İzmir City | İzmir haberleri, İzmir etkinlik, İzmir Şehir Rehberi, Sinema, Konser, Tiyatro
Tarih : 04 Ağustos 2013 13:36
Tire
Doğa ve tarih kenti olarak tanınan Tire, gözde bir yerleşim merkezidir.
Tire
reklam

İlk çağdan, Türkler öncesine değin Teira adıyla anılan kent, Türklerin yerleşmeleriyle Tire adını almıştır. Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Helen, Roma ve Bizans dönemlerini yaşamasıyla, tarihte zengin bir kültür mirasına sahiptir. Efes’ten başlayıp, Tire’nin Batı köylerini içine alarak Bozdağ’a ulaşan Artemis tapınağı Kutsal Arazileri, yüzlerce yıl Tire’ye bir kutsallık kazandırmıştır.

Özellikle Roma İmparatorları Jül Sezar, Avgustos, Trian gibi ünlüler, Tire topraklarından bir bölümünü bu arazilere ekleme yarışına girmişlerdir. Yine Roma döneminde Küçük Menderes toprakları, Roma Senatosunda Kaystros Senatörlüğü (Küçük Menderes) adıyla temsil edilmekteydi. Bizans Döneminde, özellikle Ortodoksluğun biçimlendirilmesinde Kadıköy (İstanbul) ve Nikea (İznik) kilise meclislerinde etkin, karar sahibi bir kent görünümünde olduğunu görmekteyiz.

Çağlar boyunca zengin coğrafyasının sağladığı olanakla birçok uygarlıklara sahne olan Tire; Tarihçi Pachmeres’in deyimi ile “Keşişler Yöresi “, Şerafeddin’in Zafer namesinde ” Rum’un Meşhur Şehri”, Evliya Çelebi seyahatnamesinde ” Şehri Muazzam Tire”, Katip Çelebi’de “Eski Taht Şehri “, 1908 Tarihli Aydın vilayeti Salnamesinde “Ulemalar yatağı” tanımlamalarında tarihsel payı verilirken, diğer yandan Fransız Tarihçisi Şair Lamartin, doğal güzelliğini dikkati çekerek “İsviçre kentlerini” andırıyor demektedir.

tire-1

Türkler öncesi tarih, kültür ve inançların zengin bir birikimine sahip olan Tire, daha sonraki Türk varlığıyla doruğa çıkmış ve yüzlerce yıl ürettiği değerleri, Türk toplumuna sunmuştur. Bu arada Tire Darphanesi’nden de söz etmek gerekmektedir. 15. Yüzyıl başlarından 18. Yüzyıl’a değin, darphanesinde mangır (bakır) ve akçe (gümüş) kesilmiştir. Özellikle, nakışlı mangırları, Osmanlı dönemi bakır paraları içinde değerli kabul edilmektedir. Dünyanın saygın koleksiyonları içinde Tire Darplı paralar ciddiyet kazanmaktadır. Ünlü nümizmatlarımızdan rahmetli Cüneyt ÖLÇER, değişik koleksiyonlarda tespit ettiği, Tire darplı Osmanlı dönemi bakır paralarını çizimleriyle beraber vererek, kent tarihinin önemli bir sayfasının da netleşmesini sağlamıştır.

Son olarak elde ettikleri “Kartal Motifli” bir Tire darplı paranın çok önemli olduğunu ve bu paranın ilk nakışlı Osmanlı parası olabileceğini açıklamaları, kent tarihi açısından onurlanılacak bir belgedir. Esasen Cumhuriyet Dönemi öncesi Tire Mahalleleri içinde Darphane Mahallesi ile Darphane Vakfı Mescidi’nin bulunması konunun genişliğini açıklaması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Kent tarihinde sosyal, ekonomik ve kültürel yaşantı zenginliği yanında, siyasi olay canlılığı ayrı bir birikim görüntüsü taşır. Kanuni Sultan Süleyman’ın hayran kaldığı kent coğrafyası, kronolojik önceliği ile Timur’u etkilemiş olacak ki, Ankara Savaşı’ndan sonra ünlü hakan, kışı geçirebilmek için Anadolu da en uygun yer olarak Tire’yi görmüştür.

İzmir’e 81, Selçuk’a 40 km. uzaklıkta bulunan Tire, tarihi yapıları, el sanatları, çarşısı, yöresel yemekleri, çok renkli bir ilçedir. Tire’nin Batı Anadolu’da en eski yerleşim birimlerinden biri olması nedeniyle zengin bir kültürel birikimi vardır. Kentin ana yollar üzerinde bulunmayışı, Türk kültürünün değişik alanlarını kapsayan özelliklerini korumada etkili olmuştur. Kentteki ilk dönem zengin aşiret ve oba yerleşimi de buna eklenince, el sanatlarında Türk kültürünün kendine özgü yapısı özünü kaybetmeden günümüze ulaşabilmiştir. Tire, Çelebi Mehmet zamanında Osmanlı toprağı olmuş. Pamuk ve pamuklu dokuması ile meşhurmuş. Yeniçerilerin iç çamaşırları, Tire ve çevresinde dokunan ve Tire bezi diye adlandırılan bezlerden yapılırmış.

Tire el sanatları içinde; urgancılık, semercilik, keçecilik, yorgancılık, hasırcılık, nalıncılık, saraçlık, beledi ve oyacılık gibi kendi öz kültürümüzün ürünleri başta gelmektedir. Bu sanatlar da el emeği, göz nurunun yanı sıra Türk zekasının da işleyişi ayrı bir değer taşımaktadır. Atalarımızın sanat aracılığıyla da olsa düşünce ve yorumda doğaya ne denli bağlı oldukları daha açık seçik görülmektedir. El sanatlarında kullanılan terim ve deyimlerin dilimiz açısından önemi vardır. Hiçbir etki altında kalmadan Türkçe’nin öz yapısını sanat içinde kullanmaları daha da anlamlıdır. El sanatlarındaki işleniş inceliği yanında, kullanılan terim ve deyimleri belirleyebilme açısından bu sanatlarımız önem taşır. Türk el sanatları içinde, ahşap oyma işçiliği kendine özgü bir yere sahiptir. Dini yapılarımızın minber, pencere, kapı ve tavan süslemelerinde dikkati çeken ağaç oyma sanatımız, bir bakıma Türklerin sanatsal kimliğinin kanıtıdır. Geometrik ve bitkisel motiflerin kimi kez ayrı ayrı, kimi kez birlikte ele alındıkları bu sanat dalımız, ne yazık ki günümüze pek az örneklerini getirebilmiştir. Koruyamadığımız bu güzelliklerimiz az da olsa kimi örneklerin hala ayakta kalabilmenin şansına sahip olanlardır. Dini yapıların dışında, konakların benzer süslemeleri de aynı durumdadır. Yeşil İmaret, Yeniceköy ve Kazanoğlu camilerinin kapı ve pencerelerinde görülen işçilik, yıpranmalarına karşılık güzelliklerini koruyan örneklerdir.

tire-2

Şişte közlenip tereyağı ile servis edilen Tire köftesi, artık Türkiye’nin her köşesine gönderiliyor. Tire’nin kekikli otlarıyla beslenen danaların boşluk etleri parçalara ayrılıyor. Sinirleri çıkarılıyor. Bir kilo ete 15 gram tuz atılıyor. Sonra bu etlere kıyma makinesinde iki defa ince kıyım yapılıyor. Bu kıyma buzdolabında 24 saat bekletildikten sonra üçüncü defa kıyma makinesinden geçiriliyor. Kıymada, tuzdan başka katkı maddesi yok. Baharat yok, soğan yok. Bu özel kıyma, örste dövülerek hazırlanmış özel delikli şişlere sarılıyor. Bir hanım elinin ince parmağı inceliğinde ve boyunda her bir şişe bir köfte geçiriliyor. Şişlere geçirilen etler, kömür mangalında, ön pişirmeye tabi tutuluyor. Ön pişirme kıymanın dağılmasını önleyecek bir işlem. Servis yapılırken, ön pişirmeye tabi tutulmuş ve bir süre dinlenmiş köfteler kömür ateşinde yenebilecek kıvamda pişiriliyor. Ardından, isteyen köfteyi ateşten indirildiği şekli ile yiyebilir. Ama normali, bu köftenin üzerine demir bir tavada kızartılmış taze, mis gibi kokan tereyağının gezdirilerek yenilmesi. İsteyen olur ise köftenin altına pide döşeniyor, yoğurt dökülüyor. Tire’nin yoğurdu da bir başka. Tepsi yoğurdu tatlı mı tatlı… Köftenin tadı ile bütünleşiyor.

