Alaçatı

Çeşme’ye bağlı Alaçatı, İzmir’e 79 km. mesafede olup; Çeşme-İzmir yolu üzerinde yarımadanın darlaşmış yerinde, kuzeyde Ilıca ve güneyde Alaçatı Limanı arasında, doğusunda Koca Dağ’ın batıya uzantısı olan bir sırt üzerinde kurulmuştur. Batıdan Ege Denizi ve Çeşme, doğudan Uzunkuyu koruluğu ile Urla ilçesine sınırlıdır. Deniz seviyesinden yüksekliği 16m., yüzölçümü ise 55 km2’dir. 1980’li yılların sonuna kadar ekonominin önemli kısmı tarıma dayalı olan Alaçatı’da, bugün ticaret ve turizm varlığını hissettirmeye başlamıştır. 1100 yatak kapasitesi olan yörede yeni turistik projeler gelişmektedir. Alaçatı plajındaki sörf istasyonları önemli bir turizm hareketi sağlamaktadır. Alaçatı halkının misafirperverliğiyle başlatılan ev ziyaretleri, turistlerin ilgisini çekmektedir. Cumartesi günleri açılan üretici pazarı da tüm Alaçatı ve Çeşme halkına hizmet sunmaktadır. Otantik Alaçatı evleri, parke taşlı sokaklar ve sörf merkeziyle; yapımı devam eden yat limanı, havaalanı inşaatı ve baraj çalışmaları ile Alaçatı; geleceğin önemli turistik merkezlerinden biri olacağının sinyallerini vermektedir.

1850’li yıllarda güneyi bataklık olan Alaçatı; zamanın sadrazamının “Bataklığı kurutun!” buyruğuyla Alaçatı’nın güneyindeki tabii limana ulasan bir kanal açılır. Ovalardan büyük hendeklerle drenaj sağlanarak bataklık kurutulur. Açılan kanal, daha sonraları gemilerin yanaştığı bir liman olur. Bu çalışmaya zamanın mimari Hacı Memiş Ağa önderlik eder ve adalardan imar işinde çalışmak üzere Rum işçiler getirtir. Gelen Rum işçiler, Alaçatı Limanı’nın 1000 m. kuzeyinde yeni Alaçatı’yı inşa ederek yerleşirler. İşleyebilecekleri tarlaları olmadığı için, büyük toprak sahibi Türkler, tarlalarını tesis edip işletmek ve bir süre sonra devretmek koşuluyla Rumlar’a verirler. Bir anlamda bu, yap-işlet-devret modelidir. İşletme sahibi Rumlar, Alaçatı’da bağcılığı geliştirirler. Mülklerini Türkler’e devretme sırası geldiğinde, tarihe “Postof Olayı” olarak geçen olay yaşanır. Rumlar, Türkler’e mülklerini devretmezler. 1873 yılında Alaçatı’da belediye teşkilatı kurulur. Takriben 19. Yüzyıl’da Alaçatı ve çevresinde; Çeşme, Köste, Çiftlik, Ovacık v.s ile birlikte 45.000 kişi yaşamaktadır. Bu nüfusun kırk bini Rum, geriye kalan beş bini Türklerdir.

alacati-1

Günümüzden yüzyıl önce, Alaçatı’dan dış ülkelere şarap ihraç edilmektedir. Alaçatı şarabı, dünyanın kaliteli şarapları arasına girer. Bu yüzden Alaçatı kiliselerinin en önemli süsleme figürleri de üzüm salkımlarıdır. 1912 Balkan Savaşı’yla, Alaçatı’nın kaderi değişir. Balkanlardaki kargaşadan kaçan, özellikle Yugoslavya, Makedonya bölgelerinden gemi ile Çeşme’ye gelen ilk göçmenler, Alaçatı’da iskân edilir. Bu göçmenlerin gelişi, Rumlar arasında panik yaratır ve kısa zaman içinde bölgeyi terk ederler. Bu kez 15 Mayıs 1919’da; Yunanlıların İzmir’in işgalinden sonra, Anadolu içlerine geçen Balkan göçmenlerinin yerini yine Rum göçmenler alır. Büyük Taarruz’un başlaması ve Yunan işgalinin sona ermesi ile bu defa Balkan göçmenleri tekrar Alaçatı’ya gelirler ve buradaki Rumlar da adalara dönerler. Bu arada, 1923 yılında Türkiye ile Yunanistan arasında Lozan’da mübadele anlaşması imzalanır. Bu anlaşma uyarınca; İstanbul’daki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya’daki Müslümanlar hariç, Yunanistan’da yerleşik Müslümanlar Türkiye’ye, Türkiye’de yerleşik Ortodoks Rumlar da Yunanistan’a göç ettirilerek mübadele edilirler.

Böylece Balkan Savaşı yıllarında Alaçatı’ya Kosova’dan ve Bosna’dan gelen Arnavut ve Boşnak göçmenlere Selanik (Karaferya’lı), Kavala (Kınalı ve Karacaova’lı), Girit ve İstanköy’den gelen mübadiller de eklenir. Alaçatı nüfusu 10 yıl gibi kısa bir sürede bir kez daha tamamen değişmiş olur. Alaçatı, Rumlar zamanında bağcılık ve şarapçılık ile tarihinin parlak bir dönemini yaşar, mübadele sonrası ise Alaçatı’nın zorlu yılları başlar. Balkan’lardan gelen Müslüman Türkler; bağcılık ve zeytincilik bilmediklerinden; Alaçatı’daki bağlar sökülüp, Selanik göçmenleri tarafından tütüncülük yapılır. Kosova ve Bosna göçmenleri ise bildikleri işi hayvancılığı yaparlar. Tütüncülük ve anason esas olmak üzere, kavun, soğan, diğer sebze ve meyve yetiştiriciliği ile hayvancılık; Alaçatı’yı 1980’li yıllara taşıyan ana üretim ve geçim unsurları olmuştur. Daha sonraları ise tarımsal üretiminin yerini ticaret, kısmen balıkçılık ve turizm almış olup; bu günlere gelinmiştir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın