Demokratikleşme Paketini eleştirdi

Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan tarafından açıklanan Demokratikleşme Paketi’ni eleştirdi. “Bizim önümüze konan paket bizim anladığımız anlamda bir demokrasi paketi değil” diyen Kılıçdaroğlu, ‘Andımız’ın kaldırılmasını da sert sözlerle eleştirdi.

‘Andımız’ın yasaklanmasıyla aslında Türk sözcüğünün yasaklanmak istendiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, ”Neyi yasaklamak istiyorsan çık milletin önüne ben Türk sözcüğünü yasaklıyorum de mesele bitsin” dedi.

Demokratikleşme Paketi ile seçim barajına yönelik getirilen önerileri de eleştiren Kılıçdaroğlu, “Şimdi önümüze 3 seçenek koyuyorlar 3’ünden birini seçeceksin diyorlar. 4. seçenek olmaz. Hani demokrasi vardı?”

‘Akil Adamlar’!

Çözüm sürecine katkı verecek olan akil insanlar heyeti toplam 63 kişiden oluşuyor. Rifat Hisarcıklıoğlu, Can Paker, Tarhan Erdem, Yılmaz Ensaroğlu, Ahmet Taşgetiren, Deniz Ülke Arıboğan, Yusuf Şevki Hakyemez bölge grubu başkanları olarak yer aldı. Meseleye dair birikimi bulunan ve toplumun çeşitli kesimlerinin itibarını kazanmış olan yazar, sanatçı, akademisyen ve STK temsilcilerinden müteşekkil akil insanlar heyetinin dokuzar kişilik gruplar halinde 7 bölgede faaliyet göstermesi planlanıyor. Bölgelere göre oluşturulan her grubun birer başkan, başkan vekili ve sekreteri olacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, akil insanlar heyetiyle, yarın saat 18.00’de Dolmabahçe Başbakanlık ofisinde biraraya gelecek. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün grup toplantısında yaptığı konuşmada, akil insanlar heyetinin isimlerini kısa bir süre zarfında kamuoyuna duyuracaklarını açıklayarak, “Hem biz bu heyetteki akil insanların görüş ve önerilerini dinleyecek, onlarla istişarelerde bulunacağız, hem de onlar bölgelerimizde bir kısım etkinlikler gerçekleştirerek halkımızla, kanaat önderleriyle buluşacaklar” demişti.

İŞTE AKİL İNSANLAR HEYETİ

AKDENİZ BÖLGESİ

1. BAŞKAN: RİFAT HİSARCIKLIOĞLU

2. BAŞKAN VEKİLİ: LALE MANSUR

3. SEKRETER: TARIK ÇELENK

4. KADİR İNANIR

5. NİHAL BENGİSU KARACA

6. ŞÜKRÜ KARATEPE

7. MUHSİN KIZILKAYA

8. ÖZTÜRK TÜRKDOĞAN (İHD)

9. HÜSEYİN YAYMAN

DOĞU ANADOLU BÖLGESİ

1. BAŞKAN: CAN PAKER

2. BAŞKAN VEKİLİ: SİBEL ERASLAN

3. SEKRETER: AYHAN OGAN

4. MAHMUT ARSLAN (HAK-İŞ)

5. ABDURRAHMAN DİLİPAK

6. İZZETTİN DOĞAN

7. ABDURRAHMAN KURT

8. ZÜBEYDE TEKER

9. MEHMET UÇUM

EGE BÖLGESİ

1. BAŞKAN: TARHAN ERDEM

2. BAŞKAN VEKİLİ: AVNİ ÖZGÜREL

3. SEKRETER: ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ

4. VEDAT AHSEN COŞAR (TBB)

5. EROL EKİCİ (DİSK)

6. HİLAL KAPLAN

7. FUAT KEYMAN

8. FEHMİ KORU

9. BASKIN ORAN

GÜNEDOĞU ANADOLU BÖLGESİ

1. BAŞKAN: YILMAZ ENSAROĞLU

2. BAŞKAN VEKİLİ: KEZBAN HATEMİ

3. SEKRETER: MEHMET EMİN EKMEN

4. MURAT BELGE

5. FAZIL HÜSNÜ ERDEM

6. YILMAZ ERDOĞAN

7. ETYEN MAHÇUPYAN

8. LAMİ ÖZGEN (KESK)

9. AHMET FARUK ÜNSAL (MAZLUM DER)

İÇ ANADOLU BÖLGESİ

1. BAŞKAN: AHMET TAŞGETİREN

2. BAŞKAN VEKİLİ: BERİL DEDEOĞLU

3. SEKRETER: CEMAL UŞŞAK

4. VAHAP COŞKUN

5. DOĞU ERGİL

6. EROL GÖKA

7. MUSTAFA KUMLU (TÜRK-İŞ)

8. FADİME ÖZKAN

9. CELALETTİN TAŞ

MARMARA BÖLGESİ

1. BAŞKAN: DENİZ ÜLKE ARIBOĞAN

2. BAŞKAN VEKİLİ: MİTHAT SANCAR

3. SEKRETER: LEVENT KORKUT

4. MUSTAFA ARMAĞAN

5. ALİ BAYRAMOĞLU

6. AHMET GÜNDOĞDU

7. HAYRETTİN KARAMAN

8. HÜLYA KOÇYİĞİT

9. YÜCEL SAYMAN

KARADENİZ BÖLGESİ

1. BAŞKAN: YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ

2. BAŞKAN VEKİLİ: VEDAT BİLGİN

3. SEKRETER: FATMA BENLİ

4. ŞEMSİ BAYRAKTAR (TZOB)

5. KÜRŞAT BUMİN

6. ORAL ÇALIŞLAR

7. ORHAN GENCEBAY

8. YILDIRAY OĞUR

9. BENDEVİ PALANDÖKEN (TESK)

Serdar Ortaç: AK Parti sevgilime karışırsa

Müziğin duayenleri arasında olan ve şimdilerde Popstar’da jüri üyesi olarak ekranlardaki yerini alan Serdar Ortaç, siyaset dünyasından  sözlendiği ve her yerde dudak dudağa olduğu sevgilisi Chloe’ye kadar duymaya alışkın olmadığımız açıklamalarda bulundu.

Hürriyet’ten Hakan Gence’nin röportajı:

*Şarkılarınızda hep aşk var. Aşktan başka şeylere hiç kafa yormaz mısınız?

– Tabii yorarım. Hatta en büyük hayalim bu ülkede herhangi bir beldeye belediye başkanı olmaktı. Hâlâ da öyle bir isteğim var.

E neden denemiyorsunuz?

– Çünkü bizi züppe gençlik gibi görüyorlar. Pek kaale almıyorlar.

Peki sizce nasıl bir başkan olurdunuz?

– Çok hızlı düşünüp çok hızlı uygularım. Bu konuda akıllı olduğumu düşünüyorum. İster müzik olsun, ister devlet işleri; önüme gelen her problemi mutlaka çözerim.

Türkiye’de yaşadığınız için mutlu musunuz?

– Hayranlarım taraf tuttuğum zaman bana kızıyor. Kızmasınlar ama hislerimi anlatmak istiyorum

”BÜTÜN HERKESİ BİR ARAYA TOPLAMAYA ÇALIŞAN HÜKÜMET VAR”

Buyrun buyrun…

– Süleyman Demirel, rahmetli Turgut Özal, Bülent Ecevit, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz hepsinin yönetimini gördüm. 43 senelik hayatımda ilk kez karşımda, bütün ırkları, kökenleri ve herkesi bir araya toplamaya çalışan merkezci bir hükümet var. Ve bunun yanında belediye başkanlığından gelerek ülke yöneten bir başbakanımız var.

Bu mutluluğun nedenlerini biraz açsanıza…

– Türkiye olmadığı kadar şaha kalktı. Hükümet için “Hep yakınlarını bir yerlere yerleştirdiler, oradan buradan çalıyorlar, kendilerini zengin ediyorlar” dediklerinde üzülüp şaşırıyorum. Ülkeyi de zengin ediyorlar. Türkiye olmadığı kadar rahat bir diyalog ortamına girdi.

Rahat diyalog ortamından kastınız Kürt meselesi mi?

– Kürtler ve Türkler arasında ilk defa böyle bir denge sağlandı.

”O GECE ELİM ÇATALA DEĞDİYSE BURADAN ÖLÜM ÇIKSIN”

Bir ara Kürtçe şarkı söylenmesi bile sizi kızdırmıyor muydu?

– Hayır. Asla kızdırmadı.

O meşhur gecede Ahmet Kaya’ya çatal atmadınız mı?

– Asla öyle bir şey olmadı. O gün Ahmet Kaya’ya çatal atan adam olarak piyon seçildim. O gece elim çatala değdiyse buradan ölüm çıksın!

Piyondan ne kastediyorsunuz? Sizi niye piyon seçsinler ki?

– Genç nesil olarak o yıllarda gaza getirildik. Bize “diyaloğa girmeyin” dediler. “Savaşın, hırlaşın, onlar Kürt, onların dilini telaffuz etmeyin” dediler. Bize bunu öğrettiler.

”ATALARIMIZ KADINA MEME AÇTIRMADI”

Şimdi ne diyorlar?

– “Hayır kardeşim onlar da insan, onlar da bizle yaşayacak. Aynı İspanya’da dört ırk bir arada yaşadığı gibi.”

Bu sözlerinizden sonra size yandaş demezler mi?

– Yandaş falan değilim! Doğruların yanındayım! Hatamız yandaşlık değil, yanlış öğretilenleri yapmak. “Başı kapalılar üniversiteye gidemez” dediler. Kız arkadaşım İrlandalı, aşırı mini etekler giyiyor. Dün de başörtüsü reklamı için katalog çekti. Ben bisiklete binerken komple bere takıyorum. Kız arkadaşımın yüzünü kapatıp motosiklet kullanıyorum bunların ne farkı var?

İyi de bere ve başörtüsü biraz farklı şeyler değil mi?

– Başörtüsü dinin inancı. Bir daha söylüyorum, Türkiye bir daha böyle adam akıllı hükümeti zor bulur. Yok “Hocacılar varmış; Fethullah Gülen’ler destek yapıyormuş”. Bunda ne var? Herkesin dünyada bir hocası var. Obama’nın Fethullah’ı yok mu? Ülke yönetenlerin danışacağı adamlar tabii olacak.

”SÖYLEDİKLERİM DİBİNE KADAR MİLLİYETÇİLİK”

Bu söylemlerinizi tam olarak nasıl tanımlıyorsunuz?

– Bu söylediklerim dibine kadar milliyetçilik. Bir gözlemimi anlatayım; Emirgan Korusu evimin aşağısında. Eskiden orada bir tane başı kapalı piknik yapamıyordu. Çünkü elinde köpekleri olan beyaz Türkler orayı işgal etmişti.

