Bebeğin organları 3 çocuğa nakledilecek

Alınan bilgiye göre, Antalya’da, Nevin-Celal Özdemir çiftinin 3 kez beyin ameliyatı yapılan 11 aylık çocukları Demir Özdemir’in beyin ölümü, dün akşam saatlerinde tedavi gördüğü Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde gerçekleşti. Doktorlarla görüşen aile, çocuklarının organlarını bağışlamaya karar verdi.

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Ayhan Dinçkan ve ekibi tarafından yapılan değerlendirmenin ardından küçük çocuktan alınan böbreklerin Kayseri’de yaşayan 2 yaşındaki Neslihan Bozdoğan ve 3 yaşındaki İlker Tekdemir’e nakledilmesine karar verildi.

Özdemir’in karaciğerinin ise İzmir Ege Üniversitesi Hastanesinde karaciğer yetmezliği teşhisiyle tedavi gören 6 yaşındaki Sebahat Davulcu’ya nakledileceği belirtildi.

Organlarıyla 3 kişiye hayat verdi

Geçirdiği rahatsızlık sonucu Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesine kaldırılan ve yapılan müdahaleye rağmen beyin ölümü gerçekleşen Öztürk’ün organları ailesi tarafından bağışlandı.

Bunun üzerine Öztürk’ten alınan böbrekler, Başkent Üniversitesi Adana Hastanesinde Ülkü Kaya (35) ve Kezban Merdane’ye (44), karaciğeri ise Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde Sefer Toros’a (50) nakledildi.

Kaya’nın annesi Güzide Kaya, kızının 12 yaşından beri diyalize girdiğini ve 8 yıldır tedavi için İskenderun’dan Adana’ya geldiklerini anlattı.

Nakil için çok beklediklerini ifade eden Kaya, nakil haberini duyunca çok sevindiklerini dile getirdi. Baba Selahattin Kaya ise çok heyecanlı olduğunu ifade ederek, vefat eden Ökkeş Öztürk’ün ailesiyle tanışmak istediğini söyledi.

Ülkü Kaya da annesinin elinden tutarak, “Yeniden doğdum, yeniden yaşama bağlandım. Yaşamak çok güzel” diye konuştu.

Kezban Merdane’nin kızı Elif Merdane ise kendisinin de organlarını bağışlamak istediğini kaydetti. Organ bağışı yapan hasta yakınlarının hayat kurtardıklarını dile getiren Merdane, “Bize hayatın yanı sıra inanılmayacak kadar mutluluk verdiler. Hiçbir şey beni bu kadar mutlu edemezdi” diye konuştu.

Ameliyata katılan Prof. Dr. Sedat Yıldırım da insanların halen organ bağışı konusunda korku yaşadığını belirterek, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulunun belli şartlara uyulduğu takdirde organ bağışının caiz olduğunu bildirdiğini hatırlattı.

Organ bağışı yapılırken arada bir para alışverişinin olmaması gerektiğini vurgulayan Yıldırım, organ bağışı için vefat eden kişinin yakınlarının mutlaka rızasının alınması gerektiğini bildirdi.

Yıldırım, iki hastanın da sağlık durumlarının iyiye gittiğini sözlerine ekledi.

Bu arada, karaciğer nakli olan Toros’un da sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi.

‘3 büyükten’ yeni üniversite!

Türkiye’nin sayılı 3 üniversitesinin işbirliğiyle kurulacak IUAU, ”yarı sanal üniversite” şeklinde eğitim faaliyetinde bulunacak. Üniversitenin rektörü, kampüsü, mekanları veya ayrı bir akademik kadrosu olmayacak. Üç üniversiteye ait mekanlar, öğretim üyeleri, laboratuvarlar, derslikler, klinikler hazırlanacak organizasyonla ortak kullanılacak.

IUAU’nın ”sanal fakülte ve birimlerinde”, 3 üniversitenin öğretim üyeleri, örgün eğitim verecek. Üniversitede örgün eğitimin yanında uzaktan eğitim de aktif olarak kullanılacak. Öğrenciler, örgün eğitimin yapılacağı derslere, alınacak karar doğrultusunda belirlenecek üniversitede girecek.