Tire’nin kuyu kebabı da ünlüdür. Ama ne yazık ki, kuyu kebabı sabah ezanı sırasında çıkar, saat 06.00 en geç 07.00’de tükenir. Ertesi sabah için hazırlanan kuyulara toprağın içine gömülen koskocaman toprak bir küp var. İçine et sarkıtılıyor. Etin suyunun damlaması için konulan kapta biriken yağlar ile çorba pişirilir. Kuyunun toprak ile sıvanan ağzı sabah ezanı öncesi açılıp, etler çıkarılır. Sabahın erken saatinde kim bu kuyu kebabını yer demeyin. Bu yöre halkının talebi yeter. Ama bunu yemek için sabah sabah otobüsler ile meraklı turistler de gelir.

Kaplıca veya ılıca türünden nereler var?
Tavşan adası ılıcası en bilinenlerdendir. Tire ilçe merkezinin 15 km. güneybatısında Uzgur Köyü yanında ve Elem Gölü (Bozköy) civarındadır. Ilıcanın çok sıcak olan suları banyo ve içme olarak kullanılmaktadır. Banyo olarak kullanıldığında romatizma ve deri hastalıkları, çocuk ve kadın hastalıklarına iyi gelmekte, içme olarak kullanıldığı zaman ise akciğer ve gıda metabolizması hastalıklarında yararlı olduğu söylenmektedir.

Ayrıca Aydınoğlu İsa Bey’in kızı Hafsa Hatun tarafından yaptırılan “Hafsa Hatun Çeşmesi”, Çandarlı Kara Halil tarafından yaptırılan Mısırlı Çeşmesi, Yalınayak Hamamı, Fatih Sultan Mehmet’in hekimi Altunizade tarafından yaptırılan Hekim Hamamı, Yeniceköy hamamı, Terziler Hamamı, Tahtakale Hamamı, Yeğen Ağa Hamamı, Kara Kadı Hamamı, Bahçe Kahve Hamamı belli başlı bilinenlerdir.

Doğan Bey Camii
Tire’nin Kayalık Mevkii’ndeki tepelerden biri üzerinde bulunan bu cami, Aydınoğulları döneminde, 1384 yılında Doğan Bey tarafından yaptırılmıştır. Cami duvarları, iki sıra tuğla, iki sıra taştan örülmüştür. Ayrıca pencere üstleri ile son cemaat yerinin kemerleri tuğladandır. Kubbenin dış örtüsü ise büyük ölçüde taş levhalarla kaplanmıştır. Caminin ibadet mekânı, 5.90×6.15 m. ölçüsünde kareye yakın dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânının üzerini örten kubbe trompludur. Trompların içleri, dört sıra halinde konsollarla süslü olup, ince şeritlerle hareketli bir görünümdedir. İbadet mekânının doğu ve batı cephelerinde nişler ve bunlardan batıdakinin içerisinde de bir pencere bulunmaktadır. Mihrabı oldukça bezelidir.

Son cemaat yerine üç basamakla çıkılmaktadır. Son cemaat yeri iki bölüm halinde olup, bu bölümlerden birinin ortasında bir sütunun taşıdığı kemerlerle mihrap eksenine paralel olarak ikiye bölünmüştür. Buradan ibadet mekânına giriş kapısı sivri kemerli olup, her iki yanında küçük birer mihrapçık vardır. Cami içerisinden girilen minare, doğu cephesindedir. Gövdesi oldukça küçük olduğundan, Güdük Minare olarak da tanınmaktadır. Minarenin kaidesi taş ve tuğladan örülmüş, üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minare oturtulmuştur. Minare gövdesi, tuğlalarla helezonik sıralar halinde hareketlendirilmiştir. Gövdenin üst kısmı, sonraki dönemlerde yenilenmiştir.