Şimdi Emirgan’da ne değişti?

– Baştan sona peyzaj yapıldı. Artık orada sultan aileler (muhafazakâr aileleri kastediyor) çay içiyor. Oysa bu insanlarımızın yaşam hakları ellerinden alınmıştı. Bunun siyahi köle döneminden ne farkı vardı? Sana ne! Bana da “Kürtçe şarkı okuyamazsın” dediler. Yok ya!

”SEVGİLİMİN MİNİ ETEĞİNE KARIŞIRLARSA..”

Kürtçe okur musunuz?

– Benim tarzım değil ancak dinlerim de okuyabildiğim kadar okurum da.

Peki sizin kız arkadaşınızın mini eteğine karışılırsa ne olur?

– Ak Parti hükümeti bugün sevgilimin eteğine karışır ve kaparsa yarın Taksim Meydanı’nda soyunarak, çığlık atıp şarkı söylemezsem namerdim. Ben başörtüyü yasaklarsam da gelip beni assınlar.

”JÜRİDE SÖZÜMÜ ESİRGEMEM”

Popstar Alaturka jürisi oldunuz. Siz nasıl bir jüri olacaksınız?

– Sözümü esirgemem. O perşembe geceleri agresif olmam gerekirse agresif de olurum. Bildiğimin arkasında dururum.

Jüri arkadaşlarınızı birer cümleyle nasıl anlatırsınız?

– Demet Akalın çok disiplinli. Orhan Gencebay çok detaycı. Bülent Ablam anormal bilgili bir kadın.

Müzikal olarak artık eskisi kadar hırslı değil misiniz?

– Son albümümde bir sürü hit var. Yalnız insanlar illa klip çekilen şarkıyı çalıyor. Onu dinliyor. Bu üretkenliğimi elimden aldı. Ne yapsam yerini bulmayacağını görüyorum. Son albümüm çok ilgi gördüğü halde hiçbir ödül töreninde, hiçbir aday listesinde yok. İnsan karşılığını alamayacağını bile bile bir şey yapmak istemiyor.

Sizce değeriniz bilinmiyor mu?

– Bizde pişmişlik yaşlanmışlık önemli.Yaşlanırsın devlet sanatçısı olursun. 80 yaşında kral olursun. Ama 81’de ölürsün. Ancak o zaman kıymet biliriz.

Yani ölmeniz mi lazım?

– Evet. Ölmeyi bekleyeceğim. Ancak o zaman “Bir Serdar Ortaç vardı. ‘Bilsem ki’ şarkısını yapmıştı” diyecekler.

10 yıl sonra ne yapıyor olursunuz?

– Ölmezsem çocuklarımla futbol maçı yapıyor olurum

”PEŞİNDEN ÇOK KOŞTUM”

Gelelim aşka. Chloe Loughnan ile nasıl tanıştınız?

– Chloe’yi klibime model olarak seçtim. Özgürlüğüne düşkün. Hüküm altınagirmemesine âşık oldum. Çok peşinde koştum. Sonunda flört etmeye başladık. 10 aydır birlikteyiz. Şimdi Türkçe öğreniyor.

Şöhretinizin farkında mıydı?

– Serdar Ortaç olduğumu biliyordu ama müzikte okyanus kadar büyük olduğumun farkında değildi.

Anneniz İrlandalı olmasına ne diyor?

– Türk kızı istiyordu ama Chloe’yi seviyor.

”O KALÇALARA ANCAK BAKARSIN AMA BEN DOKUNABİLİRİM”

Nişanlandınız mı?

– Söz yüzüğü aldım. Birbirimize evleneceğimize dair söz verdik.

Kıskanç mısınız?

– O çok kıskanç. Benim umurumda değil. Yan masadaki adam, yanımda oturankadın için “Ne güzel kalçaları” var derse gurur duyarım. Çünkü sen o kalçalara ancak bakarsın. Ama ben dokunabilirim.

Boy farkı yüzünden topuklu ayakkabıyı yasakladığınız doğru mu?

– Chloe topuklu giyince benden 25 santim uzun oluyor. Ama şimdi giymezse ne zaman giyecek? İstediği kadar giysin.

Boy farkı gibi yaş farkınız da büyük…

– Maalesef benden 22 yaş küçük. Bu durum beni çok üzüyor. Yaşıt olsak çoktan çocuğumuz olmuştu.

Din değiştirmeyi düşünüyor mu?

– Asla zorlamam. Kendi isterse olur.

”BAZEN SERDAR’IN ÜNLÜ OLDUĞUNU UNUTUYORUM”

İrlanda’da nasıl bir hayatınız vardı?

– Ailem çok destekleyici ve sevgi dolu. 2 yaşında bir kız kardeşim var. Ben küçükken ailemle birçok ülkeyi gezmeye başladık. Bu bana dünya ve farklı kültürler hakkında bir çok şey öğretti. Annemden bağımsız olmayı ve ailenin tüm kadınları gibi, iradeli, güçlü durmayı öğrendim.

Moda merakınız nasıl başladı?

– Çocukluğumdan beri moda dünyasına ilgiliydim. Ancak utangaç olduğum için bunun bir parçası olacağımı düşünmüyordum. Bir gün İrlanda’da Model Ajans adlı bir TV dizisi için teklif geldi ve katıldım. O günden beri bu sektördeyim.

Türkiye’ye yolunuz nasıl düştü?