Üniversitenin öğrencilerinin yüzde 50’si yabancı öğrencilerden, yüzde 50’si Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından oluşacak. Eğitim dili İngilizce olacak üniversitede, yabancı öğrenciler için Türkçe zorunlu ders olarak en az 2 yıl uzaktan eğitim yoluyla okutulacak. Üniversitede, yabancı öğretim üyesi istihdam edebilecek ve bunu özgelirinden finanse edebilecek.

İkinci öğretim şeklinde yapılanacak üniversite, ihtiyaçlarını öğrencilerden alınan harçlarla karşılayacak. IUAU bir devlet üniversitesi olmasına rağmen ayrı bir bütçesi bulunmayacak. Sadece IUAU’yu oluşturan 3 üniversiteye küçük bir bütçe payı eklenebilecek.

IUAU’nin Türkiye’deki diğer üniversitelere rol model olması ve özellikle ilde üçten fazla devlet üniversitesi barındıran illerde kurulacak benzer uluslararası yapılanmalara öncülük etmesi amaçlanıyor.

Hangi bölümler bulunacak?

IUAU’nun, tıp, eczacılık, diş hekimliği, sağlık bilimleri, ziraat, veterinerlik, mühendislik, mimarlık, fen, mütercim tercümanlık, eğitim fakülteleri bünyesinde lisans, sağlık, fen ve eğitim bilimleri ile bilişim, biyomedikal, nanoteknolojiler gibi konularda yüksek lisans ve doktora öğrencisi kabul edebilecek. İhtiyaç ve talep olan her branşta bölüm açılabilinecek.

Rektörü, öğretim üyesi yok

Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Büyükberber, proje fikrinin yaklaşık 6 ay önce doğduğunu, Ankara ve Hacettepe Üniversitesi rektörleriyle projenin şartlarını oluşturduklarını, konuyla ilgili kendisinin YÖK’e, ilgi bakan ve milletvekillerine sunum yaptığını söyledi.

Bu tip üniversite örneklerinin dünyada bulunduğunu ancak Türkiye’de ilk olacağını dile getiren Büyükberber, ”Üniversitenin rektörü yok, öğretim üyeleri yok, mekanları yok. Bu mekanlar 3 üniversitenin ortak mekanları olabilir” dedi.

Türkiye’de 30 bin hekim açığı bulunduğunu, bu açığın 2023 yılına kadar kapatılması gerektiğini ifade eden Büyükberber, bu üniversitenin tıp fakültesinin daha öncelikli olarak faaliyete geçirilmesinin planlandığını, bu tür birlikteliklerle, açığın kapatılması doğrultusunda yeni bir adım atılacağını belirtti.

İngilizce ders verebilen öğretim üyelerinin bir fakülte çatısı altında toplanacağına işaret eden Büyükberber, bir koordinatörün yapacağı organizasyonla öğrencilerin, hangi üniversitede, hangi fakülte ve derslikte eğitim alacağını planlayacağını anlattı.

Büyükberber, ”Öğrenciler, sonuçta 3 üniversitenin rektörününde imzasının taşıyan bir diploma alacak. Başka bir değişiklik olmazsa öyle görünüyor veya içimizden bir vekil seçip onun imzasıyla olacak” diye konuştu.

Üniversitenin ikinci öğretim gibi bir mali yapılanma içereceğini dile getiren Büyükberber, ”Bu üniversite çok kaliteli olacak hem yabancı dilde eğitim verecek hem de 3 büyük üniversitenin en önemli öğretim elemanlarını bünyesinde barındıracak. Uzaktan eğitim verilmesinde sakınca olmayan dersler uzaktan eğitimle verilecek” şeklinde konuştu.

Öğretim üyelerine ek gelir olacak

Üniversitelerin kapasitelerinin ve atıl durumda kalan mekanların da kullanılacağına dikkati çeken Büyükberber, YÖK’ün ikinci öğretimde belirlediği fiyatlar dahilinde buradan elde edilen gelirin, ikinci ders ücreti karşılığı olarak öğretim üyelerine verileceğini ifade eden, ”Öğretim üyeleri için ciddi bir gelir kapısı da olacak” dedi.

Büyükberber, öğrencilerin bu şekilde fakültelerdeki farklı ekolleri, yaklaşımları bir potada eritebileceklerini dile getirdi.

Üniversitenin yasal işlemlerin tamamlanmasının ardından kurulacağını dile getiren Büyükberber, eğitim-öğretime eylül ayından itibaren başlamayı hedeflediklerini kaydetti.

