Tekne yolculuğunun ikinci durağı ise Foça’nın tam karşısında bulunan ve 15 dakikalık bir yolcululukla ulaşılabilecek olan İncir Adası. İngiliz Burnu’nun karşısındaki adada antik yerleşimden izler bulacaksınız. Mezar odası, kayalara oyulmuş mum yerleri, su kanalları, süzme havuzları, mağaralar, Kybele kabartmaları ve tapınak kalıntıları gezinizi çekici kılacak. Adanın çamlarla kaplı bölümü, yaz bahar ve yaz aylarında piknikçilerin gözdesidir. Burada 20 çadır kapasiteli bir de kamp alanı bulunuyor. Adadaki Ferdi’nin Yeri adlı kır lokantasında ızgara olta balığı, et mangal servisleri yapılıyor. İzmir’e 70 km. uzaklıktaki Foça’yı, daha çok Akdeniz foklarının korunduğu bölge veya 12 özel çevre koruma alanından biri olarak tanırız. Oysa Foça, bütün bu özelliklerinin yanı sıra, 12 İon kentinden biri olan Phokaia’nın kalıntıları üzerine kurulmuş, yeraltında birçok tarihi döneme ait eserlerin bulunduğu önemli bir kenttir.

Phokaia, İzmir Körfezi çıkışının kuzeydoğusunda, M.Ö. 11. Yüzyıl’a kadar uzanan tarihi eserleriyle, İzmir Arkeoloji Müzesi ve daha birçok müzenin vitrinlerini süsleyen, gizemli bir antik kent. Bu gizem, şimdilerde yapılmakta olan arkeolojik kazılarla gün ışığına kavuşmakta ve bu çalışmalar neticesinde ortaya çıkarılan eserler arkeoloji dünyasının ilgisini de Foça’ya çekmekte. Foça’da, ilk arkeolojik kazı çalışmalarını 1913’de, Fransız Arkeolog Felix Sartiaux başlatmış. Daha sonra, 1952-1955 yılları arasında Ord. Prof.Dr. Ekrem Akurgal ve 1989’dan günümüze değin Prof. Dr. Ömer Özyiğit, yürüttükleri çalışmalarla Phokaia’ya ait çok önemli eserler buldular. Ekrem Akurgal’ın çalışmaları sonucunda, antik kentin Athena Tapınağı ve daha sonraki dönemlere ait birçok tarihi eser gün ışığına çıkarıldı. Ancak, 1989’da başlayan kazı çalışmaları gösterdi ki; Phokaia, o güne kadar bilinenin de ötesinde çok büyük bir antik kent. Ünlü tarihçi Heredot’un bahsettiği kent surunun, bir inşaat temelinin kazısında, rastlantı sonucu ortaya çıkarılışı, arkeoloji çevrelerinin dikkatini bir anda Foça’ya çekti.

Bulunan kent suruna, “Herodot Duvarı” adı verildi. Türkiye’dekilerin yanı sıra, çeşitli ülkelerden arkeologlar da, Foça’daki Herodot duvarını görmeye geldiler. Bir çok olanaksızlıklara karşın yürütülen kazı çalışmaları, Anadolu’nun en eski tiyatrosunun da (M.Ö. 4. Yüzyıl) Foça’da olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bugünkü Foça’nın her yerinde, sokaklarda, binalarda ve tarlalarda, daha ötesi denizde Phokaia’nın çeşitli dönemlerine tanık olmak olası. Örneğin; Liman Kutsal Alanı’ndaki Kybele’ye (M.Ö. 580) ait tapınma yerinin üzerindeki surda; Arkaik, Roma, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerine ait kesitleri bir arada görebilirsiniz. Osmanlı döneminde yapılmış bir taş binanın herhangi bir yerinde kent surundan alınmış taşlarla karşılaşabilirsiniz. Ayrıca roka, maydanoz satan bir köylünün tezgah gibi kullandığı taşın, Roma dönemine ait mermer blok olduğunu görebilirsiniz. Bugüne kadar yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bilgiler, Phokaia’nın, M.Ö. 11. Yüzyıl’da Aioller tarafından kurulduğunu, M.Ö. 9. Yüzyıl’da kente İonlar’ın yerleştiğini ve bu dönemde kenti saran, 5 km. uzunluğunda bir sur inşa ettiklerini, M.Ö. 546’da da Pers Komutanı Harpagos’un kenti işgal ettiğini gösteriyor. Önce Romalıların, ardından Cenevizlilerin ve 1455’te de Osmanlıların eline geçen Foça; Akdeniz, Karadeniz ve Ege sahillerindeki bir çok yerleşimin de anakenti.