– Geçen yaz ana ajansım beni İstanbul’a yollamak istedi. Daha önce hiç aklımda yokken kabul ettim. Meğer bugüne kadar verdiğim en iyi kararmış.

Serdar Ortaç’la tanıştıktan sonra hayatınız nasıl değişti?

– Onunla tanıştığımdan beri çok olgunlaştığımı fark ediyorum. Belki aramızdaki yaş farkından dolayı… Onunla kişiliğimi yeniden öğrendim.

”SERDAR BENİM RUH EŞİM”

Yaşadığınız aşkı bir de siz anlatır mısınız?

– Söyleyebileceğim tek şey, ona olan duygularım bugüne kadarki her şeyden farklı. Aradan 10 ay geçmesine rağmen, hâlâ o etrafımdayken heyecanlanıyorum. Hep ona yardımcı olmak ve onu korumak istiyorum. Onunla sadece uzanıp bir film izlemek bile dünyadaki en güzel duygu. Bazen ünlü olduğunu unutuyorum. Ne kadar şanslıyım ki, beni hep güldürecek bir şeyler buluyor. İnanıyorum ki, o benim ruh eşim.

Buraya yerleşmeye nasıl ikna oldunuz?

– İkna etmesine gerek yoktu, zira burası onunla bir cennet. Hem Serdar’a hem de onun sayesinde İstanbul’a âşığım. Gördüğüm en büyüleyici şehirlerden.

Modellikte sınırlarınız var mı?

– Bir firmayla başörtüsü bir başkasıyla mayo çekimleri yaptım. Moda bir görsel sanat. Böyle bir mesleğin sınırlarını çizmek çok zordur.

Öcalan’ın mesajı!

İMRALI’da ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasını çeken Abdullah Öcalan’ın bugün Diyarbakır’da yaklaşık 1 milyon kişinin katıldığı nevruz kutlamasında açıklanması beklenen 5 sayfalık mesajını BDP Iğdır Milletvekili Pervin Bultan Kürtçe; İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ise Türkçe okudu. Öcalan, silahlı PKK’lıların sınırların dışına çekilmesi aşamasına gelindiğini belirterek, “Yeni mücadelenin zemini: fikir, ideoloji ve demokratik siyasettir” dedi. Zamanın çatışmanın, birbirini kullanmanın zamanı olmadığını söyleyen Öcalan, “İttifakın, birlikteliğin, helalleşmenin zamanıdır” ifadesine yer verdi.

Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesajı BDP Grup Başkan Vekili Pervin Buldan’ın Kürtçe, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in Türkçe okudu. Öcalan’ın mesajı şöyle:

“Selam olsun bu uyanış, canlanış ve diriliş günü olan nevruzu en geniş katılım ve ittifakla kutlayan Ortadoğu ve Orta Asya halklarına. Selam olsun yeni bir dönemin miladı ve gün ışığı olan nevruzu büyük bir coşkuyla ve demokratik bir hoşgörüyle kutlayan kardeş halklara. Selam olsun demokratik hakları özgürlük ve eşitliği rehber edinen bu büyük yolun yolcularına. Zağros ve Toros dağ eteklerinden, Fırat ve Dicle nehir vadilerine; kutsal Mezopotamya ve Anadolu topraklarından tarım, köy ve şehir uygarlıklarına analıklık eden halkların en eskilerinden olan Kürtler sizlere selam olsun. Binlerce yıllık bu büyük medeniyeti farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle kardeşçe ve dostça birlikte yaşayan, birlikte inşa eden Kürtler için Dicle ile Fırat, Sakarya ve Meriç’in kardeşidir. Ağrı ve Cudi Dağı, Kaçkar ve Erciyes’in dostudur. Halay ve Delilo, Horon ve Zeybek’le hısım-akrabadır. Bu büyük medeniyet bu kardeş topluluklar, siyasi baskılarla harici müdahalelerle grupsal çıkarlarla birbirlerine düşürülmeye çalışılmış hakkı, hukuku, eşitliği ve özgürlüğü esas almayan düzenler inşa edilmeye çalışılmıştır. Son 200 yıllık fetih savaşları batılı emperyalist müdahaleler baskıcı ve inkarcı anlayışlar, Arabi, Türki, Farisi, Kürdi toplulukları ulus devletçiklere, sanal sınırlara suni problemlere gark etmeye çalışmıştır.”

Abdullah Öcalan, mesajında sömürü rejimleri, baskıcı ve inkarcı anlayışlar artık miadını doldurduğunu, Ortadoğu ve Orta Asya halklarının artık uyandığını, kendine ve aslına döndüğünü anlatırken, şunları söyledi:

“Birbirlerine karşı kışkırtıcı ve köreltici savaşlara ve çatışmalara ‘Dur’ diyor. Nevruz ateşiyle yüreği tutuşan, meydanları hınca hınç dolduran yüz binler, milyonlar artık ‘barış’ diyor, ‘kardeşlik’ diyor, çözüm istiyor. İçinde doğduğumuz çaresizliğe, bilgisizliğe, köleliğe karşı bireysel isyanımla başlayan bu mücadele her türlü dayatmaya karşı bir bilinci, bir anlayışı, bir ruhu oluşturmayı amaçlıyordu. Bugün görüyorum ki, bu haykırış bir noktaya ulaşmıştır. Bizim kavgamız hiçbir ırka, dine, mezhebe veya gruba karşı olmamıştır, olamaz. Bizim kavgamız ezilmişliğe, bilgisizliğe, haksızlığa, geri bırakılmışlığa her türlü baskı ve ezilmeye karşı olmuştur. Bugün artık yeni bir Türkiye’ye, yeni bir Ortadoğu’ya ve yeni bir geleceğe uyanıyoruz.Çağrımı bağrına basan gençler, mesajımı yüreğine katan yüce kadınlar, söylemlerimi baş-göz üstüne diyerek kabul eden dostlar, sesime kulak kesilen insanlar, Bugün yeni bir dönem başlıyor. Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor. Siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir süreç başlıyor; demokratik hakları, özgürlükleri, eşitliği esas alan bir anlayış gelişiyor.”

Öcalan, onlarca yıllarını bu halk için feda ettiklerini, büyük bedeller ödediklerini ifade ederken şöyle dedi:

“Bu fedakarlıkların, bu mücadelelerin hiçbiri boşa gitmedi. Kürtler özbenliğini, aslını ve kimliğini yeniden kazandı. Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun” noktasına geldik. Yok sayan, inkar eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Akan kan Türk’üne, Kürt’üne, Lazına, Çerkezine bakmadan insandan, bu coğrafyanın bağrından akıyor. Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir. Yüreğini bana açan, bu davaya inanan herkesin sürecin hassasiyetlerini sonuna kadar gözeteceğine inanıyorum. Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Bu mücadeleyi bırakma değil, daha farklı bir mücadeleyi başlatmadır. Etnik ve tek uluslu coğrafyalar oluşturmak, bizim aslımızı ve özümüzü inkar eden modernitenin hedeflediği insanlık dışı bir imalattır. Kürdistan ve Anadolu tarihine yaraşır şekilde tüm halkların ve kültürlerin eşit, özgür ve demokratik ülkesinin oluşması için herkese büyük sorumluluk düşüyor. Bu Nevruz münasebetiyle en az Kürtler kadar Ermeniler’i, Türkmenler’i, Asurlar’ı, Araplar’ı ve diğer halk topluluklarını da yakılan ateşten kaynaklı özgürlük ve eşitlik ışıklarını, kendi öz eşitlik ve özgürlük ışıkları olarak görmeye ve yaşamaya çağırıyorum.”

Öcalan, mesajının devamında ‘Saygı değer Türkiye halk'” dedikten sonra şöyle konuştu:

“Bugün kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki Kürtlerle 1000 yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır. Gerçek anlamında, bu kardeşlik hukukunda fetih, inkar, red, zorla asimilasyon ve imha yoktur, olmamalıdır. Kapitalist moderniteye dayalı son yüzyılın baskı, imha ve asimilasyon politikaları; halkı bağlamayan dar bir seçkinci iktidar elitinin, tüm tarihi ve de kardeşlik hukukunu inkar eden çabalarını ifade etmektedir. Günümüzde artık tarihe ve kardeşlik hukukuna ters düştüğü iyice açığa çıkan bu zulüm cenderesinden ortaklaşa çıkış yapmak için hepimizin Ortadoğu’nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarlıklarına uygun şekilde demokratik modernitemizi inşa etmeye çağırıyorum.”

Abdullah Öcalan, “Zaman; ihtilafın, çatışmanın, birbirlerini horlamanın değil, ittifakın, birlikteliğin, kucaklaşma ve helalleşmenin zamanıdır. Çanakkale’de omuz omuza şehit düşen Türkler ve Kürtler; Kurtuluş Savaşı’nı birlikte yapmışlar, 1920 meclisini birlikte açmışlardır. Ortak geçmişimizin önümüze koyduğu gerçek; ortak geleceğimizi de birlikte kurmamız gerektiğidir. TBMM’nin kuruluşundaki ruh, bugün de yeni dönemi aydınlatmaktadır.Tüm ezilen halkları, sınıf ve kültür temsilcilerini; en eski sömürge ve ezilen sınıf olan kadınları, ezilen mezhepleri, tarikatları ve diğer kültürel varlık sahiplerini, işçi sınıfının temsilcilerini ve sistemden dıştalanan herkesi çıkışın yeni seçeneği olan Demokratik Modernite Sistemi’nde yer tutmaya, zihniyet ve formunu kazanmaya çağırıyorum” dedi.

Ortadoğu ve Orta Asya kendi öz tarihine uygun, bir çağdaş modernite ve demokratik düzen aradığını söyleyen Öcalan, şu ifadeleri kullandı:

“Herkesin özgürce ve kardeşçe bir arada yaşayacağı yeni bir model arayışı, ekmek ve su kadar nesnel bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu modele yine Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının, ondaki kültür ve zamanın öncülük etmesi, onu inşa etmesi kaçınılmazdır. Tıpkı yakın tarihte Misak-ı Milli çerçevesinde Türkler’in ve Kürtler’in öncülüğünde gerçekleşen Milli Kurtuluş Savaşı’nın daha güncel, karmaşık ve derinleşmiş bir türevini yaşıyoruz. Son doksan yılın tüm hata, eksiklik ve yanlışlıklarına rağmen bir kez daha yanımıza, mağdur edilmiş, büyük felaketlere uğramış halkları, sınıfları ve kültürleri de alarak bir model inşa etmeye çalışıyoruz. Tüm bu kesimleri; eşitlikçi, özgür ve demokratik ifade tarzının örgütlenmesini gerçekleştirmeye çağırıyorum. Misak-ı Milli’ye aykırı olarak parçalanmış ve bugün Suriye ve Irak Arap Cumhuriyeti’nde ağır sorunlar ve çatışmalar içinde yaşamaya mahkum edilen Kürtleri, Türkmenleri, Asurileri ve Arapları birleşik bir ‘Milli Dayanışma ve Barış Konferansı’ temelinde kendi gerçeklerini tartışmaya, bilinçlenmeye ve kararlaşmaya çağırıyorum. Bu toprakların tarihselliğinde önemli bir yer tutan “biz” kavramının genişliği ve kapsayıcılığı dar, seçkinci iktidar elitleri eliyle “tek”e indirgenmiştir. “Biz” kavramına eski ruhunu ve pratiğini vermenin zamanıdır. Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz. Ayrıştırmak isteyenlere karşı birleşeceğiz. Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp sepetine giderler. Suyun akışına direnenler, uçuruma sürüklenirler.Bölge halkları yeni şafakların doğuşuna şahitlik etmektedir. Savaşlardan, çatışmalardan, bölünmelerden yorgun düşen Ortadoğu halkları artık kökleri üzerinden yeniden doğmak, omuz omuza ağaya kalkmak istiyor.”

Öcalan, mesajının son bölümünde bu yılki nevruzun herkes için bir müjde olduğunu ifade ederken, “Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in mesajlarındaki hakikatler, bugün yeni müjdelerle hayata geçiyor, insanoğlu kaybettiklerini geri kazanmaya çalışıyor. Batının çağdaş uygarlık değerlerini toptan inkar etmiyoruz. Ondaki aydınlanmacı, eşit, özgür ve demokratik değerleri alıyor kendi varlık değerlerimizle, evrensel yaşam forumlarımızla sentezleyerek yaşamlaştırıyoruz. Yeni mücadelenin zemini fikir, ideoloji ve demokratik siyasettir, büyük bir demokratik hamle başlatmaktır. Selam olsun bu sürece güç verenlere, demokratik-barış çözümünü destekleyenlere! Selam olsun halkların kardeşliği, eşitliği ve demokratik özgürlüğü için sorumluluk üstlenenlere! Yaşasın Nevruz yaşasın halkların kardeşliği.”

ESNAF NEVRUZA GİTMEK İÇİN KEPENK KAPATTI

Diyarbakır’da geçmiş yıllarda PKK’nın belirlediği tarih ve eylemler öncesinde kepenkler yapılan çağrılar üzerine kapatılırken, esnaf ilk kez nevruz kutlamasına katılmak ve Abdullah Öcalan’ın çağrısını dinlemek için kenti adata boşaltarak kepenklerini kapattı.

Özellikle merkez Bağlar, Sur ve Kayapınar ilçelerinde esnafın büyük kısmı kepenklerini kapatıp nevruz kutlamalarına gitti. Esnafın bir bölümü ailesini yanlarına alarak Nevruz Alanı’nda kutlamalara katılırken hem de piknik yaptı. Diyarbakır tarihinde ilk kez sayısı yaklaşık 1 milyonu bulan katılım ile nevruz kutlamasına katılırken, ilk kez kepenklerinide gönüllü kapatıp alana koştu.

BAKAN ŞİMŞEK: TARİH YENİDEN YAZILIYOR

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Diyarbakır’dan Kürt sorununun nihai çözümü için Abdullah Öcalan’ın mesajının okunduğu Nevruz kutlaması ile ilgili duygularını sosyal paylaşım sitesi Twitter’den paylaştı. Mehmet Şimşek, mesajında önce Kürtçe nevruz kutlamasını yaparak, “Barış isteyen tüm kardeşlerimizin nevruz bayramı kutlu olsun. Silahlar susuyor, fikirler konuşuyor. İnşallan bu nevruz, yeni bir başlangıca, kardeşliğimizin pekişmesine vesile olacak. Tarihi yeniden yazıyoruz, buna tanıklık etmek ne güzel”dedi.

AHMET TÜRK: ÖCALAN’IN YOLU BİZİM YOLUMUZ.
BDP Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş, Nevruz’da yaptıkları konuşmalarda Öcalan’ın çağrısına destek verdi.

Bahçeli: Kandil’i yakarız’

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a başkanlık için ülkeyi peşkeş çekemeyeceği uyarısında bulunan Bahçeli, “Senin milletin yok” ifadelerini kullandı

Yerel seçim çalışmaları kapsamında Karadeniz turuna çıkan MHP lideri Devlet Bahçeli, Ordu’nun Fatsa ilçesindeki aday tanıtım toplantısında hükümete yüklendi.
Milliyet’te yer alan habere göre; PKK’nın kaçırdığı kamu görevlilerinin tesliminde yaşananları eleştiren Bahçeli, “PKK’lılara elini vermeyen evlatlarımızın alnından öpüyor, hepsini tebrik ediyorum. Cenevre Sözleşmesi’yle ancak karşılıklı olarak devletlere tanınan hak ve yetkiler AKP sayesinde PKK’ya müzakereyle ikram edilmiştir. Teröristlerin yanında ayakta dikilen sekiz evladımız olmayıp, Türk milletidir. Yaşanan rezillikleri görmezden gelip de, sevinç çığlıkları atanlara, PKK’nın jest yaptığını şuursuzca dile getirenlere, insani bir tavır olarak yorumlayanlara, diyeceğim tek şey vardır: Alayınıza yazıklar olsun, milletimizin hakkı haram zıkkım olsun” diye konuştu.