Arınç ve Avcı 3 bin öğrenciyi yolcu etti

Projenin ilk etap uğurlama töreni Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın katılımıyla yapıldı. Arınç ve Avcı, Çanakkale’ye giden öğrencileri yolcu etti.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ATO ve Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) öncülüğünde Çanakkale Şehitliği’ne 3 bin öğrencinin ilk etap uğurlama törenine katıldı. Sunuculuğunu Erkan Tan’ın yaptığı Ankara’daki törende Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, ATO Başkanı Salih Bezci de hazır bulundu. Tören öncesi asker kıyafetli erkek ve yöresel kıyafetli kız öğrenciler Bakan Avcı’ya çiçek takdim etti. Nabi Avcı öğrencilerle fotoğraf çektirdi ve öğrencilerin elini öptü. Bu sırada kız öğrencinin saçları Bakan Avcı’nın ceketine takıldı. Acı öğrenciye yardımcı oldu. Salondaki tüm öğrenciler ayağa kalktı. Ellerindeki Türk bayraklarını sallayarak ‘Çanakkale Geçilmez’ diye bağırdı. Bülent Arınç ve Nabi Avcı da çocukları ayakta alkışladı.

Törende konuşan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, son 10 yıl içinde Türkiye genelinde binlerce derslik inşa ettiklerini söyledi. Cumhuriyet tarihi boyunca inşa edilen derslik sayısı kadar derslik inşa ettiklerini belirten Avcı, “bunların içinde bir tanesi var ki hepsi bir kenara o bir kenara. O da Çanakkale’deki Şehitliklerimiz açık hava dersliğimiz. Oraya gittiğiniz zaman siz de bugüne kadar gördüğünüz aldığınız izlediğiniz derslerden daha farklı normal derslerden çok daha farklı bir derse orada şahit olacaksınız.” diye konuştu.

“ÇANAKKALE’YE GİDEN ÖĞRENCİLER ŞEREFLİ, MÜBAREK ŞAHADETNAMELERİNİ ALDILAR”

Öğrencilerin öğretmenlerinden Çanakkale’de tarih, geçmiş, bugün ve gelecek ile ilgili çok anlamlı sözler duyacağını ve çok güzel bir ders yapacağını anlatan Avcı, “Bu dersin kıymetini bileceğinizi ve hiç unutmayacağınızı biliyorum. 1915 yılının ders yılı sonunda birçok lisemizde mezuniyet törenleri yapılmadı. 1915 sonunda birçok lisemiz hiç mezun vermedi. Siz işte o kahramanları ziyarete gidiyorsunuz. Onlar okullarını bıraktılar ve Çanakkale’ye gittiler. Çanakkale’de o günden bugüne hiçbir Milli Eğitim Bakanı’nın imzalamadığı kadar güzel, şerefli, mübarek şahadetnamelerini kendileri aldılar.” şeklinde konuştu.

“BİRLİK VE BÜTÜNLÜK İÇERİSİNDE ÇANAKKALE’DE SAHİP OLDUĞUMUZ GÜCE KAVUŞACAĞIZ”