Örneğin; denizci bir millet olan Phokaialılar, M.Ö. 6. Yüzyıl’da Marsilya’yı kurmuşlar. Bugün, Marsilya’da birçok yerde Phokaia adına rastlamak mümkün. Samsun, Lapseki, Korsika’daki Alalia, İtalya’da Velia v.b. kentlerin kurucuları da Phokaialılar. Yakın tarihimize baktığımızda da, Foça’dan göçenlerin bu isme ve kente çok bağlı olduklarını görüyoruz. Kurtuluş Savaşı sonrasında Foça’dan ayrılmak zorunda kalan Rumlar, biri Selanik’te Nea Phokea-Yenifoça, diğeri de Atina’da Palea Phokea-Eski Foça olarak adlandırdıkları iki yerleşim oluşturmuşlardır. Yunanistan’daki Foçalılarla Türkiye’dekiler arasında dostluk ilişkileri; Kurtuluş Savaşı öncesinde olduğu gibi sürüyor. Foça, halk söylencesi bakımından hayli zengin bir kültüre sahiptir. Bu söylencelerin en yaygın olanı da Karataş Hikayesi… Rivayet olunur ki her kim Foça’ya gelir de bilmeden Karataş’a ayak basarsa; artık iflah olmaz bir Foça tutkunu olur; hep Foça’yı düşler ve hep gelmek ister.

Kıyılarında balık ve yosun kokusu duyulan bu kentte, canınız çektiği an, her yerde denize atlayıp yüzebilir, sabah çayını ağını onaran bir balıkçı ile paylaşabilirsiniz. Foça’yı görmek bir şans; yaşamak ise bir ayrıcalıktır. Gün batımının her mevsim güzel olduğu Foça’da yelkovan kuşları, martılar, balıkçıllar, ada güvercinleri, tavşanlar, orkinoslar, yunuslar, foklar alıp başka aleme götürür insanı. Foça’ya adını veren foklar, bu kent için özel bir öneme sahiptir. Balıkçılar zaman zaman ağlarını yırtmalarına karşın foklara sevgiyle yaklaşır ve korurlar. Zaten öyle olmasaydı binlerce yıl nasıl birlikte yaşayabilirlerdi? Akdeniz foku (Monachus monachus) bir balık değil. Denizi; beslenmek, ulaşım ve zaman zamanda uyumak için kullanan bir amfibi. Foça adalarında, içinde hava olan mağaralar onların yaşam alanları. Bu mağaralarda yavrularını doğurup, nesillerini sürdürme kavgası veriyorlar. Balıkçıların yanı sıra, Foça Belediyesi ve Dünya Doğa Vakfı (WWF) fok koruma çalışmalarını birlikte yürütüyorlar. Dünyadaki toplam sayıları 400-450 olarak tahmin edilen Akdeniz fokları için uzmanlar; “eğer 2010 yılında denizlerde halen Akdeniz foku görülebilirse, bu insanlığın başarısı olacaktır” diyerek, Akdeniz fokları için yok oluşun ne kadar yakın bir tehlike olduğuna dikkat çekiyorlar.

Foçalılar 3 bin yıldır denizcidir. Ege’deki en büyük trol filosu Foça’da. Karadeniz’den Foça’ya geçen gırgırlar ise, bölgenin bereketli av verdiğinin bir kanıtı. Orkinoz, Kırlangıç, Kefal, Mezgit, İşkine, Kupez, Kolyoz, Sinarit, Pisi, Dil, Levrek, Çinekop, Adabeyi, Barbunya, Mercan, Tranca, Çipura, Karagöz, Sargoz, Kalamar, Sübye, Ahtapot, Istakoz, Midye, Akirides, Karides v.b. bütün bu balıkları ve deniz ürünlerini barındıran kaç bölge var acaba? Küçük balıkçılar ise hem limanın, hem de denizin süsü gibiler. Sandallarını size kiraya verirler ama, yiyecek koyduğunuz naylon torbayı veya inorganik başka bir çöpü sakın denize atmayasınız. Hele ada tavşanlarının çokluğuna bakıp, birini avlamayı aklınızdan bile geçirmeyin. Foça’da dokunulmazlığı olan bir diğer canlı türü de kediler. Sarmanı, tekiri, alacası ile Foça’nın sokaklarını keyif ile dolaşırlar. Doğa ve insan sevgisi burada iç içe yaşanır. Bakarsınız, sandalda bir kaç kişi ellerinde kancalar, kepçeler denizdeki artıkları topluyor. Bir başka gün çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve askerler kentin çeşitli yerlerine dağılmış temizlik yapıyor veya ağaç dikiyorlar. Ola ki, yolunuz sizi bugüne kadar hiç Foça’ya getirmedi, bir fırsat yaratmak sizin elinizde. Karataş ise Foça’nın her yerinde.

Athena Tapınağı
Batı Anadolu’nun 12 İyon kentinden biri olan Phokaia kentinin ana tanrıçası olan Athena adına M.Ö. 590-580 yıllarında yapımına başlanan, İyon düzeyindeki tapınak türünün erken örneklerinden biridir. Tüf taşından yapılmış sütunları, beşik çatı sistemini taşımaktadır. Athena tapınağının kazısı, 1998-1999 kazı sezonunda başlamış ve halen devam etmektedir. Tapınak, Phokaia’nın merkezinde ve şehre hakim bir konumdadır. Ana girişi, doğuya bakmaktadır. Doğu yüzünün önünde de Athena’ya getirilen sunuların bırakıldığı bir sunak vardı. Tapınağın çevresi, güzel bir podyum duvarı ile çevrilmekteydi. Şu anki kazılarda bu podyum duvarının ortaya çıkarılması için çalışılmaktadır. Podyum duvarının üzerinde pek çok tapınak mimari parçaları da buunmuştur. Ayrıca Athena Kutsal Alanı, 17. ve 18. yüzyıllarda yaşam mekanı olarak kullanılmıştır. Bu döneme ait pek çok mimari ve seramik buluntular da ele geçirilmiştir.

Beşkapılar
Beşkapılar, Osmanlı dönemi kalesinin kayıkhane bölümüdür. Buradaki yazıta göre Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1538-1539 yıllarında onarım görmüştür. Beşkapılar, 1983 ve 1994 yıllarında restore edilmiştir. Şehrin etrafını çevreleyen surların en iyi korunmuş bölümleri, yarımada üzerindeki Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerine ait onarımlardır. Beşkapılar’da bilimsel kazılar yapılmaktadır.

Fatih Camii
Fatih Camii’nin üzerinde iki ayrı kitabe bulunmaktadır. Avlu kapısı üzerindeki kitabeden öğrenildiğine göre; Mustafa Ağa isimli bir kişi tarafından 1531 yılında, Fatih Sultan Mehmet’in isteği üzerine Foça’nın Osmanlı topraklarına katılmasından sonra yaptırılmıştır. Sonraki yıllarda Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile, ancak padişahın ölümünden sonra 1569-1570 yılında yeniden yaptırıldığı, ibadet mekânına giriş kapısı üzerindeki kitabeden öğrenilmektedir. Cami, bir sıra kesme taştan bir sıra tuğla hatıllı ve dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Caminin önünde, yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanmış altı sütunun taşıdığı bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Bu son cemaat yeri, ibadet mekânını örten çatının devamı ile örtülüdür. İbadet mekânına giriş kapısı yuvarlak kemerli ve mermerden olup, üzerinde sağır bir kemer ve Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği ile yapıldığını belirten kitabe bulunmaktadır. İbadet mekânı, altlı üstlü iki sıra halinde ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Bu pencerelerin alt sırasındakiler dikdörtgen, üst sıradakiler de alçı vitraylıdır. Mihrap, yuvarlak bir niş şeklindedir. Caminin yanındaki minaresi kesme taş kaideli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.

Gerenköy
Gerenköy, İzmir – Foça karayolunun 55. km.’den sola doğru 3 km. içeride, ova ile dağların kesiştiği yerde kurulmuş olan büyük bir yerleşim yeridir. İşlenebilir toprakların %80’i sulanabilir arazidir. Sulanamayan yerlerde zeytincilik yapılmaktadır. Arazi genelde düzlüktür. Gerenköy’ün tek akarsuyu Gediz nehridir.1885 – 1886 yıllarında Gediz Nehri yakınlarında kurulan köy, nehrin zaman zaman taşarak, can ve mal kayıplarına yol açması nedeniyle bugünkü yerine taşınmıştır. Köyü, ilk Türk aşiretleri kurmuştur. Toprakları verimli olduğu için göçmenlerin yerleşim alanı olmuştur. Sulanabilir topraklara sahip olan Gerenköy’de özellikle pamuk ve mısır ekilir. Süt hayvancılığı, besicilik de hızla artmaktadır. Gerenköy’de özel sektöre ait, pamuk işleyen bir fabrika bulunmakta olup, modern usullerde tarım yapılmaktadır.

Kayalar Camii
Fatih Camii’nin 200 m. kuzeydoğusunda bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi ve banisi konusunda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber, yapının mimari üslubundan 15. veya 16. Yüzyıl’da yapıldığı, 19. Yüzyıl’da da minaresinin yenilendiği anlaşılmaktadır. Cami, moloz taştan ve antik çağa ait devşirme taşlardan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. İçten düz tavanlı olan yapı, değişik zamanlarda yapılan onarımlarla orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır. Mihrap ve minberi, sanat tarihi yönünden herhangi bir özellik taşımamakta olup, geç devir bezemeleri ile süslenmiştir. Yanındaki taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi, 19. Yüzyıl mimari üslubunu yansıtacak biçimde soğan kubbelidir.