Alaşağı edin

Çözüm süreci nedeniyle Ak Parti hükümetini eleştiren Bahçeli “Gelişmeler göstermektedir ki, AKP Kürdistan’a çanak tutmaktadır. Türkiye kimlerin eline kalmıştır. Biliniz ki devran dönecek, bu şarkı bitecek, bu karanlık devir tuzla buz olacaktır. Başbakan birlikte yürüdükleriyle hesap verecektir. İmralı canisiyle başkanlık ittifakına soyunmasının cevabını en başta Fatsalı kardeşlerimden alacaktır. Bu hesap kıyamete kalmayacak. Sadece ve sadece devlet başkanı olacağım diye her tarafıyla hırs bürümüş bir hırsa yüklenmiş kişiyi, yeter artık diyebilecek bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde alaşağı ediniz” ifadelerini kullandı. Akşam saatlerinde partisinin Ordu il teşkilatıyla salon toplantısında bir araya gelen Bahçeli, şunları kaydetti:

Başkanlık Sistemi tuzak

“Başkanlık sistemi bir tuzaktır. Devlet başkanı olacağım diye memleketi peşkeş çekemezsin. Sayın Başbakan, bağımsız Kürdistan diye söylemediğin bir niyetin mi var? Amerika’ya bir gizli, başkalarına söylemediğin sözün mü var. Gel bunu milletine de söyle. Ama senin milletin yok. Başbakan ile İmralı canisi şıracı ile bozacı olmuşlar, birbirlerine şahitlik etmeye başlamışlardır. Şayet süreçte amaçlanan İmralı canisinin affı, PKK’nın siyasete taşınmasıysa, biz var oldukça bunun gerçekleşmesi rüyada bile olmayacaktır. Süreçten kastedilen vatanımızın bir bölümünü ayırmak, özerklik inşa etmek, çok kimlikli, çok dilli ortaklıklar devleti kurmak ise bunun karşısına bozkurt gibi dikiliriz. Türkiye’nin var olması, Türk milletinin ayakta kalması için her şeyi göze alacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Milletimiz bize yetki verirse Çanakkale ruhunu rehber yapar, Milli Mücadele meşalesini yakar, Türk milletinin zafer yoluna düşer, İmralı’yı yıkar, Kandil’i yakarız.”

Bahçeli: O dili koparırız

Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın partisine yönelik ”samimi olun” açıklamasını eleştirerek, şöyle konuştu:

”Bize samimiyet dilini öğrenmemizi tavsiye eden ve aldığı ahlak dersinin farklı olduğunu ifade Başbakanın bilmesi lazımdır ki PKK’ya samimiyet göstermek, İmralı canisine yönelik samimi pozlar takınmak, Türkiye’nin milli gerçeklerini, Türk milletinin bin yıllık kardeşliğini samimiyet sözleriyle yok etmek, peşmergeye ve BOP’a hayranlık içinde samimiyetle bağlanmak bir marifet olarak görülüyorsa, bizim kitabımızda böylesi bir samimiyetin bırakınız bulunmasını, esamesi bile okunmayacaktır. Samimiyet dilinden kasıt bölücü ve yıkıcı niyetlere sahip olmak ise biz bu dili ya sustururuz, ya koparırız ya da elimizin tersiyle iteriz.

Ortadır ki Başbakanın ahlakı da itiraf ettiği gibi farklıdır. Allah korusun, bizim ahlakımız bu siyasi anlayışla benzerlikler taşımış olsaydı, kendimizden utanır, 44 yıllık geçmişimizle çelişirdik. Gelişmelere bakıldığında herkesin üzerinde durması gereken ilk soru, hangi duygu ve düşüncelerin bir Başbakanı Türk milliyetçiliğini suçlama kampanyasının ve Türk milletini bölme bayraktarlığını yapmaya sevk etmiş olduğudur.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin milli birliği ve milli kimliği hususunda ”sakat düşünceleri ve etnik bölücülüğe cesaret kazandıran tutumu” olduğunu ileri süren Bahçeli, ”Gelişerek değiştiği edebiyatıyla geçmişini inkar ederek, değişmeyen niyet ve düşüncelerini saklamaya çalışan Başbakanın siyaset geçmişi ve geleneği, bugününün aynasıdır” dedi.

Erdoğan’ın, 1991 yılında Refah Partisi İl Başkanı iken Kürt sorunu  hakkında parti yönetimine sunduğu raporun içeriğine işaret eden Bahçeli, şunları kaydetti:

”Başbakan Erdoğan, 18 Aralık 1991 tarihinde hazırladığı raporda, tıpkı bugün Türk milliyetçiliğini karalamaya çalıştığı gibi Milliyetçi Hareket’in siyasi felsefesini Türk ırkçılığı olarak itham etmiştir. Türkiye’nin resmi ideolojisinin de ırkçı olduğunu iddia eden Başbakan, devletin meşru güçlerinin PKK terörüyle mücadelesini, ‘Devletin geleneksel zora ve silaha başvurma’ yöntemi olarak tanımlamış ve bu yöntemin iflas ettiğini söylemiştir.”

Başbakan Erdoğan’a yönelik eleştirilerini sürdüren Bahçeli, ”Bizzat kendisi söz konusu raporunda fren tutmayarak, PKK terörü kadar devlet terörünün de kınanması gerektiğini dile getirmiştir. Bu zihniyet için devlet ile bölücü terör örgütü PKK terazinin iki eşit kefesinde olup, esasen aralarında hiçbir fark yoktur” dedi.