Çanakkale Harbi’nde yaşanan olayların birkaç nokta ile özetlenebileceğini kaydeden Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç şunları söyledi: “Birincisi Türk ordusu Anadolu’nun gerçek evlatları sahipleri büyük bir mücadele verdiler. 1915’in başlarında ve 1916’da Çanakkale Harbi bitti. 100’üncü yılına yaklaşıyoruz. İman, inanç, toprağımıza, vatanımıza, bayrağımıza bağlılık Çanakkale’de adeta elle tutulur hale geldi. İkincisi çok genç nüfusumuzu orada şehit verdik. Üçüncüsü elbette çok önemli bugün Türkiye’de adeta içecek su kadar yiyecek ekmek kadar muhtaç olduğumuz birliğimizin, bütünlüğümüzün en büyük örneğini gördük. Bu şehitlikleri ziyaret edeceksiniz. İsimleri tespit edilen şehitlerimizin isimlerini ve memleketlerini bir daha yakından okuyun. Mesela orada Diyarbakır Lice’den şehit olmuş Mehmet’i göreceksiniz. Bursa’dan Ahmet’i göreceksiniz. Trabzon’dan veya Çaykara’dan, Rize’den Hüseyin’i göreceksiniz. Muğla’dan bir başka ismi göreceksiniz. Lazkiye’den, Kudüs’ten, Yemen’den, Galiçya’dan, Balkanlardan gelmiş askerlerimizi göreceksiniz. Osmanlı coğrafyasının her tarafından koşarak bu harbe şehit olmak için gelen aynı ideal uğruna birbirinin kucağında şehit olmuş gençleri göreceksiniz. Diyarbakırlı, Hanili, Liceli, Kulplu Hasanlar Hüseyinler Manisalı Ahmetlerin Mehmetlerin kucağında şehit oldu. Hiç birbirlerinin ırkına kökenine bakmadılar. Bayrakları birdi devletleri birdi inançları birdi çok şükür vatanseverlikleri birdi. Bu gün Türkiye’de yine aynı ideal etrafında aynı birlik ve bütünlük içerisinde Çanakkale’de sahip olduğu bu güce Allah’ın izni ile yine mutlaka ve en kısa zamanda sahip olacak. Sizin Çanakkale’de göreceğiniz güzelliklerden biride bu olmalı. Bu memlekette bin yıldır aynı bayrak altında aynı idealler için yaşayan insanlar fitne, ırkçılık, fesattan uzak kaldılar ve Çanakkale’ye koştular.”

Konuşmaların ardından Arınç, Avcı ve beraberindeki heyet, çocuklarla birlikte fotoğraf çektirdi. Fotoğraf çekiminin ardından çocuklar otobüslere binerek Çanakkale’ye doğru yola çıktı.

Bugün 3 özel gün daha kutlanıyor

21 Mart, nevruzun yanı sıra Dünya Şiir Günü, Uluslararası Irk Ayrımıyla Mücadele Günü, Orman Günü ve Orman Haftası (21 – 26 Mart) olarak da kutlanıyor. Cihan haber Ajansı muhabirinin derlediği bilgilere göre bu özel günlerin tarihçeleri ise aşağıdaki gibi.

DÜNYA NEVRUZ BAYRAMI

Yazılı olarak ilk kez 2. yüzyılda Pers kaynaklarında adı geçen Nevruz, İran ve Bahai takvimlerine göre yılın ilk gününü temsil ediyor. Anadolu ve Orta Asya Türk halklarında nevruz, Göktürklerin Ergenekon’dan çıkışı anlamıyla ve baharın gelişi olarak da kutlanıyor. Kürtlerde de, Kürt mitolojisindeki Demirci Kawa Efsanesi’ne dayandığına inanılıyor. Bugüne kadar Nevruz; Farslar, Kürtler, Zazalar, Azeriler, Anadolu Türkleri, Afganlar, Arnavutlar, Gürcüler, Türkmenler, Tacikler, Özbekler, Kırgızlar, Karakalpaklar, Kazaklar tarafından kutlanan geleneksel yeni yıl ya da doğanın uyanışı ve bahar bayramı olarak kutlanmışr.

2010’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 3 bin yıldan beri kutlanmakta olan Pers kökenli bu şenliği, Dünya Nevruz Bayramı ilan etmesiyle Nevruz global bir hüviyet kazanmış. 28 Eylül – 2 Ekim 2009 arasında Abu Dabi’de hükümetler arası toplanan Birleşmiş Milletler Manevi Kültür Mirası Koruma Kurulu, nevruzu Dünya Manevi Kültür Mirası Listesi ‘ne dahil etti ve 2010’dan başlayarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 21 Mart’ı “Dünya Nevruz Bayramı” olarak kabul etti. Türkiye’de ise Nevruz resmi ve sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenen etkinliklerle kutlanmaktadır.

ULUSLARARASI IRK AYRIMIYLA MÜCADELE GÜNÜ

Uluslararası Irk Ayrımı İle Mücadele Günü, her yılın 21 Mart günü kutlanıyor. 1960 yılında bugün, Güney Afrika’nın Sharpeville kentinde apartheid paso yasalarını protesto etmek isteyen göstericilere polis tarafından ateş açılması sonucu 69 kişinin ölümüne neden olan olay yaşanmış. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1966’da alınan kararla tüm dünya ülkelerinin ırk ayrımcılığını önlemek için çalışmasının gerekliliği üzerinde durulmuş.

