Ultrason hamileler için zararlı mı?

ART Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Senai Aksoy hamilelikte ultrasonografi hakkında en önemli soruları yanıtladı.

Aksoy’un konu hakkında verdiği bilgiler şöyleydi:

Ultrasonografi fetusun değerlendirilmesinde güvenli ve etkili bir yöntem olarak kabul edilir. Hamilelik takiplerinde yapılan ultrasonografik incelemeye ‘obstetrik ultrasonografi’ adı verilir. 1970’lerin son çeyreğinde kullanıma girmesinden bu yana ultrasonografi, obstetrik alanında kullanılan en önemli ve vazgeçilmez araçlardan biri olmuştur.

Günümüzde kullanılan gerçek zamanlı ultrasonografi cihazları, hareket halindeki fetusun görüntülerini monitör ekranına yansıtmakta ve fetusu incelemeye olanak tanımaktadırlar. Bu görüntüleri elde edebilmek için yüksek frekanslı ses dalgaları kullanılmaktadır. Bu dalgalar ‘transducer’ adı verilen bir prob tarafından üretilir. Bu prob anne adayının karnı ile temas eden cihazdır.

Probdan yayılan bu ses dalgaları değişik dokulardan değişik oranlarda ve formlarda yansıyarak aynı transducer’a geri dönerler. Birbirinden farklı olan bu yansımalar bilgisayar tarafından işlenerek görüntü olarak monitöre yansıtılır. Bu görüntüye ‘ultrasonogram’ adı verilir.

Fetal kalp atımları ya da bebeğin hareketleri gibi hareketli görüntüler monitörden izlenir. Benzer şekilde görüntülerin incelenmesi ile fetusta bulunan anormallikler saptanabilir. Yine fetusa ait ölçümler yapılarak gelişimi değerlendirilebilir.

Hamilelikte ultrasonografinin ana kullanım amaçları nelerdir?

1. Erken dönemde gebeliğin tanısı ve değerlendirilmesi

Gebelik kesesi transvajinal ultrasonografi ile 4.5 hafta gibi çok erken bir dönemde saptanabilir.

2. Düşük tehdidi

Erken gebelikte kanama ortaya çıktığında fetusun canlı olup olmadığı ultrasonografi ile değerlendirilir. Fetal kalp atımları 5,5-6. haftadan itibaren gelişmiş ultrasonografi cihazları ile saptanabilir. Bebeğin anne karnında öldüğü ‘missed abortus’ ya da hiç gelişmediği boş kese gibi durumların tanısı da ultrasonografi ile konur. Yine benzer şekilde dış gebelik veya mol gebelik tanısında da ultrasonografi son derece önemli bir rol oynar.

3. Gebelik kesesinin ve fetal büyüklüğün değerlendirilmesi

Fetusun belirli uzunluklarının ölçümü gebeliğin yaşını yansıtır. Bu özelllikle erken gebelikte daha belirgindir. Son adet tarihini hatırlamayan hastalarda fetal ölçümler gebeliğin kaç haftalık olduğu konusunda önemli bilgiler verir. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde ise fetusa ait bacak, kafa ve karın çevresi ölçümleri hem bebeğin ağırlığı hem de gelişimi ile ilgili değerli ipuçları verir.

Gebelik takiplerinde ölçülen parametreler şunlardır:

-Baş popo mesafesi (CRL): Bu ölçüm 7-13 gebelik haftalarında yapılır ve gebelik yaşını 3-4 günlük yanılma payıyla verir.

-Biparietal çap (BPD): Başın iki yanında yer alan ve parietal kemik adı verilen kemikler arasındaki mesafenin ölçümüdür. Bu ölçüm 13. haftadan sonra yapılır. 13. haftada 2.4 cm civarındayken miadda 9.5 cme kadar artar. Aynı ağırlığa sahip bebeklerin BPD uzunlukları değişik olabileceği için gebeliğin son dönemlerinde güvenilirliği azalır.

-Femur uzunluğu (FL): Kalça ile diz arasındaki femur adı verilen kemiğin ölçümüdür. İnsan vücudundaki en uzun kemiktir ve bebeğin uzunlamasına olan gelişimini yansıtır. Güvenilirliği BPD gibidir ve 14. haftada 1.5 cm iken termde 7.8 cm civarında ölçülür.

-Karın çevresi (AC): Gebeliğin son dönemlerindeki en önemli ölçümdür. Gebelik yaşından ziyade fetusun büyüklüğü ve ağırlığı hakkında ipuçları verir.

Fetusun ağırlığı BPD, FL ve ACnin birarada değerlendirilmesi ile yaklaşık olarak saptanabilir. Pekçok gelişmiş ultrasonografi cihazı bu hesaplamayı otomatik olarak yapmakla birlikte elle hesaplama için yapılmış grafik ve tablolar da mevcuttur.