‘2015’TE AKP KALMAYACAK’
Mahalli idareler seçiminde AK Parti’nin gerileyeceğini ve önemli oy kaybına düşeceğini savunan Bahçeli, şunları da kaydetti:

”Cumhurbaşkanlığı veya kendisinin arzuladığı şekliyle demokratik padişahlık olan başkanlık sistemini ve devlet başkanı olma hayalini suya düşürecektir ve 2015 yılında AKP denen bir siyasi partiden eser kalmayacaktır. Buna milletimizi inandırmak, bu yoğun propaganda karşısında milletimizin iradesini geliştirmek ve bağımlılıktan kurtarmak hepimizin üzerine düşen görev.

Türkiye’nin gündemini basın müessesesi belirlemeli, kişilerin veya kurumların ortaya koymuş olduğu görüşlerin hangilerinin gündem oluşabileceği kararını basın vermeli ve Türk milletini doğru bilgilerle aydınlatmalıdır. Tercihi de millet iradesine bırakmalı ve o iradeyi de saygı duymalıdır.

Sabahtan akşama kadar, ‘sabahleyin uyandı bir bardak suyunu içti, 30 dakikalık yürüyüşünü yaptı’ Dünden kalma programları parça parça ayırarak 24 saati Recep Tayyip Erdoğan’la doldurmanın hiçbir basın patronuna bir fayda getirmeyeceğini de buradan ifade etmek istiyorum.” Bahçeli, konuşmasını, ”Millet iradesi, bugünkü siyasi iktidardan bu milleti kurtardığı gün esas tarihi sorgulama yüzleşme ve hesap sorma o gün başlayacaktır. Bunun muhatabı Recep Tayyip Erdoğan, yandaşları ve kendisine faydalanmak için destek veren aldatmacılar olacaktır. Cenab-ı Allah bunu bize nasip ederse Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’yi terk etmediği takdirde hesabını mutlaka verecektir” ifadesiyle tamamladı.

AK Partili Çelik: Dersane raporu hazır

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Sözcüsü Hüseyin Çelik, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla dershanelerin durumunun incelenmesi için bir komisyon kurulduğunu ve bu komisyonunun çalışmalarını tamamladığını söyledi. Çelik, “Ortaya bir rapor çıktı. Bu raporu Başbakanımızın da bulunduğu bir toplantıda kendi aramızda bir kez daha müzakere edeceğiz ve kamuoyuyla paylaşacağız.” dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, AK Parti Genel Merkezi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Karadeniz Bölgesi milletvekilleri ile yaptığı toplantı ile ilgili basın toplantısı düzenledi.
Bir gazetecinin “Dershanelerle ilgili bir çalışma yapıldığını biliyoruz. Bu konuda tepkiler var çalışma ile ilgili son aşama nedir?” şeklinde sorusuna Çelik şu cevabı verdi; “Süreç henüz sonuçlanmadı. Başbakanımızın talimatı ile oluşturulmuş bir komisyon var. Bende o komisyonun içerisindeyim. Bu komisyon çalıştı ilgililerle yetkililerle gerekli görüşmeleri yaptı ve ortaya bir manzara çıktı. Bir rapor çıktı. Bu raporu Başbakanımızın da bulunduğu bir toplantıda kendi aramızda bir kez daha müzakere edeceğiz. Olabilecekleri, olması gerekenleri, olmaması gerekenleri de kamuoyu ile paylayacağız.” diye konuştu.

 

Levent Kırca’dan haddi aşan ‘başörtü’ hakareti

AK Parti’nin yargıyı ele geçirdiğini iddia eden Levent Kırca, “AK Parti’ye güvenen ‘sıkma başlılar’ da mahkeme salonlarına girdi” dedi.

Kırca yazısını şöyle sürdürdü: “Yani hanım avukatlar mahkemede müvekkillerini başları iki kere örtük olduğu halde savunacaklar. Neden iki örtü? Saç tellerini erkeklere göstermemek için. Gösterilirse ne olur? Erkek günaha girer. Bu nedenle önce başlarını bağlıyor, bağladıktan sonra kıyısından köşesinden hala bir saç kılı görünmesin diye birde bandaj takıyorlar. Böylece saçları erkekleri tahrik etmiyor. Peki, vücutlarının bütün kıvrımlarını belli eden o giysilere ne demeli? Yüzlerindeki boyalara, göz makyajlarına, takma kirpiklerine, estetikli ve botokslu yüzlerine ne diyeceğiz? Olduk olmadık yerlerde dansözlere taş çıkarırcasına göbek atmaları erkeklerin başını döndürmüyor mu?”

“KUR’AN’DA BAŞ ÖRTÜLECEK DİYE BİR ŞEY YOK!”

Fetva vermeye de soyunan Kırca, yazısını şöyle tamamladı: “Dinimizin kitabı “Kur’an-ı Kerim’i” kaç kişi okudu acaba? Kur’an’da baş örtülecek, saç görünmeyecek diye bir şey yok! Binbeşyüzyıl önce bütünüyle çıplak gezen, göğüsleri açık bir şekilde dolaşan Arap kadınlarına “Kur’an-ı Kerim” edep yerlerinizi örtün demiş. Hiçbir şeyi okumayanlar bari hiç olmazsa dinimizin kitabı “Kur’an-ı” okuyuverin bir zahmet. Ey uyuyanlar! Uykuda gezenler! Nereye gidiyoruz? Nereye götürülüyoruz? Farkında olmanız için daha neyi bekliyorsunuz?”