Kara Hasan Camii
Kara Hasan Camii, 15. Yüzyıl’ın ilk yarısında, Aydınoğulları’ndan İbrahim Bahadır Bey’in oğlu Kara Hasan Bey tarafından yaptırılmıştır. Yanında bulunan medresesi yıkılmış ve günümüze gelememiştir. Günümüze gelebilen cami; orijinal olmayıp, eski temelleri üzerine yeniden yaptırılmıştır. Orijinal olarak yalnızca ahşap kapı kanatları ile yivli minaresi gelebilmiştir.

Kazanoğlu Camii
Duatepe Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından, kaynaklarda da yeterli bilgiye rastlanmamıştır. Bu nedenle yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Kazanoğlu ismi ile tanınan bir kişinin yaptırdığı bu caminin mimari üslubuna dayanılarak, 15. Yüzyıl’ın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır. Cami; tuğla hatıllı moloz taşlardan yapılmış olup, taş sıraları iki sıra tuğla ile alternatifli olarak örülmüştür. Cami, 7.25×7.25 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin son cemaat yerinde, doğu ve batı duvarlarında da altlı üstlü ikişer penceresi bulunmaktadır. Mihrap duvarı sağırdır. Yalnızca mihrap üzerinde yuvarlak bir pencere bulunmaktadır. Mihrap yarım daire şeklinde olup, 4.10 m. yüksekliğindedir. Üzeri yağlı boya ile boyanmış olup, stalaktitli olarak sonlanmaktadır.

Caminin son cemaat yeri duvar uzantılarının arasına iki sütun yerleştirilmiş ve ince uzun dikdörtgen şeklindedir. İki yandan caminin ibadet mekânından dışarıya 2.85 m. kadar kanat şeklinde taşmıştır. Bu bölümlerin üzeri girişte kubbe, onun iki yanında çapraz tonoz, iki uçta da yarım daire şeklinde tonozlarla örtülüdür. Caminin ibadet mekânı içerisinden çıkılan minarenin kaidesi, son cemaat yerinin batı duvarı ile birleştirilmiştir. Kaide, son cemaat yerinin çatısına kadar devam etmekte olup, buradan yuvarlak minare gövdesine geçilmiştir. Minare tek şerefeli olup, tuğladan yapılmış, şerefe altı da stalaktitlidir.

Lütfi Paşa Camii
Lütfi Paşa Camii, Sultan I.Selim’in damadı, Sadrazam Lütfi Paşa tarafından 1500’lü yıllarda yaptırılmıştır. Yapım tarihini belirten bir kitabesi bulunmadığından kesin bir tarih ileri sürülememektedir. Yalnızca Lütfi Paşa’nın 1543 tarihli vakfiyesinde, caminin kurşun kubbeli ibadet mekânı olduğu, önünde de beş kubbeli, beş mermer sütunlu son cemaat yerinin yer aldığı yazılıdır. Buna göre cami, 16. Yüzyıl’ın ortalarında yapılmıştır. Vakfiyesinden, caminin yanında on beş odalı medresesi ile on iki dükkânın bulunduğu da öğrenilmektedir. Lütfi Paşa, bu yapı dışında Tire’de han, imarethane, şadırvan ve çeşme de yaptırmıştır.

Klasik Osmanlı mimarisinin tipik örneklerinden birisi olan bu yapı, kesme taştan kare planlıdır. İbadet mekânının üzerini mukarnaslı tromplarla geçiş sağlanan merkezi bir kubbe örtmüştür. Caminin önündeki avludan üç basamaklı bir merdivenle çıkılan son cemaat yeri beş bölümlü olup, altı sütun tarafından taşınmaktadır. Son cemaat yerinin ortasındaki camiye girişi sağlayan kapının önündeki bölüm; kurşun kubbeli, diğer bölümler de kiremit örtülüdür. Mihrap, yuvarlak bir niş şeklindedir. Caminin pencere kanatları ahşaptan ve kündekâri tekniğinde yapılmıştır. Minber ise ahşaptan olup, geçme tekniğinde bezemelerle kaplıdır. Caminin batısında bulunan taş kaideli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minareye son cemaat yerinden çıkılmaktadır.

