Beydağ

Kilbiyanon ovasındaki; Palaiapolis (Balyambolu, Beydağ), Koloe (Keleş, Kiraz), Byrgion (Birgi), Nikaia gibi kent ve kaleler Türklerin eline geçti. Selçuklu emirlerinden Emir Çaka, merkezi İzmir olan bir beylik kurdu.

Bölgede başlayan Türk Egemenliği daha sonra Birgi merkez alınarak kurulan Aydınoğulları döneminde de devam etmiştir. Aydınoğulları Beyliği’nin I. Beyazıt’ın egemenliğini tanıması ile beylik merkezi Tire olarak belirlenmiştir. Bu tarihlerde Balyambolu (Beydağ) küçük bir kasaba olarak Tire’ye bağlıdır. Ekonomik bakımdan da Tire ile ilişkilidir. Yukarı Menderes Havzası 1451 de merkezi Tire olan Aydın İline o da Kütahya’da oturan Anadolu Beylerbeyine bağlıdır.

23-24 Haziran 1919’da Beydağ’ın Yunan askerleri tarafından işgaliyle Beydağ halkının acı ve hüzün dolu günleri başlamıştır. İlk işgali gerçekleştiren Efzon birlikleri, halka insanlık onuruyla bağdaşmayacak her türlü mezalimi yapmıştır. Beydağ halkı, Nazilli yoluyla Kuyacak’a ve Denizli köylerine, Karacasu ve Bozdoğan ilçelerine göç etmek zorunda kalmıştır. Bu muhacirlikleri iki defa olmuş ve bu geliş gidişler halkı perişan etmiştir. Korkutup kaçırarak halkı yıldıracağını sanan Yunan askeri, bu yöredeki direnişi kırmayı başaramamıştır. Cephelerde giderek direnişin ve Kuva-yı Milliyecilerin sayısının artması, idari ve mali bir takım sorunları da doğurmuştur. Bir yandan Kuvayı Milliye örgütlenmesinin merkezileştirilmesi, düzene sokulması ve silah gücünün arttırılması; diğer yandan da Kuva-yı Milliye birliklerinin yiyecek, giyecek ve donatım gibi ihtiyaçlarının karşılanması için bölgesel kongreler düzenlenmiştir.

beydag-1

Beydağ’ı da içine alan bölgenin kaderini tayin etmek için 19 Eylül 1919’da toplanan II. Nazilli Kongresine; Antalya, Burdur, Isparta, Denizli livaları, Apa, Atça, Alaşehir, Eşme, Eğirdir, Bademli(Bademiye), Beydağ(Balyambolu), Buldan, Bozdoğan, Çal, Çivril, Çardak, Honaz, Dalama, Sarayköy, Sultanhisar, Keçiborlu, Sandıklı, Güney, Tavas, Garbikaraağaç, Kadıköy(Babadağ), Karacasu, Karahayıt, Kuyucak, Nazilli ilçe ve nahiyelerinden ikişer delege katılmıştır. Beydağ Bucağı’ndan II. Nazilli Kongresi’ne, Balyambollu İsmail Hakkı ve Abdullah Efendi katılmıştır. Nazilli Kongrelerinde, askerleri silahlandırmak, cepheye gerektiği kadar asker ve yiyecek göndermek oluşturulan Heyet-i Milliye’nin görevi olarak kabul edilmiştir.

Alınan bu karar gereğince, Büyük ve Küçük Menderes arasındaki dağların platolarına topçu bataryalarının çıkarılması için araba yolu yapılması istenmiş, Nazilli ve çevresindeki halk, yol yapımında görevlendirilmiştir. Nazilli-Sinekçiler-Beydağ yaylası arasındaki top yolu, Beydağ halkının katkılarıyla, 12 Haziran 1920’de bitirilmiştir. Beydağ halkı, canını dişine takarak Kuva-yı Milliye birliklerinin top, cephane gibi askeri malzemelerinin yanı sıra çeşitli iaşelerinin taşınmasında da katkıda bulunmuştur. Kurtuluş Savaşı’nda, İnebolu’dan Ankara’ya cephane taşınan ve İstiklal Yolu olarak bilinen yolun bir benzerinin Milli Mücadelenin İlkkurşunla başladığı yöremizde, Kuva-yı Milliye birliklerinin askeri ihtiyaçlarını karşılanmak için Beydağ halkı tarafından yapılmış olması gurur vericidir. Kuva-yı Milliye birliklerine ve dolayısıyla Milli Mücadele’ye çok büyük katkılar sağlayan bu yola Beydağ Belediye Meclisi, 9 Şubat 1993’te “Kuva-yı Milliye Yolu” adını vermiştir.

Beydağ halkından Kuva-yı Milliye’ye katılanlar, Beydağ ve Nazilli cephelerinde çarpışmayı vatan görevi saymışlar ve İstiklal Madalyası talebinde bulunmamışlardır. Beydağ halkından asker olarak Kurtuluş Savaşı’na katılanlar ise 3. Ordu’da vatanı savunmuşlardır. 24 Haziran 1919’dan 2 Eylül 1922’ye kadar Yunan işgali ve yönetimi altında geçen dönemde Beydağ halkı, bir yandan işbirlikçi azınlıklarla ve işgal kuvvetleriyle diğer yandan da İstanbul yönetiminin Milli Mücadele karşıtı tutumuyla mücadele etmiştir.

Beydağ ilçesinin coğrafi konumu yönünden doğanın zengin oluşu, insanların ilk çağlardan beri beğenisini kazanmıştır. Bu yönden Beydağ, tarihin ilk çağlarından bu yana çeşitli kavimlerin yerleşip yaşadığı alanlardan olmuştur. Dünün ve bu günün Beydağlıları, doğanın onlara bağışladığı, güzel iklim, bereketli topraklar üstünde yaşamlarını sürdürürken geleceği düşünmemişler veya düşünememişler. Bu bakımdan tarihi ile ilgili araştırma yapmak güçleşmiştir.

Bir cevap yazın