4. Plasentanın yerinin saptanması

Obstetrik ultrasonografi plasenta previa ve benzeri plasental anomalilerin saptanmasında en etkili yöntemdir.

5. Çoğul gebelikler

Çoğul gebeliğin tanısı ultrasonografi ile konur. Ayrıca bebeklerin pozisyonları, fetustan fetusa transfüzyon sendromu gibi hastalıkların varlığı ile plasenta ve amniyon keselerinin sayısı da ultrsonografide saptanır.

6. Amniyon sıvısı hastalıkları

Amniyon sıvısının fazla ya da az olduğu durumlar da ultrasonografi ile saptanır. Her iki durumda da fetus anomali açısından dikatli bir şekilde değerlendirilmelidir.

7. Fetal anomaliler (Detaylı Ultrasonografi)

Fetusa ait pekçok anomali 20 hafta civarında yapılacak olan detaylı ultrasonografi ile saptanabilir. İkinci düzey ya da malformasyon ultrasonografisi olarak da adlandırılan bu incelemede bebeğe ait olabilecek hidrosefali, spina bifida gibi majör anomalilerin yanısıra, diyafram fıtığı, oniki parmak barsağında darlık gibi iç organları etkileyen anomaliler de saptanabilir. Ayrıca daha gelişmiş cihazlar yardımıyla yarık damak, yarık dudak, doğumsal kalp anomalileri ve Down sendromu varlığı tespit edilebilir. Bunlara ek olarak amniyosentez, koryon villus biopsisi, göbek kordonundan kan örneği alınması ve anne karnındaki bebeğe uygulanan benzeri girişimler de yine ultrason eşiliğinde yapılır.

8. Diğer uygulamalar

Ultrasonografi bebeğe ait şu durumların saptanmasında da tek araçtır:

-Anne karnında kaybedilen bebeğin saptanması
-Bebeğin rahim içinde duruş pozisyonunun saptanması
-Bebeğin iyilik halinin saptanması (biyofizik profil)

Hamilelikte Ultrason Takvimi

Hamile bir kadının tüm hamileliği boyunca kaç kere ultrasonografi incelemesine girmesi gerektiği konusunda katı kurallar yoktur. Herhangi bir anormallik saptandığında ya da normal olmayan bir durumdan şüphelenildiğinde ultrason incelemesi yapılabilir.

Herşeyin normal olduğu durumlarda ise adet gecikmesinden 1-2 hafta sonra gebelik varlığının saptanması ve bu gebeliğin rahim içinde yerleşmiş normal bir gebelik olduğunun gösterilmesi için ultrason incelemesi yapılır. Bunun dışında her rutin kontrolde ultrasonografi yapılabileceği gibi sadece 18-20 haftalarda anomali saptanması açısından ikinci düzey inceleme (detaylı ultrason) ve 34. haftada da bebeğin büyüklüğü ve pozisyonunu saptamak için ikinci bir inceleme yapılmasını öneren ekoller de mevcuttur.

Ülkemizde genelde her rutin kontrolde ultrason yapma eğilimi mevcuttur ve bu uygulama yanlış değildir. Ultrasonografinin uygulamaya girdiği dönemden günümüze kadar yapılan pek çok kontrollü çalışmada gelişmekte olan fetus üzerinde herhangi bir olumsuz etkisinin olduğu gösterilmemiştir.

Transvajinal ultrasonografi nedir ve ne zaman kullanılır?

Özel olarak tasarlanmış problar yardımıyla ultrasonografi vajinal yoldan yapılabilir.

Bu yöntem pelvik organların değerlendirilmesinde çok daha kaliteli görüntü sağlar ve dolayısıyla çok daha etkilidir. Özellikle hamile olmayan ya da hamileliğinin çok erken döneminde olan kadınlarda transvajinal ultrasonografi tercih edilmelidir.

Transvajinal ultrasonografi ile fetal kalp atımları 5,5-6 haftada saptanabilir. Ayrıca baş-popo mesafesinin ölçümü bu tür incelemelerde daha tatminkar olmaktadır.

Bizim uygulamalarımızda 13. haftaya kadar tüm ultrason incelemeleri transvajinal yöntemle yapılmaktadır.

Obstetrik uygulamalar dışında genel jinekolojik incelemelerin hemen hepsinde transvajinal ultrasonografi tercih edilmelidir. Bu yöntemde hem görüntü kalitesi ve güvenilirliği daha yüksek olmakta hem de hastanın idrarının sıkışık olması gerekmediğinden, hatta tercihen mesanesinin boş olması gerektiğinden hasta açısından daha konforlu olmaktadır. Mesanenin dolması beklenmediğinden gereksiz zaman kaybı sorunu da ortadan kalkmaktadır.

Doppler Ultrason Nedir?

Doppler prensipi hem NST cihazlarında hem de bebeğin kalp atımlarının dinlenmesinde kullanılan cihazlarda uzun zamandır kullanılmaktadır. Bu prensibin ultrason cihazlarına adapte edilmesi obstetrik alanında yeni ufuklar açmıştır.

Bebeğe ait kan damarlarındaki kan akım şekillerinin değerlendirilmesine olanak tanıyan Doppler Ultrasonografi incelemesi bebeğin iyilik hali hakkında oldukça yararlı bilgiler verir.

“Color flow mapping” adı verilen teknoloji ise kan akımının monitör üzerinde renkler ile temsil edilen şekilde görülmesini sağlar. Bu yöntemde atardamar ve toplardamarlarda akan kan farklı renkler ile temsil edilir.

3 Boyutlu Ultrason Nedir? Geleneksel ultrasonografinin yerine kullanılabilir mi?

Bu cihazlar ilk zamanlarda değişik açılardan elde ettikleri görüntüyü bilgisayar yazılımları yardımıyla işledikten sonra ekrana yansıtmaktayken, günümüzde kullanılan gelişmiş cihazlar inceleme ile eş zamanlı olarak üç boyutlu görüntü üretebilmektedirler. Eş zamanlıdan kasıt prob hastanın karnına konulduğu andan itibaren istenilen 3 boyutlu görüntünün elde edilmesidir.

3 boyutlu ultrasonografinin önemi bebeğe ait bazı anomalilerin çok daha kolaylıkla saptanabilmesidir. Ayrıca anne baba adaylarının bebeklerini daha doğmadan görmeleri aralarındaki psikolojik bağın daha güçlü olmasında yardımcı rol oynar.

3 boyutlu ultrasonografi hala yeni bir teknoloji sayılabilir ve hakkında daha fazla çalışmaya gerek vardır. Günümüzde kabul edilen gerçek, üç boyutlu ultrasonografinin geleneksel ultrasonografiyi ortadan kaldıramayacağı ve bunun doppler incelemesi gibi yardımcı bir teknik olduğudur.

Ultrasonografinin bebeğe bir zararı var mıdır?

Ultrasonografi hamile kadınlar üzerinde 40 yıldan daha uzun bir süredir kullanılmaktadır. Ultrasonografide röntgen gibi iyonize radyasyon kullanılmadığından gelişmekte olan fetus üzerinde toksik etkiye sahip değildir.

Laboratuvar ortamında uzun süreli ultrason dalgalarına maruz kalınmasının dokularda hafif bir ısınmaya yol açabileceği gösterilmiş olsa da yapılan çok sayıda kliniik çalışmada ultrasonografinin insanlar ve hayvanlar üzerinde zararlı etkisinin olduğu gösterilememiştir. Yapılan sınırlı büyüklükteki çalışmalarda ultrasonografinin düşük doğum ağırlığı, solaklık ve işitme bozukluğu ile ilgili olduğu öne sürülmekle birlikte bu bulgular geniş hasta sayısı ile yapılan çok sayıda çalışmada doğrulanmamıştır.

Hamilelikte ultrason uygulamaları ile ilgili en büyük risk, özellikle yeterli tecrübeye sahip olmayan kişiler tarafından yapılan incelemelerde bazı fetal anomalilerin gözden kaçırılması riskidir. Bu riski en aza indirmek için tüm gebelik boyunca en az bir incelemenin başka bir hekim tarafından yapılması yaygın ve etkili bir uygulamadır. Merkezimizde de 19-21. haftalarda 

Eurovision birincisinden şehit yakınları için konser

Eurovision 2009 Şarkı Yarışması’nda “Fairytale” adlı şarkıyla birinciliği elde eden Norveçli sanatçı Alexander Rybak, Alanya’da şehit aileleri yararına düzenlenen konsere katıldı.

Polis teşkilatının 168. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen etkinlikler kapsamında Türkiye’ye gelen Rybak, Alanya’da sahne aldı.

Konserden elde edilen gelir, şehit aileleri yararına kullanılacak.

Alanya İlçe Emniyet Müdürü Erkan Dur, Polis teşkilatının 168. yıldönümünde farklı bir etkinlik gerçekleştirmek istediklerini söyledi.

Geçen yıl yapılan etkinliklere Hollandalı bir sanatçı getirdiklerini anlatan Dur, kültürlerin kaynaşmasını amaçladıklarını ifade etti.