Molla Arap Camii
Tire’nin 5 km. kuzeybatısında, Yahşi Bey Ovası’nda bulunan bu camiyi, Sultan II. Beyazıt’ın Molla Arap unvanlı Şeyhülislamı Zeynüddin Ali, 1492 yılında yaptırmıştır. Caminin yanında bulunan medresesi, çarşısı ve hamamından günümüze herhangi bir iz gelememiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde bu camiden “kargir bina ve kubbe-i Ranaları serapa kurşunludur” diye söz etmiştir. Günümüzde harap bir halde bulunan bu caminin kalıntılarından kare planlı, üzeri kubbeli olduğu ve medrese avlusuna açıldığı anlaşılmaktadır.

Moloz taştan ve tuğladan yapılmış olan caminin ibadet mekânı, 7.15×715 m. ölçüsündedir. Üzerinin, Türk üçgenleri ile taşınan kasnaklı bir kubbe ile örtülü olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. Caminin önünde dört sütunun, yuvarlak kemerlerle birbirine bağlandığı üç kubbeli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Bu sütunlar günümüze gelememiştir. İbadet mekânı ile ilgili olarak yeterli bilgi bulunmamaktadır. Son cemaat yerinin sağında bulunan minare kare kaideli olup, yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli olduğu sanılmaktadır. Şerefe, altı üç sıra stalaktitle bezenmiştir.

Rum Mehmet Paşa Camii
Rum Mehmet Paşa Camii, giriş kapısı üzerindeki kitabesinin ebcet hesabına göre h.876 (1472) yılında Aydınoğlu Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Caminin yapımında moloz taş ve tuğla kullanılmış olup, kare planlı ve üzeri pandantifli 7.30 m. çapında bir kubbe ile örtülüdür. Tire camileri arasında en küçük ölçüdeki yapıdır. Kuzey yönünden içerisine girilen ibadet mekânında dikkati çeken bir özellik görülmemektedir. Caminin son cemaat yeri iki köşede taş paye, bunların arasında iki sütundan oluşan üç bölüm halindedir. Bunlardan ortadaki bölüm daha dar beşik tonozla, iki yandakiler de daha geniş tonozlarla örtülüdür.

İbadet mekânı, iki sıra halinde ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Bunlardan alt sıradakiler dikdörtgen çerçeve içerisine alınmış, sağır aynalıkları bulunan pencerelerdir. Mihrap mukarnaslı olup, oldukça yüksektir. Caminin kapı kanatları ve pencere kanatlarından dördü orijinaldir. İbadet mekânından girilen tek şerefeli minare renkli tuğla ile kesme taş kaide üzerine adeta kilim desenlerini andıracak biçimdedir. Rum Mehmet Paşa’nın İstanbul’da da yaptırdığı bir külliye bulunmaktadır.

Tahtakale Camii
Tahtakale Camii, kitabesinden öğrenildiğine göre Hoca Hacı Emir tarafından h.903 (1498-1499) yılında yaptırılmıştır. Kitabe iki satır halinde Farsça yazılı olup zamanla bozulmuştur. Cami, moloz taştan 7.10×7.25 m. ölçüsünde kare planlıdır. İbadet mekânının üzeri baklavalı bir kuşak üzerine oturmuş sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Bu kasnak üzerinde üç pencere bulunmaktadır. İbadet mekânı altta ikişer, ikinci sırada birer pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap kare planlı, minber oldukça basit olup, geç devirde yapılmıştır. Caminin önündeki son cemaat yeri dört bölümlüdür. Üzeri çapraz tonozla örtülmüştür. Caminin yanındaki minaresi; kare kaideli, yuvarlak tuğla gövdeli ve tek şerefelidir. Şerefe altında mukarnaslar bulunmaktadır. Cami değişik zamanlarda yapılan onarımlar nedeni ile orijinalliğinden oldukça uzaklaşmış durumdadır.