Kybele Açıkhava Tapınağı
M.Ö. 580 yılına tarihlenen yapıda, çeşitli büyüklüklerdeki beş nişte, tanrıça Kybele’nin heykelleri ve kabartmaları yer alıyordu. Kayaya oyulmuş adak havuzuyla denizci fenerlerinin konulması için yapılan küçük nişler, denizden gelenlerin burada tapındıklarını gösteriyor. Kutsal alanın yaslandığı kayalık üzerindeki sur duvarları, duvar yapımının dört ayrı dönemini göstermektedir. Arkaik surlar, harçsız yapılmıştır. Roma dönemi surlarında kireç harcı kullanılırken, Ceneviz ve Osmanlı dönemi surlarında; kireç harcı, kum, tuğla parçası ve kiremit tozlarından oluşan Horasan Harcı kullanılmıştır. Athena’nın kökeni, Babilli Kraliçe Izdar’a kadar gider. Kybele, Anadolu’nun tanrıçasıdır. Kybele, Arkaik dönemden itibaren çok saygı görmüştür. Yeldeğirmenli tepe ile İncir Adası’nda da kutsal alanlar vardır.

Şeytan Hamamı
Antik çağda, kayalara oyularak yapılmış bir aile mezarıdır. Mezar, uzun bir yol ve iki mezar odasından oluşmuştur. Çan tepesinin eteğinde yer alır ve kaya mezar tipindedir. Ord. Prof. Ekrem AKURGAL’ın yapmış olduğu kazılar sırasında bulunan seramik mezarın, M.Ö. 4. Yüzyıl’a ait olduğu ortaya konmuştur.

Taş Ev (Pers Mezar Anıtı)
Foça’nın 7 km. kadar doğusunda kuru bir dere yatağı kenarında, M.Ö. 4. Yüzyıl’a tarihlenen, Lydia/Lykia geleneğinde; Pers etkisi altında kalınarak yapılmış bir mezar anıttır.

Yel Değirmenleri
Foça’ya gelirken indiğiniz yokuşun solunda yer alan Top Dağı ve üzerinde tarihi yel değirmenleri vardır. Hem tarihi anımsatır hem de güzel bir manzara yaşatır size. Yakın zamanda yel değirmenlerinin restorasyonu yapılmıştır.

 

DİĞER BİR BAKIŞTA İZMİR HABERLERİ

    • Alaçatı

      Alaçatı

      Çeşme'ye bağlı Alaçatı, İzmir'e 79 km. mesafede olup; Çeşme-İzmir yolu üzerinde yarımadanın darlaşmış yerinde, kuzeyde Ilıca ve güneyde Alaçatı Limanı arasında, doğusunda Koca Dağ'ın batıya uzantısı olan bir...

    • Efes

      Efes

      Efes (Grekçe Ἔφεσος, Ephesos) Anadolu'nun batı kıyısında, bugünkü İzmir ilinin Selçuk ilçesi sınırları içerisinde bulunan, daha sonra önemli bir Roma kenti olan antik bir Yunan kentiydi. Klasik Yunan döneminde...

    • Şirince

      Şirince

      Rum telaffuzunda Kirkice, Kirkince ve nihayet Çirkince gibi biçimler alan bu ad, Cumhuriyet'in ilk yıllarında, dönemin İzmir valisi Kazım Dirik'in talimatıyla, Şirince şeklinde resmileştirilmiştir. 19....

    • Aliağa

      Aliağa

      İzmir'in sanayi ilçesi olan Aliağa; doğusunda Manisa, kuzeyinde Bergama, güneyinde Menemen, güneybatısında Foça'ya komşudur. İzmir-Çanakkale karayolu, kentin içinden geçmekte bu karayolu ile ilçeden İzmir'e...

    • Alsancak

      Alsancak

      Cumhuriyet'in ilk yıllarında, ülkemizdeki en büyük imar hareketlerinden biri işte bu yangın alanında gerçekleştirilir ve güzel Alsancak oluşur. Dönemin parasal olanaksızlığı içinde bu enkazı kaldırmak pek...

    • Balçova

      Balçova

      Şair Homeros'un İlyada Destanı'nın bir bölümünde bahsettiği Agamemnon, Truva seferini yapan Akhai ordusunun başında bulunan komutandır. Askerlerin burada şifa bulması ve de yaralarının iyileşmesi üzerine...

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

  • Malesef, bu hafta hiç haber girilmedi.
  • Malesef, bu ay hiç haber girilmedi.
  • Malesef, bu yıl hiç haber girilmedi.