İki minik yüreğin hikayesi

Eşini kaybettikten sonra iki çocuğu ile hayatla mücadele eden bir kadın… Suçunu inkar eden bir adamın vicdan muhasebesi… 

Gönül, eşinin vefatından sonra Yunus ve Mine adlı iki çocuğu ile zor bir hayat mücadelesiyle karşı karşıya kalır. Evlere temizliğe giderek hayatlarını sürdürmeye, çocuklarına hem annelik hem babalık yapmaya başlar. Tek başına yaşadığı sıkıntıları atlatmak isteyen genç kadın, komşuları Hatice’nin vasıtasıyla Ahmet ile evlenir. Gönül, tam rahata kavuşacağını düşünürken Ahmet’in ustabaşı olarak çalıştığı atölye kapanır. Gönül artık çocuklarının yanında bir de eşine bakmak zorunda kalmıştır. Ahmet’in iş başvuruları sonuçsuz kaldıkça morali bozulur ve gerginliğini küçük çocuklardan çıkarmaya başlar. Ancak bu duruma annelerinin üzüleceğini düşünen çocuklar ona hiçbir şey hissettirmezler. Bir gün eve sarhoş gelen Ahmet hırsızlık yapmıştır. Bu olayı örtbas etmeye çalışan Yunus istemeden de olsa hırsız damgasını yer. Ahmet suçunu inkar eder ve Yunus hırsızlık suçlamasıyla hapse girer. Çocuğunun suçsuz olduğuna inanan Gönül ise Allah’a Yunus’un suçsuzluğunun ispatlanması için her gün dua eder. Vicdan azabı ile suçunu itiraf etmeyi düşünen Ahmet atölyenin tekrar açıldığını duyar ve para hırsıyla bundan vazgeçer. Fakat bir süre sonra hatasını anlayan Ahmet, karakola giderek suçunu itiraf eder. Yunus annesine ve kardeşine kavuşur ve mutlu bir şekilde hayatlarına devam ederler.

Sen Üzülüme televizyonda ilk kez 29 Mart 2013 Cuma akşamı 19.00’da Kanal 7’de ekrana gelecek.

Ayrıntılar ve fragman için tıklayınız…

Okan Bayülgen’e TV 8 şoku!

Sabah yazarı Yüksel Aytuğ’un edindiği bilgiye göre ünlü şovmen, kanalın finansını sağlayan TV8’in sahibi Mehmet Nazif Günal’la arası açılınca projeden çekilme kararı aldığını bildirdi.

OKAN Bayülgen’in başına geçeceği ve ‘resmi ortak’ statüsüyle patronluk yapacağı TV 8’in kardeş gençlik kanalı On8 TV projesi şimdilik durdu.

Okan Bayülgen bir gençlik kanalı kurma fikrini önce kanalın genel müdürü Abiş Hopikoğlu’na açmış, proje olumlu bulunmuş ve kanalın sahibi Mehmet Nazif Günal’ın da onayıyla hazırlıklar başlatılmıştı.

Ancak zaman geçtikçe, Günal ile Bayülgen arasındaki ilişki bozuldu ve nihayet kopma noktasına geldi. Geride bıraktığımız günlerde ise diyalog tamamen kesildi.

Okan, ayrılma isteğini bildirince; kanal yönetimi de hazırlık aşamasında yapılan onca masrafı öne sürerek, Bayülgen’e ihtar çekti.

Aslında Okan Bayülgen’in On8 TV’ye ortaklığı tamamen ‘şifahi’ bir anlaşmaydı ve herhangi bir yazılı sözleşmeye dayanmıyordu.

Ancak bir yıldır kanalla ilgili her türlü kararın alınmasında ‘en yetkili ağız’ olan Bayülgen’in, ayrılma kararıyla proje belirsiz bir sürece girdi.

Özel kaynaklardan edindiğim bilgiye göre; Mehmet Nazif Günal, On8 TV projesini Okan’sız sürdürmek ve yeni bir ekip kurmak için çalışmalara başladı.

Ancak uğradığı maddi kayıptan sorumlu tuttuğu Okan Bayülgen’in peşini de kolay kolay bırakacak gibi değil.

TV 8 ile tüm ilişkisini kesen Okan Bayülgen ise yeni projelerini gerçekleştirmek için bazı kanallarla görüşmelerini sürdürüyor.

Nihat Doğan hangi dizide oynayacak?

Başrollerini Mehmet Ali Erbil, Levent Üzümcü, Nurseli İdiz, Gamze Karaman, Önder Açıkbaş’ın paylaştığı Harem’de önümüzdeki günlerde sürpriz bir isim rol alacak.

Harem dizisinin yeni bölümünde ıssız adaya düşen oyuncuları bu konudaki başarısını Survivor’da kanıtlamış olan Nihat Doğan kurtaracak.

Nisan ayından itibaren Salı günleri yayınlanmaya başlayacak olan komedi dizisi Harem’e konuk oyuncu olarak katılacak olan Nihat Doğan ile ıssız ada çekimleri önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek.

Programda ölen radyocu toprağa verildi

Beynindeki tümör nedeniyle uzun süredir tedavi gören Muzaffer Badıllı, geçen perşembe günü görev yaptığı Radyo Ekin’de program yaparken yaşamını yitirdi.

Mikrofon başında ölümü ile yakınlarını yasa boğan Badıllı için bugün memleketi Şanlıurfa’da cenaze töreni düzenlendi. Yusuf Paşa Camii’nde kılınan cenaze namazına Badıllı’nın yakınları ile sevenleri katıldı.

Değişik radyolarda; ‘Eve Dönüş’ ve ‘Mapushane Damları’ adlı programlarıyla büyük dinleyici kitlesi bulunan Badıllı, kılınan cenaze namazının ardından Bediüzzaman Aile Mezarlığı’na defnedildi.

Eyfel Kulesi’nde terör alarmı

 Kule boşaltılırken ekipler bomba araması yaptı. Herhangi bir ize rastlanmayınca Eyfel ve etrafında hayat normale döndü.

Fransa saati ile 19.30’da polise gelen ihbar ile Paris’te hareketli saatler yaşandı. Kimliği belirsiz bir kişi tarafından bir telefon kulübesinden polisi arayarak gerçekleştirilen ihbar, tarihi Eyfel Kulesi’nin 21.30’da patlatılacağını bildirdi.

Bu tür ihbarları dikkate alan Fransız polisi derhal Eyfel Kulesi’ni ve etrafını çembere alıp kuleyi boşalttı. Turistlerin hayret dolu bakışları ile kuleyi ve etrafını arayan ekipler herhangi bir tehdit izine rastlamadı.

Fransa’nın başkenti Paris’te turistlerin uğrak noktası Eyfel Kulesi, terörist saldırı ihbarı üzerine boşaltıldı.
Alınan bilgiye göre, yerel saatle 19.30’da polisi arayan bir kişi, Eyfel Kulesi’ne patlayıcı konulduğu ihbarında bulundu. Hemen hareket geçen polis ekipleri, kuledeki turistleri kısa sürede tahliye etti. Eyfel’de arama yapan ekipler, ihbarın asılsız olduğunu belirledi.

Türk şoförler Kahire Havaalanı’nda mahsur kaldı

68 Tır şoförü, Kahire havalimanında saatlerce bekledikten sonra çaresiz bir şekilde gemi şirketinin ayarladığı otobüse binerek otele yerleştiler.

Kahire havalimanında mahsur kalan 68 kişiden 65’i TIR şoförü. Şoförlerden Mehmet Cılız, “Büyük bir mağduriyet içerisindeyiz, Makrani adında bir gemi şirketinin mağduriyetinden dolayı buradayız şuan biletimiz cebimizde uçağımız 17:00’de kalkması gerekirken bizi Dimyat limanından aldılar ve buraya getirdiler. Toplamda 65 şoförüz araçlarımız ufak bir gemi ile Türkiye’ye gönderildi ama biz buradayız” dedi.

Cılız, “Buradaki 65 şoförün yaklaşık 30 tanesinin aracı halen Dimyat limanında. Diğer şoför arkadaşlara teslim etmişiz, bizi bu ülkeye getiriyorlar ondan sonra tekrar peşine düşmüyor. Paramızı peşin alıyor, şu biletimi de ibraz edeyim ve Türk yetkililere sesleniyorum bu yolda çalışan tır şöforleri sahipsiz, bize sahip çıkmanızı istiyoruz. Uçağımızı kaçırmadık saat 16:50’de biz buradaydık bütün kayıtlarımız, evrak işlemlerimiz bitti en son ben işlemimi yaparken biletimi almadan önce bana söylendi ki ‘problem var’ karşımdaki memur bir mail okudu sonra problem var deyip pasaportumu alıp gitti ve bizi bekleme salonuna indirdiler. Uçak diye bir şey yok veya uçak var bilet ücretlerimiz ödenmemiş biz burada mağduruz. Muhatabımız yok, çıkışlarımız polis tarafından iptal edildi. Bizi dışarı attılar şuanda sokakta kalmış vaziyetteyiz. Araçlarımız Mısır topraklarında değil ve bizim haricimizde şu anda 100 kişi daha Dimyat limanında perişan halde 10 gündür bekliyor” dedi.

Tır şoförlerinden Mahmut Kıraç ise şunları söyledi “Yaklaşık yedi sekiz gündür buradayız, mağduruz. Biletlerimiz, pasaportumuz hepsi onaylandı ama gidemiyoruz ve ne yapacağımızı bilmiyoruz. Şirket yetkililerine dahi ulaşamıyoruz aradığımızda dahi cevap alamıyoruz mağduruz bırakıp kaçırıldık” dedi.

Mağdur durumda olduğunu iddia eden bir başka tır şoförü ise “Türk yetkilileri yok bulamıyoruz en son bulduğumuz yetkili bizim uçağımız burada yalnız bizim uçağımıza iniş izni verilmiyor biz sizi aldıramıyoruz diyorlar” dedi.

Şoför temsilcilerinin telefon ile irtibatlandıkları Türkiye’nin Kahire Büyükelçiliği yetkilileri sorunlarını dinledikten sonra gerekeni yapacaklarını söyledi.

Bu arada bir acenta yetkilisi şoförlere uçaklarının Salı günü kalkacağını söyledi.

Kuzey Kore, yine alay konusu oldu

Kurmaylarıyla toplanan Kim Jong-un’un arkasında, üzerinde “ABD Anakarasını Vurmayı Hedefleyen Stratejik Güç Planı” yazılı bir tablo görülüyor.

‘NEDEN BİZ’ DİYE ŞAKALAŞTILAR

NK News, tabloya Google Maps haritasını yansıtıp hedefteki ABD şehirlerini netleştirdi. Fotoğrafta görülen “plana” göre Kuzey Kore, uzun menzilli füzeleriyle ABD’de Hawaii, California, San Diego ve Washington DC gibi yerleri vurmayı düşünüyor. Haritada en ilginç hedef, ciddi bir askeri tesise ev sahipliği yapmayan Teksas’ın Austin kenti. Austinliler dün internette “Neden biz” diye şakalaştı. Gazeteci Paul Szoldra, “Austin ABD’nin stratejik barbekü rezervlerini barındırmaktadır. Bu yüzden hedeftir” diye espri yaptı.

Yayınlanan fotoğraflardan birinde Kim’in füzeyle vurmayı düşündüğü eyaletlerden olan California’da üretilen iMac marka bir bilgisayar kullanması dikkat çekerken, “vuracağı yerden bilgisayar alıyor” yorumlarına sebep oldu.

ABD İLE MÜZAKERE Mİ YAPMAK İSTİYOR?

Uzmanlar ise “Kuzey Kore liderliği tehditlerinde ciddi olsa bu fotoğrafı yayınlamazdı. Amaçları, kendi kamuoylarına propaganda yapmak ve ABD’nin dikkatini çekip müzakere masasına oturtmak” değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan Rus ajansı RİA Novosti ise Kuzey Kore’nin “savaş durumuna” geçmediğini, uluslararası ajansların Korece’den hatalı çeviri yaptığını öne sürdü.

Kuzey Kore: Nükleer silahlar ülkenin canı

Kuzey Kore lideri Kim Jung Un’un başkanlığında toplanan Kuzey Kore İşçi Partisi Merkez Komitesi’nden yapılan ve resmi ajansın yayınladığı açıklamada, nükleer silahlarının “milyarlarca dolara” ticareti yapılmayacak “hazine” olduğu belirtildi.

Açıklamada, nükleer silahların, “ne Pyongyang yönetimini silahsızlanmaya zorlamayı amaçlayan müzakerelerde masaya koyulacak veya ekonomik anlaşmalarda yer alacak bir madde ne de siyasi bir pazarlık unsuru olmadığı” kaydedildi.

İşçi Partisi’nin karar mekanizması Merkez Komite’nin açıklamasında, “nükleer silahlı kuvvetlerin, ülkenin canını temsil ettiğini, bundan, emperyalist ve nükleer tehditler dünya üzerinde var olmayı sürdürdükçe asla vazgeçilemeyeceği” bildirildi.

Toplantıda, ekonominin güçlendirilmesi, yabancı ticaret ve yatırımın çeşitlendirilmesi, tarıma, hafif sanayiye ve “bağımsız nükleer enerji endüstrisine” odaklanılması, “uzay bilimi ve teknolojisinin geliştirilmesi” çağrılarında da bulunulduğu belirtildi.

Kuzey Kore dün Güney Kore ile “savaş durumuna” geldiğini duyurmuştu.

Mısır’dan İran’a Suriye çağrısı

İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile Mısır Dışişleri Bakanı Muhammed Kamil Amr’ın bir araya gelmesinin ardından Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İran’a, Suriye halkına demokratik bir gelecek temin edilmesi ve akan kanın durması için siyasi çözüme katkıda bulunması çağrısında bulunuldu.

Amr görüşme esnasında, Suriye’de yaşanan krizin sonlandırılmasının gerekliliğine işaret ederken, krizin devam etmesinin bölge güvenliğinin sarsılmasına neden olacağını savundu.

Abdullahiyan da buluşma sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada, ”Hepimiz Suriye krizinin çözümünün siyasi yollardan çözüleceğine inanıyoruz ve Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin Suriye ile ilgili girişimini destekliyoruz” dedi.

Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, ağustos ayında Mekke’de düzenlenen İslam ülkeleri zirvesinde, Suriye krizi konusunda Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye ve İran’ın katılacağı bir diyalog düzenlenmesi ve Suriye’de iktidarın barışçıl yollarla devredilmesi konusunun görüşülmesi çağrısında bulunmuştu.

Hamas yöneticisi 17 tutuklu açlık grevinde

”Hamas Esirleri Yüksek Kurulu” tarafından yapılan yazılı açıklamada, hareketin liderlerinden 17 kişinin açlık grevine başladığı ve bu sayının zamanla artabileceği belirtildi.

Kurulun açıklamasında, Hamas liderlerinden Cemal Ebu el-Heyca’nın da 253 gündür açlık grevinde olan Samir el-İsavi ve diğer tutuklulara destek olmak için açlık grevine başlayan grubun içinde yer aldığı ifade edildi.

Açıklamada, ”Filistinli tutukluların çıplak teftiş edilmesi, sürekli baskıya maruz kalmaları, ziyaretlerin yasaklanması ve tutuklu yakınlarının hapishane kapılarında gördüğü insanlık dışı davranışlara engel olmaları için Arap ve İslam dünyasını, Filistinli tutukluların yanında yer almaya ve onlara destek olmaya çağırıyoruz” denildi.

Esirler Bakanlığı istatistiklerine göre, İsrail hapishanelerinden 4 bin 660 tutuklu bulunuyor.

Suriye’de Türkmen Konseyi kuruldu

Suriye Türkmenleri Forumu’nun Ankara’da düzenlediği 3 gün süren kongrenin son gününde, 39 kişiden oluşan Türkmen Konseyi’nin üyelerinin seçim işlemi gerçekleştirildi.

Kongrede, 350 Türkmen temsilci konsey üyelerinin seçimi için oy kullandı. Kongrede 35 üyeden oluşması beklenen konsey üye sayısı 39’a, yönetim kurulu üye sayısı da 7’den 9’a çıkarıldı.

Suriye Türkmenleri Fahri Başkanı ve Türkmen Parlamentosu Başkanı Muhammed Şandır, oylama işleminin ardından yaptığı konuşmada, ”Konseyin kurulması Türkmenler için yeni bir başlangıç olacak. Onlar Suriye devriminde üzerlerine düşen fedakarlığı yaptı” dedi.

Şandır, Türkmenlerin Ankara’da bir araya geldiği esnada Esed rejiminin Suriye halkına özellikle de Türkmenlere baskı uygulamaya devam ettiğini dile getirdi.

Kongre boyunca her bölgenin konseyde kendi temsilcisini seçmesi, konseyin 3 ayda bir toplanması ve yeni konsey seçilinceye kadar bir yıl süreyle görevde kalmasını içeren iç tüzük üzerinde tartışmalar yapıldı.

Türkmen Konseyi, Suriye Ulusal Konseyi(SUK), Suriye Muhalif ve Devrimci Ulusal Güçler Koalisyonu(SMDK) ve Türkiye hükümetinden tam destek aldı.

Kongreye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye Ulusal Konseyi (SUK) Başkanı George Sabra ve Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) üyeleri katıldı.

Camiler kiliseye dönüşmeye başladı!

Yıllardır devam eden sandalyede namaz kılma polemiği, İstanbul Başvaizi Mustafa Akgül’ün açıklamalarıyla yeni bir boyut kazandı.

İstanbul Başvaizi Mustafa Akgül, “Gittikçe tabureler sıralara dönüşüyor. Kimi camilerde 3-4 sıranın olduğunu gördüm. Neredeyse camiler kilise manzarasına doğru tehlikeli bir ilerleyiş var. Bazı maddi durumu çok iyi olan semtlerde de koltuklar camiye gelmeye başladı. Sanki lüks ve konfor içinde bir ibadet şekline dönüşüyor.” dedi.

Mustafa Akgül sandalyede namaz kılanları da uyararak “Rahatsızlığınız varsa yere oturarak namaz kılın. Sandalye en son çare olmalı” diyo konuştu.

İlahiyat Profesörü Saim Yeprem ise “Camiler kiliselere benzemeye başladı” sözlerine karşı çıktı. Yeprem, “Dinimiz kolaylık dinidir. İbadetlerimizi bedenimizin, sıhhatimizin elverdiği ölçülerde ve şekillerde yaparız. Bu Cenab-ı Hakk’ın izin verdiği hususlardan biridir. Önemli olan ibadettir” dedi.

Daha fazlasını oku: Camiler, kiliseye dönüyor – Rotahaber http://haber.rotahaber.com/camiler-kiliseye-donuyor_356444.html#ixzz2P5gdo2gv
Follow us: @Rotahaber on Twitter | rotahaberr on Facebook

Muğla’da karşıt görüşlü öğrenciler arasında kavga

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde akşam saatlerinde karşıt görüşlü iki öğrenci grubu arasında Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait öğrenci yurdunda tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonrası iki grup Kötekli mahallesindeki ve yurt binasında toplandı. Öğrenci grupları arasında yaşanan tartışma sonrası Muğla Emniyet Müdürlüğü ekipleri iki grup arasında barikat kurdu. Yaklaşık bin kişilik iki grubun sloganlar atması üzerine tansiyon yükledi. Bunun üzerine güvenlik güçleri kampüs alanına TOMA, panzer ve akrep araçlarını sevk ederek, yurt içinde ve dışarıda önlemlerini arttırdı. Öğrenciler gecenin ilerleyen saatlerinde birbirlerine taş ve sopalar fırlattı. Özel Hareket ekipleri ile birlikte yaklaşık 100 polis güvenlik önlemi alırken, tedbir amaçlı Fethiye, Marmaris ve Bodrum’dan da takviye ekipler istendi.

Muğla İl Emniyet Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, yurt binasında kuru sıkı tabanca ateşlendiği yönünde bilgilerin bulunduğu öğrenildi. Polis iki grubun yaklaşmasına izin vermezken, kısa süreli yaşanan arbedede iki gruptan 7 öğrenci gözaltına alındı. Gözaltı sırasında bir polis memuru hafif şekilde yaralandı. İki grup emniyet yetkililerinin çağrısı sonrası dağılırken, yurt binası dışında kalan öğrenciler polis kordonunda evlerine götürüldü.

“Herkes çıkmak isterken Türkiye niye girsin!”

Fransa’daki Müslümanlarla bir sorunu olmadığını savunan Le Pen, ülkede asıl sorunun İslam’ın görünürlüğü olduğunu öne sürdü. İktidara gelmesi durumunda ise Müslümanlar arasında Fransızlık bilincinin yerleşmesi için eğitim sisteminin asimilasyona öncelik vereceğini dile getirdi.

AB’nin Türkiye’yi uzun yıllardır kapıda bekleterek aldattığını ve hor gördüğünü savunan Le Pen, “Türkiye ne tarihi ne coğrafi ne de kültürel olarak AB’nin parçası. Dürüst olarak bir millete saygı duymak istiyorsanız açıkça gerçekleri söylemelisiniz. Bu konuda açık davranılmadı.” diye konuştu. Türkiye’nin AB üyeliğine Müslüman olduğu için karşı çıkmadığını iddia eden aşırı sağcı lider, “Avrupa’da yaşayan önemli sayıda Müslüman var. Türkiye’nin Müslüman olmasının AB’ye girmemesinin önünde önemli bir engel olduğunu düşünmüyorum. Bizim asıl problemimiz çok kültürlülükle. Bizi çok kültürlülüğü mecbur kıldılar. Şimdi çok kültürlülük, çoklu çatışma ortamına dönüştü.” ifadelerini kullandı.

AB’nin Euro kriziyle birlikte Sovyetler Birliği’ne döndüğünü belirten Le Pen, “Bugün Türk halkının AB’ye girmek için eskisi kadar istekli olmadığını biliyorum. Türk halkı, Euro bölgesindeki kabusu gördü ve AB üyeliğine karşı çıkarak doğru bir karar verdi. Herkesin çıkmak istediği bir birliğe neden girmek istesinler?” dedi. Le Pen, “Politikacılar halka AB’yi mutluluğu getiren, refahı artıran ve yeni iş imkanları getiren bir barış projesi olarak sundular. Ama AB projesi ekonomik savaşı, sanayinin çöküşünü, haksız rekabeti ve milli egemenliğin kaybedilmesin getirdi.” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE BÖLGEDE MODEL ÜLKE OLABİLİR”

Fransa’nın Suriye politikasını eleştiren Marine Le Pen, “Libya’da silahlı radikal grupların oluşmasına katkıda bulunduk. Suriye’de de aynısını istiyoruz. Ben Mali’de radikal gruplara karşı savaşırken Suriye’de İslamcı grupların silahlandırılmasını büyük çelişki olarak görüyorum. Bir seçim yapmak lazım. Biliyorum ki bu politikanın ardında açığa vurulmasa da stratejik ve ekonomik nedenler yatıyor. Katar ve Suudi Arabistan’la birlikte petrolü Suriye’den geçirerek Rusya’ya karşı rekabet yaratma düşüncesi var. Bu fikre Esed karşı çıkıyordu.” diye konuştu.

Türkiye’nin tarihi konumu ve laiklik ilkesine bağlılığı sayesinde Ortadoğu’da model bir ülke olabileceğini belirten Le Pen, “Türkiye’nin Libya ve Suriye’de radikal İslamcıları desteklememesi gerekir. Bu durum Suudi Arabistan ve Katar’ın bölgesel liderliği ele geçirmesine neden olacak. Bazı Avrupa ülkeleri ve ABD bu iki ülkenin suç ortağıdır. Bu manada Türkiye tarihi konumu ve laikliğe bağlılığı itibariyle bölgede model bir ülke olabilir. Türkiye’nin radikalleşmeye karşı başka bir seçenek sunması halinde bu tavrı destekleriz.” şeklinde konuştu.

“İSRAİL KENDİ GÜVENLİĞİNİ SAĞLIYOR”

Marine Le Pen, partisinin son yıllarda neden Yahudi karşıtı söylemden İslam karşıtı söyleme geçiş yaptığı yönündeki soruya, “Yıllarca Fransızların bizden korkması için partimize Yahudi karşıtı suçlaması yapıldı. Bugün Fransa’da yaşayan Yahudiler bizi çok iyi anlıyor. İsrail’in de kendi sınırlarını koruduğunu, güvenliğini sağladığını düşünüyoruz. İsrail’e bu özgürlüğü tanımalıyız.” sözleriyle cevap verdi. FN’in eski lideri ve babası Jean-Marie Le Pen’in, partinin İsrail’le yakınlaşmasını eleştirdiğinin hatırlatılması üzerine aşırı sağcı lider, “İsrail’in güvenliğini sağlama hakkının olduğunu Filistin’in ise varlığını bağımsız bir devlet olarak sürdürmesi gerektiğini savunuyoruz.” dedi.

“FRANSA’DA MÜSLÜMANLAR KENDİ KURALLARINI DAYATMASIN”

FN’in aşırı sağcı değil “milliyetçi ve vatansever” bir parti olduğunu savunan Le Pen, Fransa’nın Hıristiyan kökenli laik bir ülke olarak kalması için mücadele ettiklerini belirtti.

Helal etle ilgili tartışmalara da değinen Le Pen, herkesin helal et yiyebileceğini fakat yüzde birlik bir kısmın herkese helal et yemeyi empoze etmeye kalkmasını ise kabul edemeyeceğini söyledi. Marine Le Pen, bir grup Protestan’ın Müslüman bir ülkeye gidip domuz eti yemeyi mecbur kılmasını da Müslümanların kabul etmeyeceğini düşündüğünü ifade etti.

Le Pen, “Biz İslam düşmanı bir parti de değiliz. Biz İslam’a karşı haçlı seferi yapmıyoruz. Müslüman ülkelerde İslam’ın gerilemesi gibi bir düşüncemiz yok. Müslüman ülkenin Müslüman kalmasından yanayız.” vurgusunda bulundu. Marine Le Pen “Eğer 20 milyon Protestan Türkiye’ye gelip kendi kurallarını zorlamaya çalışırsa, kendi dinlerine göre yasaların şekillenmesini isterse, eğer yaşam şekillerini değiştirmeye çalışırlarsa Türkler Protestanlara ‘Burası Türkiye kurallarına uyup Türk gibi yaşa’ derler. Bende aynı şeyi Fransa için istiyorum.” ifadelerini kullandı.

Milli Cephe Partisi Başkanı Marine Le Pen, ”Biz burkayı istemiyoruz ama insanları şoke olacağını bile bile Müslüman bir ülkeye gidip mini etekle de dolaşmıyoruz. Asıl kabul etmeyeceğimiz dini politik grupların kendi yasalarını ve yaşam koşullarını zorunlu kılmak istemeleri. Biz de kendi yaşam şeklimiz ve kimliğimizi savunuyoruz . Azınlık bir grubun bize kendi yaşam koşullarını, yemek seçimini zorunlu kılmasını istemiyoruz.” dedi.

“BAŞÖRTÜLÜ KADINLARIN ARKASINDA KATAR VAR”

Başörtülü kadınların sokaklarda daha fazla görünmesinin “masum” bir durum olmadığını ve bu artışın arkasında Katar’ın olduğunu iddia eden Le Pen, “Son 30 yılda Müslüman göçü İslam’ı Avrupa’nın ikinci dini haline getirdi. Müslümanlar, laiklik ilkesi açısında kabul edilemez taleplerde bulunan kontrolsüz bir güç haline geldi.” ifadelerini kullandı.

Başörtüsü özgürlüğü ve helal et gibi taleplerin radikal İslamcıların sistemli girişimleri olduğunu iddia eden Marine Le Pen, “Fransızlar, radikal İslam’ın güçlenmesinden rahatsız. Çünkü Fransızlar alışkanlıklarına müdahale algılıyor. Başörtüsü, ibadet yerleri, özel gıdalar… Fransızlara çelişkili gelen durum bu. Ama problem İslam ya da onun uygulanışı değil, asıl sorun İslam’ın görünürlüğü. Daha önce birçok Fransız Müslüman gösterişsiz dinini yaşıyordu. Değişen bir şeyler var. Bu dinin politik bir silah olarak kullanılması ile karşımıza çıkan bir durum.” dedi.

KAMUSAL ALANLARDA BAŞÖRTÜSÜ YASAKLANMALI

Yargıtay’ın başörtüsünü özel kurumlarda serbest bırakan kararından sonrası meclise sunulan laiklik yasa tasarısına da destek veren Marine Le Pen, kamusal alanlarda tüm dini sembollerin yasaklanmasından yana olduğunu söyledi. Le Pen özel kuruluşların dini sembollere karşı kendi sınırlarını belirlemesi gerektiğini belirtti. Bunun için 2004’te okullardaki laiklik uygulamasıyla ilgili çıkarılan yasanın genişletilmesinin yeterli olacağını sözlerine ekledi.