DÜNYA ŞİİR GÜNÜ

Dünya Şiir Günü, ilk kez 1999 yılında UNESCO tarafından ilan edilen ve dünya çapında kutlanmaya başlanmış. Bugünün amacı olarak, ‘farkındalık oluşturmak ve ulusal, evrensel, bölgesel şiir hareketlerine taze bir enerji sağlamak’ şeklinde nitelendirilmiş. Şiir okumayı, yazmayı, yayınlamayı teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Şiir Günü, önceleri 5 Ekim’de kutlanırken 20. yüzyılın sonlarına doğru 15 Ekim’de kutlanmaya başlanmış. Uzun süredir 21 Mart’ta kutlanan Dünya Şiir Günü, bazı ülkelerde halen bu tarihlerde kutlanıyor

ORMAN HAFTASI (21 – 26 MART) – ORMAN GÜNÜ (21 MART)

İnsanların tarla, bağ, bahçe, mesken alanı gibi toprağa olan ihtiyaçları yanında, kâğıt ve diğer hammaddesi odun olan sanayi ürünü ihtiyacını mevcut ormanlardan karşılama yoluna gitmesi, ormanlarda önlenemeyen tahribatlar oluşturdu. Avrupa Tarım Federasyonu (CEA) da tahribata dikkat çekmek amacıyla 1971 yılında Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü’ne (FAO) bir teklif götürdü. Tüm dünyada kutlanması ve toplumları bilinçlendirmek amacı ile Kuzey yarım kürede ilkbaharın, Güney yarım kürede sonbaharın başlangıç günü olan 21 Mart gününün Dünya Ormancılık Günü ilan etmesini talep etti. Kabul gören bu teklif Türkiye’de ise 1975 yılından beri çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.

Devlet EKAP ile 3 milyarlık tasarruf sağladı

Kamu İhale Kurumu ve bir çok kamu kuruluşu tarafından elektronik ortamda yayınlanan ilanlı ve ilansız ihale duyurularına ve şartnamelere erişilmesini sağlayan EKAP, 1 Eylül 2010 tarihinde devreye alındı. EKAP’ta mevcut durumda, 26 bin civarında kayıtlı idare, 32 bin civarında kayıtlı gerçek ve tüzel kişi ile 380 binin üzerinde kayıtlı kullanıcı bulunuyor.

Hangi idarenin, neyi, kimden, ne kadar bir bedelle aldığının görülebildiği EKAP sayesinde kamu alımlarında etkinlik, saydamlık ve verimliliğin sağlanması amaçlandı. İhalelerde rekabeti artıran EKAP, kamu alım maliyetlerinde büyük oranda tasarruf sağladı.

EKAP yetkilileri, 2010 ve öncesinde sözleşme bedellerinin yaklaşık maliyete oranının yüzde 81 olarak gerçekleşirken, EKAP’ın tam olarak faaliyette olduğu 2011 ve 2012 yıllarında bu oranın yüzde 74’e gerilediğini kaydettiler.

Artan rekabet ortamı ve düşen sözleşme bedelleriyle kamu alım maliyetlerinde 2011 ve 2012 yıllarında 3 milyar liranın üzerinde tasarruf sağlandığını ifade eden yetkililer, bu tasarruf ve katkıların gelecekteki süreçte daha da artmasını beklediklerini ifade ettiler. 

Türkiye su ürünlerinde en hızlı büyüyen 3. ülke

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, sağlanan destekler sayesinde Türkiye’nin su ürünlerinde en hızlı büyüyen 3’ncü ülke konumuna geldiğini söyledi.

İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde yapılacak balıkçı barınağının temeli Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın da katıldığı törenle atıldı.

Yıldırım, balıkçılığa 10 yılda yaklaşık 3 milyar lira destek sağlandığını söyledi.

Binali Yıldırım, “Bu desteklerden sonra olanı söyleyeyim size 10 yılda denizcilik ihracatı 3 kat arttı. Türkiye bugün Avrupa’nın çipura ve levrek ihtiyacının yüzde 25’ini karşılıyor. Dünyada su ürünleri üretiminde en hızlı büyüyen üçüncü ülke Türkiye’dir” dedi.

Binali Yıldırım, daha sonra Narlıdere Dinlenme ve Bakımevi’nde gören göz cihazı dağıtım törenine katıldı.

Yıldırım, telefon ve faks olarak da kullanılabilen, sesli kitap okuma özelliği olan cihazların görme engellilerin yol rehberi olacağını söyledi.

Binali Yıldırım, “Engellilerin yaşamının önündeki engelleri kaldırmak bir inaye değil bir vazifedir. Son 10 yılda bakınız sosyal desteklere ayırdığımız sosyal bütçeyi 1 milyar 200 milyondan 13 milyara çıkardık” diye konuştu.

Törende 400 görme engelliye, “gören göz” cihazı dağıtıldı.

Her 3 veremliden biri İstanbul’da

Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Torunoğlu, 66. Verem Eğitim ve Propaganda Haftası dolayısıyla AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Türkiye’de veremle savaşta önemli başarılar elde edildiğini, son 10 yılda vaka sayılarında dörde birlik azalma olduğunu ifade eden Torunoğlu, ”Ancak verem kronik bir hastalık olduğu, toplumun önemli kesimi de mikropla karşılaştığı için uzun vadeli mücadele gerekiyor” diye konuştu.

2050’ye kadar tüberküloz görülme sıklığını yüzbinde birin altına düşürmek için bu yıldan itibaren ”Tüberküloz Eliminasyon Programı” başlatılacağını ifade eden Torunoğlu, bu programla ”Doğrudan Gözetimli Tedavi”nin etkinleştirileceğini bildirdi.

”Doğrudan Gözetimli Tedavi”de hastaların ilaçlarını her gün sağlık personeli ya da bir yakınının gözetiminde almasının sağlandığını belirten Torunoğlu, ”Hastaların en az 6 ay süreyle düzenli ilaç içmesi gerekiyor. Süre bu kadar uzun olunca hastalar ilaçlarını bırakabiliyor. Bu takibi her gün sağlık personeli ya da hasta yakını yapıyor. Bunu başarırsak yeni hasta sayısını azaltmış olacağız” diye konuştu.

Tüberkülozun uzun bir mücadele gerektirdiğine dikkati çeken Torunoğlu, 1950’lerde 100 binde 2 bin 500 olan vaka sayısının yüz binde 21’e düştüğünü vurguladı. Ancak ilaca dirençli vakalar ortaya çıkabildiğini, hastalığın bağışıklık sistemini zayıflatan diğer rahatsızlıklarda kendini hatırlattığını ifade eden Torunoğlu, mücadelenin titiz bir şekilde devam etmesi gerektiğini söyledi.

-Vakalar İstanbul’da yoğun-

Verem vakalarının üçte birinin İstanbul’da olduğunu bildiren Torunoğlu, ”İstanbul nüfus itibarıyla yoğun bir şehir. Solunum yoluyla bulaştığı için verem sıkışık yaşam tarzlarını çok seviyor. İstanbul dünyaya açık bir şehir, birçok yerden hastalar geliyor” diye konuştu.

-”Erkekler daha çok yakalanıyor”-

Sağlık Bakanlığı’nca uzmanların katılımıyla düzenlenen toplantıda veremle mücadele ele alındı.

Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Torunoğlu, burada yaptığı konuşmada da 2000 yılında 20 bin 500 olan vaka sayısının 2011’de 15 bin 679’a düştüğünü, bunların 202’sinin yabancı uyruklu olduğunu söyledi.

Vakaların yüzde 59’unun erkek olduğunu belirten Torunoğlu, hastaların yüzde 97,6’sına ”Doğrudan Gözetimli Tedavi” uygulandığını bildirdi.

Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Şeref Özkara da tedavisi son derece ucuz olan hastalığın uzun süreli takip gerektirdiğini belirtti.

Türkiye’de bütün sağlık kurumlarında oluşturulan bir protokole göre standart tedavi uygulandığını anlatan Özkara, tedavi sonrası hasta takibinin devam etmesi gerektiğini bildirdi.

Hasta yakınları da risk altında olduğu için kontrol edilmeleri ve koruyucu tedavi uygulanması gerektiğini ifade eden Özkara, her yıl bine yakın hastayı bu yolla tespit ettiklerini söyledi.

Doç. Dr. Özkara, dünyada 12 milyon verem hastası olduğunu, bunlara her yıl 8,7 milyon kişi eklendiğini, 1,4 milyonunun da hayatını kaybettiğini belirtti.

AA