Ulu Camii
Ulu Camii’nin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi konusunda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber Aydınoğlu Cüneyt Bey zamanında, 15. Yüzyıl’da yapıldığı sanılmaktadır. Halk arasındaki söylentiye göre de kiliseden camiye çevrilmiştir. Ancak yapıda bunu belirtecek bir mimari parçaya rastlanmamıştır. Evliya Çelebi’den öğrenildiğine göre, Birgili Derviş Ağa tarafından onarılmış, kubbesi kurşunla kaplanmıştır. Kesme taştan yapılmış olan dikdörtgen planlı caminin ibadet mekânı oldukça geniştir. Bu yüzden de Ulu Cami olarak isimlendirilmiştir. İbadet mekânı mihraba dik, her sırada dörder tane olmak üzere on altı yığma ayakla beş sahna ayrılmıştır. Caminin önündeki son cemaat yerine altı basamakla avludan çıkılmaktadır. Son cemaat yeri, onarımlar nedeni ile özgünlüğünden büyük ölçüde uzaklaşmıştır. Caminin kuzeydoğusunda bulunan minareye, son cemaat yerinden çıkılmaktadır. Taş kaide üzerinde yuvarlak gövdesi zencerek motifleri ile bezeli olup, tek şerefelidir. Minarenin değişik zamanlarda geçirdiği onarımlar nedeni ile bu bezemeler bozulmuştur. Evliya Çelebi’ye göre, caminin avlusunun dört tarafında medresenin hücreleri bulunuyordu.

Yalınayak Camii
Yalınayak Camii, Hasan Çavuş isimli bir kişi tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan ve vakfiyesinden, 16. Yüzyıl’ın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır. Caminin yanındaki medresesi yıkılmış, hamam ve muvakkithane günümüze gelebilmiştir.

Cami kesme taştan kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri pandantifli merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. İbadet mekânında mihrap yuvarlak bir niş şeklindedir. Cami içerisinde 19. Yüzyıl’a ait kalem işleri bulunmaktadır. Önündeki son cemaat yeri, altı sütunun yuvarlak kemerlerle birbirine bağlandığı beş bölüm halinde olup kalem işleri ile bezelidir. Caminin batısında yer alan minare; taş kaide üzerine, yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.

Yavukluoğlu Camii
Bu caminin yapım tarihini ve banisini belirten kitabesi günümüze gelememiştir. Vakıf kayıtlarında da vakfiyesine rastlanmayan bu caminin 15. Yüzyıl’da Yoğurtluoğlu Mehmet Bey tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Halk arasında Yavukluoğlu Camii olarak anılan bu caminin doğusunda muvakkithane, doğu ve batısında medrese odaları, kuzeyinde de rasathanesi bulunmaktadır. Hamamından hiçbir iz günümüze gelememiştir. Cami; yakın tarihe kadar harap bir halde iken, restore edilmiş ve 2005 yılında törenle ibadete açılmıştır. Cami, bu restorasyon sırasında kısmen de olsa orijinalliğinden uzaklaşmıştır. Cami, kesme taştan 10.50×10.50 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri tromplu ve on ikigen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe, dışarıdan köşe kuleleri ile desteklenmiştir. Caminin önündeki son cemaat yeri, altı yuvarlak sütunun yuvarlak kemerlerle birbirlerine bağlanması ile beş bölüm halindedir. Bunlardan ortadaki kubbe diğerlerinden daha yüksek ve daha da geniştir. Giriş kapısı mermer söveli olup, yuvarlak kemerlidir. Taş ve tuğladan bezeme ile görkemli bir konuma getirilmiştir. Mihrap ve minber mermerden olup restorasyon sırasında buraya yerleştirilmiştir. Caminin yanındaki minare taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.

Yeni Camii
Kurtuluş Mahallesi’nde bulunan bu cami, Yeniçeri Kethüdası Behram Paşa tarafından 1589 yılında yaptırılmıştır. Cami, medrese, dükkânlar, Bimarhane ve şadırvandan oluşan bir külliye şeklinde yapılmıştır. Yapı topluluğunun medresesi ile hastanesi 1914 yılında yanmış, günümüze yalnızca cami ile dükkânlar gelebilmiştir. Vakıf ve arşiv kayıtlarından caminin 1665, 1887 ve 1961 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır.

Cami kesme taştan kare planlı bir yapı olup, Tire’deki ulu camiden sonra ibadet mekânı en geniş olan camidir. İbadet mekânını örten kubbe mukarnaslarla ve Türk üçgenleri ile sağlanmıştır. Ayrıca dıştan kurşunla kaplı olan kubbe, payandalarla desteklenmiştir. Caminin önünde dört sütunun taşıdığı, üzerleri kubbeli üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Mihrap ve minberi mermerden olup, 16. Yüzyıl üslubunu yansıtan motiflerle bezenmiştir. İç kısmındaki kadınlar mahfili sütunlar üzerinde ahşaptandır.

Caminin içerisindeki bezemelerinin 1597 yılında Kasımpaşalı Osman tarafından yaptırıldığı, son cemaat yerindeki sütun bileziklerinden birisi üzerindeki yazıdan anlaşılmaktadır. Caminin kuzeybatısında bulunan minaresi, 20. Yüzyıl’da yıldırım düşmesi nedeni ile zarar görmüş ve 1961 yılında onarılmıştır. Minare kesme taş kaide üzerinde, kesme taştan yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Camiyi yaptıran Yeniçeri Kethüdası Behram Ağa’nın mezarı Mısır’da İmam-ı Şafi’nin yanındadır.

Yeniceköy Camii
Yeniceköy Camii, Hamza Ağa tarafından 1684 yılında yaptırılmıştır. Cami ile birlikte; medrese, han, hamam, dergâh, sıbyan mektebi ve imaret gibi yapıların eklendiği kaynaklardan öğrenilmektedir.

 

DİĞER BİR BAKIŞTA İZMİR HABERLERİ

    • Alaçatı

      Alaçatı

      Çeşme'ye bağlı Alaçatı, İzmir'e 79 km. mesafede olup; Çeşme-İzmir yolu üzerinde yarımadanın darlaşmış yerinde, kuzeyde Ilıca ve güneyde Alaçatı Limanı arasında, doğusunda Koca Dağ'ın batıya uzantısı olan bir...

    • Efes

      Efes

      Efes (Grekçe Ἔφεσος, Ephesos) Anadolu'nun batı kıyısında, bugünkü İzmir ilinin Selçuk ilçesi sınırları içerisinde bulunan, daha sonra önemli bir Roma kenti olan antik bir Yunan kentiydi. Klasik Yunan döneminde...

    • Foça

      Foça

      Eski ve Yenifoça olarak iki bölgeye ayrılmış. Foça, yani Eski Foça, ilk görüşte insanı çarpan bir yer. Denize bakıyorsunuz önde balıkçı tekneleri, arkada mavi ve ötede küçücük adacıklarla güzeller güzeli bir...

    • Şirince

      Şirince

      Rum telaffuzunda Kirkice, Kirkince ve nihayet Çirkince gibi biçimler alan bu ad, Cumhuriyet'in ilk yıllarında, dönemin İzmir valisi Kazım Dirik'in talimatıyla, Şirince şeklinde resmileştirilmiştir. 19....

    • Aliağa

      Aliağa

      İzmir'in sanayi ilçesi olan Aliağa; doğusunda Manisa, kuzeyinde Bergama, güneyinde Menemen, güneybatısında Foça'ya komşudur. İzmir-Çanakkale karayolu, kentin içinden geçmekte bu karayolu ile ilçeden İzmir'e...

    • Alsancak

      Alsancak

      Cumhuriyet'in ilk yıllarında, ülkemizdeki en büyük imar hareketlerinden biri işte bu yangın alanında gerçekleştirilir ve güzel Alsancak oluşur. Dönemin parasal olanaksızlığı içinde bu enkazı kaldırmak pek...

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

  • Malesef, bu hafta hiç haber girilmedi.
  • Malesef, bu ay hiç haber girilmedi.
  • Malesef, bu yıl hiç haber girilmedi.