Fransa’da 1905 tarihli laiklik yasasının Katolik ve Yahudi inancı için dini kıyafet ve dini eğitim imkanı tanıdığını hatırlatılması üzerine, “Bazı göstermelik dini elbiseler var ama bunlar 1905 laiklik yasasına göre yasal giysiler. Yoksa Yahudiler ve Müslümanlar için de aynı yasalar geçerli.” dedi. Hıristiyan aşırı dincilerin laiklik açısından tehdit oluşturup oluşturmadığı yönündeki soruya ise “Hayır, çünkü Hıristiyanlar arasında aşırı dinciler çok küçük bir grup.” şeklinde cevap verdi.

“MÜSLÜMAN OLMADAN ÖNCE FRANSIZ OLMAK GEREKİR”

Marine Le Pen, iktidara gelmesi halinde Fransa’da yaşayan 5 milyon Müslüman nüfusla ilgili nasıl bir politika izleyeceği yönündeki soruya, “İlk önce Fransa’daki kuralları hatırlatmak lazım. Çünkü birçok Müslüman hükümetin gevşekliği nedeniyle nasıl istiyorsa öyle hareket ediyor. Oyunun kuralını dürüst bir şekilde hatırlatmak lazım ve açıklanan kurallara büyük bir bölümünün uyacağını düşünüyorum. Ayrıca milli bağlılığın öncelik taşınması gerekir. Müslüman olmadan önce Fransız olmak gerekir. Eğer Fransız olmak önceliğimiz olursa bunun başka önceliklerden daha fazla kazanımı olduğunu hissedebiliriz. Ayrıca onları Fransız kimliği altında buluşturmak gerekir; Fransızlığın bir gurur kaynağı olduğunu bilmeliler. Bunun için tüm kurallar okullarda ele alınmalı. Eğitim sistemi asimilasyona öncelik vermeli.” sözleriyle cevap verdi.

“SARKOZY HER AN POLİSE YAKALANABİLİR”

Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin siyasete geri döneceği yönündeki iddiaları da değerlendiren aşırı sağcı lider, “Geri döneceğini hiç sanmıyorum. Zira, her an polis devriye araçları tarafından yakalanabilir. Hakkında birçok yolsuzluk davası var.” dedi.

PKK’nın 50 milyon dolarlık cephanesi!

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Sınırdan silahlı geçilmesinin yasal olarak mümkün olmadığını” anımsatarak PKK’lı teröristlerin ülke dışına çıkarken Türkiye’de bırakmasını istediği silahların dökümü ortaya çıktı.

Sabah gazetesinin haberine göre PKK kamplarını BBG evi gibi izlemeye alan TSK, örgütün elindeki silah miktarını ve değerini de hesapladı. Hazırlanan raporlara göre örgütün elinde en az 50 milyon dolarlık silah ve mühimmat bulunduğu tahmin ediliyor. Genelkurmay verilerine göre PKK, son iki yılda 15 milyon dolarlık silah satın aldı.

KANDİL CEPHANELİĞİ

Örgütün elinde çoğunlukla roketatar, tanksavar ve uçaksavar türü silahlar bulunuyor. Mayın ve uzaktan kumandalı patlayıcı alımı ve yapımına da özel önem veren PKK’nın elinde Doçka, Kanas, RPG-7 Roketatar, BCK Fişeği, M-16, G-3, Kalaşnikof C3, C4 ve A4 patlayıcılar da yer alıyor. Kandil Dağı’ndaki mağaraları cephanelik ve lojistik merkez olarak kullanan PKK’nın Hakurk, Bekur, Misalog, Zaro, Cemalurti, Armus- Ciya ve Minazerdi bölgelerinde cephanelikleri bulunuyor.

HAFİF SİLAHLAR RUS

Hafif silahların çoğunluğu başta Rusya olmak üzere eski doğu bloku ülkeleri ve Çin menşeili. Bir kısım silahlar ise Almanya, İtalya, İngiltere, İspanya, ABD gibi ülkeler tarafından üretildikten sonra, doğrudan veya dolaylı yollarla terör örgütlerine ulaşıyor. Arazide yeri tespit edilen ve emniyet gerekçesiyle yerinde imha edilen mayınlardan büyük çoğunluğunun İtalya menşeili olduğu ifade edildi. Suriye’de yaşanan iç savaş nedeniyle PKK’nın silah teminini bu ülke üzerinden de yaptığı belirlendi. PKK’nın Esad yönetimiyle füze pazarlığı yaptığı istihbarat raporlarında anlatılmıştı.

İŞTE O SİLAHLARIN DÖKÜMÜ

ROKETLER: Örgütünün elinde 2 bine yakın roket olduğu tahmin ediliyor. Yüzde 85’inin Rusya, yüzde diğerlerinin Irak ve Çin menşeili olduğu belirtiliyor.

KALAŞNİKOFLAR: 20 bine yakın. Çoğu Rus yapımı. Macaristan ve Bulgaristan orijinli olanlar da var.

DİĞER TÜFEKLER (KANAS, MAVZER, BKC, G-1): 10 bine yakın. Yaklaşık 6 bini suikast silahı olarak bilinen Kanas. Rus, İngiltere ve ABD menşeili.

TABANCA: 4 binden fazla. Çoğu Çekoslovak, İspanya ve İtalya yapımı.

EL BOMBALARI: 5 bine yakın. Çoğunluğu Rusya ve Almanya menşeili

MAYINLAR: 15 bine yakın olduğu ifade ediliyor. Yüzde 70’inin İtalyan yapımı olduğu belirtiliyor.

Sıcağı fırsat bilen İstanbullular sahillere akın etti

İstanbul’da geçtiğimiz hafta etkili olan yağış ve soğuk hava bugün yerini sıcağa bıraktı. Sıcaklık yaklaşık 25 dereceye kadar yükseldi. Tatili de fırsat bilen vatandaşlar güneşli havanın tadını çıkarmak için sahillere akın etti. Piknik yapanlar ve sahilde denizi seyredenler güzel bir gün geçirdi.

Kışın etkisinden kurtulduklarını belirten vatandaşlar, “Çocuklar da biz de eve kış boyu eve kilitlendik. Hem çocuklar hem de biz biraz vakit geçirelim diye düşündük.” dedi.

Sıcak havayı fırsat bilip denize girenler de oldu. Özellikle gençler, öğle saatlerinde denize koştu.

Muğla’da minikler denize girdi

Hava sıcaklığının 25 derece ölçüldüğü Muğla’nın Ula ilçesine bağlı Akyaka beldesinde, güneşli havayı fırsat bilen vatandaşlar sahil kenarlarına koştu. Bazı vatandaşlar ve çocuklar denize girerek, güneşli havanın tadını çıkardı.

Muğla’nın önemli turistik beldelerinden Akyaka beldesi akınına uğradı. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğrencileri sezonunun ilk deniz keyfini yüzerek yaşarken, çocuklar da sahil kenarında kumdan oyuncaklar ile oynadı. Öğrenciler, “Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi birinci sınıf öğrencileriyiz. Havanın sıcak olmasını fırsat bilip deniz keyfi yapmak istedik. Deniz suyunun sıcaklığı Mart ayının sonu olmasına rağmen gayet iyi. Hafta sonlarını artık bundan sonra Akyaka sahilinde değerlendireceğiz.” dedi.

İşte çözüm sürecinde merak edilen asıl soru

Samet Tunçer ve Ömer Süt’ün haberi…

AK Parti Aydın eski milletvekili Ahmet Ertürk, çözüm süreciyle ilgili olarak Haber7’nin sorularını yanıtlarken kimsenin değinmediği bir noktaya değindi. AK Partili Ertürk, terörle beraber uyuşturucu belası da sona erecek mi, sorusunu sordu ve ekledi: Bu mesele AK Parti’nin olduğu kadar CHP, BDP ve MHP’nin de meselesi olmalı… Silahla artık hiçbir yere varılmıyor, çözümün adresi artık parlamentodur.

ADNAN MENDERES’İN MEMLEKETİ AYDIN, ÇÖZÜM SÜRECİNE NASIL BAKIYOR?

Türkiye’nin hem doğusu hem de batısı ülkemizde artık kavganın değil, barış ve huzurun egemen kılınmasını istiyor. Farklı dinlere inanan, farklı dilleri konuşan, farklı kültürleri olan insanlar aynı duyguyu paylaşıyor: Artık insanlar ölmesin!

Haber7.com çözüm süreciyle ilgili olarak Türkiye’nin nabzını tutmaya devam ediyor. Geçtiğimiz hafta gittiğimiz Diyarbakır, Siirt, Batman ve Mardin şehirlerimizde orada yaşayanların, çözüm süreciyle ilgili olarak görüşlerine yer vermiştik. Bu hafta da Türkiye’nin Batısı’nda yer alan ‘Efeler Diyarı’ Aydın’da varlığını devam ettiren siyasi parti, STK ve vatandaşlarımızın çözüm sürecine dair görüşlerine yer verdik.

Türkiye’nin mozaiğine ve birlikte yaşama kültürüne en güzel örnek teşkil edecek olan ve eski Başbakanlardan rahmetli Adnan Menderes’in memleketi, orada yaşayanların tabiriyle ‘Demokrasinin Beşiği Aydın’da halk çözümün geleceğine inanıyor mu? Bu süreçte Batı’nın ve şehitlerimizin hassasiyetleri göz önünde bulunduruluyor mu? Süreçte aktif olarak yer alan aktörler, Aydınlıların samimiyet testinden geçebilecek mi? Ve en önemlisi burada yaşayanlar Türkiye’ye barışın hakim olacağının umudunu taşıyor mu?

AYDINLILAR, ÖCALAN’I SİNDİREMİYOR

Diyarbakır, Mardin, Batman ve Siirt’ten yükselen tek çığlık ‘Barış’tı… Gerek Kürt gerek Arap gerek Alevi gerekse Süryaniler aynı düşünceyi paylaşıyor ve şöyle haykırıyordu: Yeter! Artık analar ağlamasın ve barış gelsin! Evet, Türkiye’nin en batısı da bu güzel ülkemize ‘barış gelsin, kimse ölmesin’ istiyor ama bu temennilerini dile getirirken de sürecin aktörlerine bir serzenişte bulunuyorlar: Terörist başının muhatap alınmasını içimize sindiremiyoruz…

İŞTE O GÖRÜŞLER:

TERÖRLE BERABER UYUŞTURUCU BELASI DA SON BULACAK MI?

AK Parti Aydın Eski Milletvekili AHMET ERTÜRK: Çözüm noktası silah ve mermi olmayacak, parlamento ve siyaset kurumu olacak. Bu mesele sadece AK Parti’nin meselesi değil… Özellikle CHP ve MHP’lilerin ürettiği “Recep Tayyip Erdoğan memleketi satıyor”, “Büyük Ortadoğu Projesi ile beraber ülke bölünecek” söylemlerinin ne kadar boş olduğunu zaman bize gösterecektir. Devlet, Kürtlerle değil PKK terör örgütü ve bu doğrultusunda uyuşturucu ile savaşmaktadır. Asıl burada kritik olan sorular şunlar: Türkiye bu terör belasından kurtulduktan sonra PKK’nın kaynağı olan uyuşturucu ticareti de sona erecek mi? Bu ticaretin tekeli kimin eline geçecek? PKK’nın beslendiği uyuşturucu ticaretinin Avrupa ayağı ne olacak? Son zamanlarda güvenlik güçlerimiz yaptıkları operasyonlarla uyuşturucu baronları tarihinin en büyük darbesini vurdu, bu operasyonların bütün hızıyla devam etmeli diye düşünüyorum.

“ORDU NAMUSUMUZSA, NAMUSUMUZU ZEDELETTİK”

Aydın CHP İl Başkanı BARKAN KALINOMUZ: Çözüm süreci teröristle pazarlık yapılarak olmaz. Bu süreç, terörizmi ortadan kaldırma projesi değil, Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi’nin sonucudur. ABD Başkanı Obama aracılığıyla İsrail’in Türkiye’den özür dilemesi çok tesadüfi olaylar değil. Türkiye çok ciddi bir şekilde kan kaybetmiştir. İlk önce orduyu itibarsızlaştırdılar, askerleri suçladılar, içeri alıp mahkum ettiler, sonra da teröristi çıkartıyorlar. Militarist düşünmek istemiyorum ama eğer ki bu ordu bizim namusumuzsa, namusumuzu zedelettik. Bu acı tablonun faturası büyük olacaktır. Sonucunda da Başbakan Erdoğan ağzındaki baklayı çıkardı ve Federal devletten bahsetti. İşte Türkiye’deki üniter devlet yapısının bitirilmeye çalışılmasının en büyük balyozu da kafalara indirilmiştir. Kurtuluş  Savaşı’nda emperyalist güçlere karşı savaşarak bu vatan topraklarını kaybetmeyen, ulusalcı refleksleri güçlü olan Aydınlı dedelerin torunları olarak bu söylemler burada yaşayanları incitmektedir. Güneydoğu’da ekonomiyi oturtursanız, oradaki insana insan olduğunu hissettirirseniz, sevgiyi hakim kılarsanız bu işi çözersiniz. Teröristbaşı ile pazarlık etmeden, halktan bir şey gizlemeden ve TBMM’yi debu sürece dahil ederek bu süreci yönetmelisiniz.

“YENİ ANAYASA SORUNLARI ÇÖZECEKTİR”

Alevi Kültür Dernekleri 4. Bölge Merkez Şube Başkanı ERDAL DEMİR: Halk, Türk ve Kürt ayrımına girmeden süreci bugüne kadar taşıdı bugün de süreci barış süreci olarak kucaklıyor. Şimdi bir barış süreci kucaklanıyorsa, bizim barış sürecini kucaklamamak gibi bir lüksümüz olamaz. Biz Alevi topluluğu olarak barış sürecini kucaklıyoruz. Katılımcı ve çoğulcu anlayışın içinde olduğu barış çok önemli. Bir tarafta bir toplumu temsil edenlerle Türkiye’yi temsil eden liderin barış sürecini başlatması bence çok akıllıca bir iş. Yeni anayasa da demokratik ve barışçıl bir Türkiye’yi getirecek. Zaten demokratik bir Türkiye gelirse Türkiye’de sorun kalmaz. Biz kurtuluş savaşında tüm kesimleriyle birlikte değil miydik? Barış sürecinin başlaması Alevi toplumunun da içinde bulunduğu tüm toplumun özlem duyduğu bir başlangıçtır. Ancak nereden başlamalı, nereden bitmeli? Bu çok önemli ama bir belirsizlik var.

“TERÖRİST BAŞI BİZİM MUHATABIMIZ OLMAZ”

Aydın Şehit Aileleri Ve Gaziler Dayanışma Derneği Başkanı SEVİL ESİN: Eşimi şehit verdiğim 1985’ten beri iktidar olan hiçbir hükümeti affetmiyorum. Bu topraklar bizim, hepimizin. Biz memleketi kolay kazanmadık, kolay da vermeyeceğiz. İktidar bir şeylere karar verirken babasız büyüyen yüzlerce çocuğa da sorması gerekiyor. Benim canımı alan birisine ben soru sorma lütfünde değilim. Terörist başı bizim muhatabımız olamaz. Kürt vatandaşlarımızla diyalog sorunumuz yok. Derneğimizde her memleketten insan var. Çanakkale’de her memleketten şehit var. Şehitlerimizin vebali kolay ödenmez. Benim canımı alan bir insanla barışmam mümkün olamaz. Masanın bir başında terörist başının olmasını içimize sindiremiyoruz. 30 bin kişinin canını alan birisiyle ne derece sağlıklı görüşülebilir. Gerek teröristbaşının gerek terör örgütünün gerekse BDP’lilerin  açıklamalarına ve samimiyetine inanmıyoruz. Başka canlar gitmesin istiyoruz. Kürt halkı bilinçli olmalı. Kendilerini eğitmeli ve kullandırmamalı. Biz Türkiye’de hep beraber yaşadık. Kan durmalı ama taviz verilmeden durmalı. Teröristbaşı muhatap alınmadan da bu barış sağlanabilir.

“İYİ Kİ DİYARBAKIR’DA TÜRK BAYRAĞI YOKTU”

Aydınlık Gazetesi Köşe Yazarı-Avukat EROL ERTUĞRUL: Öncelikle bu ülkede yaşayan hiç kimse ‘barış olmasın, insanlar ölsün’ demez, hepimiz barış olsun istiyoruz. Ama neyin karşılığında barış gelecek sorusunu sormadan edemiyoruz. Hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı ‘PKK ile anlaştık, barış geliyor’ diyor ancak bunun karşılığında neyi verdiğimizi kimse çıkıp da açık yüreklilikle söylemiyor. 21 Mart’ta Diyarbakır’da yapılanlar bir barış tablosu değil, bir ihanet gösterisiydi. İyi ki, o gün orada Türk Bayrağı yoktu. Neden mi? Türk Bayrağı şehit kanıyla oluşmuş, cumhuriyet, laik ve demokratik yapının simgesidir, orada olsaydı bayrağımız kirlenirdi.

“ÖCALAN KORKAK VE YALANCIDIR”

Kürtçülük yapanlar, bakın Kürtler demiyorum, ülkenin bölünmesini istiyor. Kürtler elbette dillerini öğrenip, konuşsunlar ve Kürtçe şarkı ve türküler dinlesinler ama Kürtçüler, Kürtçe eğitim istemesin… Üniter yapıda olan hiç bir ülkede iki dil yoktur. Mesela Fransa’da 28 dil konuşulur ama ana dil Fransızca’dır. Bölücübaşı ve Kürtçü parti BDP’nin birçok üyesi Kürtçe bilmiyor, yazışmaları Kürtçe değil Türkçe yapıyor. İmralı’da yatan bölücübaşı korkak ve yalancı biridir. Neden mi? 21 Mart’taki mesajında bir ateist olarak İslam bayrağından bahsediyor, halkımızı aldatmaya çalışıyor. Terör tehdidiyle Türk ulusu diz çöktürülmeye çalışılıyor. Ama kimse unutmasın bu Türk ulusu diz çökmez. Barışı bozan biz değil, silahlı örgüttür, silahlı örgütle de görüşme olmaz. Geçmişte Kürt ayaklanmaları nasıl bastırıldıysa bu da öyle bastırılacaktır. Ödün vererek ayaklanmaları bastıramazsınız.

“BİZ KÜRTLERLE ETLE KEMİK GİBİYİZ…

Türk Sağlık Sendikası Başkanı AHMET BOZKURT: Hem Başbakan’ın hem de diğer siyasi liderlerin dediği gibi ‘Tek devlet tek millet tek bayrak’ düşüncesinin hakim olması halinde elbette barışın gelmesini isteriz. Son görüşmelerde neler konuşuluyor, nelerle ilgili pazarlık konusu var ciddi kaygılarımız var. Bir pazarlık var mı? Bu pazarlığın arkasında verilen tavizler var mı? Barış sürecinden önce BDP’lilerin sık sık dile getirdiği ‘özerklik’ ve ‘federasyon’ söylemlerinin süreçle beraber bıçak gibi kesilmesinden endişe duyuyoruz. Türkiye’de Irak, İran ya da Suriye’deki gibi Kürtler bir yere hapsedilmemiş, bu ülkenin her tarafına dağılıp her platformda söz sahibi olmuşlar… Herkesin elini vicdanına koyup buna göre hareket etmesi gerekiyor. Biz Kürtlerle etle tırnak gibi değiliz, etle kemik gibiyiz. Çünkü tırnağı söküp atabilirsiniz ama etle kemiği birbirinden ayıramazsınız, ayırırsanız o insanın ölümüne sebep olursunuz.

“ÖCALAN CAHİL VE KAFASI ÇALIŞMAYAN BİRİDİR”

Emekli baş komiser İLHAMİ ÇİMENDAĞ: Terörle 33 sene mücadele eden bir baş komiser olarak şunu söylüyorum: Diyelim ki, bağımsız bir Kürt devleti kuruldu, o zaman batıda yaşayan milyonlarca Kürt vatandaşımız İzmir’de, Manisa’da, Aydın’da ya da Muğla’da nasıl barınacak? Bunun çok büyük çatışmalara sebep olacağını hiç düşündünüz mü?

Abdullah Öcalan çok cahil ve kafası çalışmayan biridir. Yazdığı kitaplar ve cezaevinden son olarak yolladığı mektuplardaki ifadeler kendisine ait değildir, birileri tarafından yazdırılıyor. Çünkü bu terörist başı o kadar bilgili değil. Asıl burada kritik olan soru şu; Öcalan’a bu aklı kim veriyor, onu kim ya da kimler yönlendiriliyor?

“TERÖRİST BAŞININ İÇERİSİNDE OLDUĞU BİR BARIŞI HAYAL EDEMİYORUZ”

Kıbrıs Gazisi İSMAİL ECE: Petrolden sonra kıymetli olan kaya petrolünün en çok olduğu illerimiz Mardin ve Şırnak’ta… Bunu Avrupa, İsrail ya da Amerika bilmiyor mu? Cihan imparatorluğundan gelmiş Osmanlı’nın torunları, açılım adı altında terörist başının muhatap olarak alınmasını hazmedemiyor, içimize sindiremiyoruz. Kendi vatandaşını ve ırkdaşını öldüren terörist başının içerisinde olduğu bir barışı tahayyül edemiyoruz. Türkiye’nin çok güzel bir mozaiği olduğunu düşünüyor ve böyle kalmasını istiyoruz. Entrikalarla barışın olacağına inanmıyoruz. 

“BİRLİĞİMİZİ BOZMAYACAK ADIMLAR ATILMALI”

Aydın Baro Başkanı SÜMER GERMEN: Bugünkü iktidar daha temkinli ve titiz bir çalışma yapıyor. Çözüm süreci projesinin Türkiye’nin bir projesi olmadığını Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesinin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Atatürk bu ülkeyi kurarken Türk milletini bir şemsiye vazifesi olarak görmüştür. Kürtlere karşı bugüne kadar devlet içerisinde çok ciddi yanlışlıklar yapılmıştır. Ama bugün Türk milleti sözünü kaldırıp, Türkiye milleti noktasına getirilmesi vicdanları sıkıntıya sokan bir anlayıştır. Terör bitirilirken bütün toplumu kucaklayacak, ülkenin birlik bütünlüğünü ve dil birliğini bozmayacak adımlar atılmalı. Daha öncelerde Kürtçe konuşmaya yasaklar getirildi ve çok ciddi travmalar yaşandı. Ama ben bugün hiçbir ödün verilmeden bu iş çözülecek sözlerine inanmıyorum. Türk milletini kimse saf yerine koymasın. Bu süreci, inşallah olmaz ama Türkiye’yi bölünmeye kadar götürecek bir projenin başlangıcı olarak görüyorum. Türk milleti bölünmeden bu süreç inşallah başarıya ulaşır.

“GÜÇLÜ İKTİDAR BU SORUNU ÇÖZECEKTİR”

Eğitim-Bir Sendikası Aydın Şube Başkanı SÜLEYMAN ALKOÇ: Terör belası Türkiye’nin ekonomik ve manevi değerlerini yıllardır tüketti. Bugün bu belanın bitmesi için ciddi adımlar atılıyor. Biz bu çözüm sürecini çok olumlu buluyor ve barışı istiyoruz. Türkiye’nin ivme kazanması ve tavan yapması buna bağlı. Biz bu süreci başarıya ulaştırırsak Türkiye’yi kimse tutamaz. Birlik ve beraberliğimizi ayırmanın da sonradan ve suni olarak üretildiğine inanıyorum. Türkiye bu ayrılıkçı söylemlerle çok zaman kaybetti. Artık zaman kenetlenme zamanıdır. Bu konuda da istikrarlı ve güçlü kardeşlik hukukunu geliştirecek bir iktidar görüyoruz. Yıllardır kavga ile bir yere varamadık. Türkiye’nin yumuşak karnı terör oldu. Artık bu yumuşak karnı sertleştirmeliyiz. İnancın bu barışa çok katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

“AKAN KANIN DURMASINI İSTİYORUZ ANCAK…”

Şehit Babası Süleyman Kocagöz: 1990 yılında oğlum Metin Karagöz şehit oldu. Biz Türkiye’de akan kanın durmasını istiyoruz. Ancak Televizyondan izlediğimiz, gazeteden okuduğumuz kadarıyla yaşananların oyun olduğuna inanıyoruz. Görüşmeler kapalı kapılar ardında olduğu, açık açık bunlar olacak denilmediği için biz yöneticilere inanmıyoruz. Bize ne olacağını anlatsalar biz destekleriz bu süreci.

 

samet.tuncer@haber7.com

omer.sut@haber7.com

Haber 7

Emek Sineması’nı işgal ettiler

İstanbul Beyoğlu’ndaki Emek Sineması’nın kapatılmasını protesto etmek isteyen bir grup, restorasyon çalışmaları süren binayı işgal etti.

Emek Sineması önünde toplanan bir grup gösterici, sinemanın yıkılacağını iddia ederek sinema salonu önünde toplandı. Ardından eylemciler, kilitli kapıyı ve cam muhafazayı çekiçle kırıp içeri girdiler. Burada üzerinde ‘Emek Sineması Yıkılamaz’ ve ‘Mahalleme Dokunma’ yazılı pankartlar açan grup salon kapılarını kapatarak eylemi sürdürdü.

Yaklaşık 100 kadar eylemcinin ve bazı tiyatro sanatçılarının da dışarıdan destek verdiği protesto için çok sayıda çevik kuvvet polisi de güvenlik önlemi aldı. Emek Sineması içinde çeşitli pankart açan eylemciler, çeşitli müzik aletleri ile enstrüman çaldı. Çevik kuvvet polislerinin uyarısıyla dışarı çıkan grup üyeleri, bir süre slogan attıktan sonra olaysız şekilde dağıldı.

Taksim İstiklal Caddesi’nde tarihi Serkildoryan binasında bulunan Emek Sinemasının yıkılarak üst kata taşınacağı iddia edilmişti.

 

Davutoğlu’ndan evlenen çifte sürpriz

Davutoğlu, cami ziyaretleri sonrasında, vatandaşların daveti üzerine Gülsüm ile Taner Kaymak çiftinin düğün töreninin gerçekleştirildiği salona geçti.

Bakan Davutoğlu ile eşi Sare Davutoğlu, bir süre Kaymak çifti ve aileleriyle sohbet etti.

Davetlilere, çeşitli programlara katılmak üzere Uşak’a geldiğini belirten Davutoğlu, genç çifte mutluluklar dileyerek, şöyle konuştu:

”Düğün salonunun önünden geçerken bizi yukarı davet ettiler. Biz de ‘Sürpriz yapalım’ dedik. Allah mesut etsin, uzun ömürler versin, çok çocuk versin. Bir, iki, üç değil, dört, beş… Güzel ahlaklı çocuklar nasip etsin. Sizler de burada bu güzel düğüne şahitlik etmek için geldiniz, Allah sizden razı olsun. Çocuklarınız varsa Allah onların mürüvvetini göstersin.”

Sare Davutoğlu, çifte düğün armağanı olarak para verdi.

Öğrenci otobüsü kaza yaptı: 2 ölü, 17 yaralı

Hatay’ın Erzin İlçesi’nde geziden dönen öğrencileri taşıyan otobüs, önünde seyir halindeki TIR’a arkadan çarptı. Kazada 2 öğrenci yaşamını yitirirken, 17 öğrencide yaralandı.

Hatay Valiliği’nin resmi internet sitesinde yapılan açıklamaya göre gençlik etkinlikleri kapsamında Mersin’e düzenlenen geziden dönen öğrencileri taşıyan otobüs, saat 20.30 sıralarında Hatay’ın Erzin İlçesi’nde kaza yaptı. Gözene mevkiindeki otoyolda önündeki TIR’a arkadan çarpan otobüsteki N.P. ve Z.Ö. adlı öğrenci yaşamını yitirdi. Kazada yaralanan 17 öğrenci, Ceyhan, Osmaniye ve İskenderun’daki hastanelere götürüldü. Tedaviye alınan yaralılardan bir öğrencinin hayati tehlikesinin bulunduğu öğrenildi. Kazadan sonra otobüs ve TIR şoförleri gözaltına alındı.

Hatay Valiliği’nin internet sitesinde yapılan açıklamada, ‘Otobüste bulunan diğer kişiler ayakta tedavi edilmiş olup, kazanın olduğu andan itibaren ilgili tüm birimler olay yerine intikal ettirilmiş, yaralıların hastaneye intikali ve tedavisi için tüm imkânlar seferber edilmiştir. Hatay Valiliği olarak meydana gelen elim hadise nedeni ile büyük üzüntü içerisinde olduğumuzu ifade ederken, öğrencimizin kederli ailesine başsağlığı, yaralananlara acil şifalar temenni ederiz’ denildi.