Dünyanın değişik yerlerinden birçok kişinin Alanya’da yaşadığını belirten Dur, “Onlar bizim hemşehrimiz’ projesiyle bu insanlarla entegre olmayı ve kültür alışverişinde bulunmayı amaçladık. Kendilerini memleketlerinde hissetmelerini sağlamak istedik. Bu çerçevede hem 10 Nisan etkinlikleri hem de proje kapsamında konser düzenledik” dedi.

Hawking’ten insanlık için 1000 yıl uyarısı

Yaşamını evrenin gizemini çözmeye adayan ünlü İngiliz astrofizikçi Stephen Hawking, insanoğlunun geleceği için uzay araştırmalarının sürdürülmesi gerektiğini belirtti.

Los Angeles’taki Cedars-Sinai Tıp Merkezi’nde yer alan bir kök hücre laboratuarını ziyaret eden 71 yaşındaki Hawking, yaşayacak yeni bir gezegen bulamaması durumunda insan ırkının bin yıl daha ayakta kalmasının mümkün olamayacağını ileri sürdü.

Evrenin kökenleri ve kara deliklerle ilgili kitaplarıyla dünya çapında tanınan Hawking, “eğer evrenin nasıl işlediğini anlayabilirsek, o zaman kontrol etmenin de bir yolunu bulabiliriz” değerlendirmesinde bulundu.

Hastalığıyla ilgili bir soru üzerine ise Hawking, “hayat ne kadar zor görünürse görünsün, her zaman yapabileceğiniz bir şey vardır” ifadesini kullandı.

Cambridge Üniversitesi’nde öğrenciyken yakalandığı motor nöron hastalığı Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) nedeniyle hareket edemeyen ve konuşamayan Hawking, iletişim kurabilmek için bilgisayar teknolojilerinden yararlanıyor.

Hawking’in “Zamanın Kısa Tarihi” adlı kitabı, dünya genelinde 10 milyondan fazla satmıştı.

ALS, beyin ile omurilikte bulunan ve kasları kontrol eden sinir hücrelerine zarar veriyor. Henüz tedavisi bulunmayan ALS’ye yakalanan hastaların sadece çok küçük bir kısmı, 10 yıldan uzun süre yaşıyor.

Arnavutluk’un en büyük camisi için ilk adım

Cami için tören düzenlenirken, Arnavutluk Başbakanı Sali Berişa, Tiran Belediye Başkanı Lulzim Başa ve Diyanet İşleri Başkanı Selim Muca’nın imzaları ile cami için ilk adım adıldı.

Törende moderatörlük yapan Gent Kruja, açılışta yaptığı konuşmada, “20 yıl önce başlanan bu proje bugün burada sizlerle gerçekleştiriliyor. Ama biz bugün, Allah’ın izniyle, hükümetin ve belediyenin destekleriyle, Müslümanların beklemelerinin sonuna geldik. Burada sadece cami değil, aynı zamanda ibadet ve ilim komplesi, cami, kültür merkezi, İslam’ın ilk müzesi, konferans salonu, kütüphane ile büyük külliye yapılacak.” dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Selim Muca ise heyecanla şunları söyledi: “Arnavutluk’un Diyanet İşleri Başkanı Selim Muca olarak şahadet ederim ki, yıllarca özlemle beklediğimiz bu projenin ilk adımlarını başbakan Sali Berişa ve Arnavut halkı ile atıyoruz.”

Tembeller için gözlük

Dünyanın önde gelen teknolojik ürünlerini icat etmeleriyle bilinen Japonlar, bu sefer tembel insanlar için harekete geçti.

Tembel insanlar için üretilen gözlük sayesinde yattığınız yerden kafanızı kaldırmadan televizyon izleyebilecek ya da kitap okuyabileceksiniz.

Japonya’da faaliyet gösteren bir internetten alışveriş sitesi, ilginç bir ürünü satışa sundu.

Gorodoey2 isimli ürün sayesinde yattığınız yerden kafanızı kaldırmadan televizyon izleyebiliyorsunuz.

Ayrıca kitap okumak da mümkün. Gözlüğe yerleştirilmiş camlar sayesinde bunun mümkün olduğu kaydedildi.

85 gram ağırlığındaki gözlükler, normal gözlük üzerine de takılabiliyor. Ürünün fiyatı ise 21 dolar.
 

“Galatasaray için avantaj”

 

AK Parti İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçında, Real Madrid’in tüm otoriteler tarafından favori gösterilmesinin, Galatasaray için büyük bir avantaj olduğunu belirterek, ”Bu durum motivasyonu çok daha farklı bir şekile sokar” dedi.

Şükür, Galatasaray’ın, UEFA Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçında yarın kupanın favorilerinden biri olarak gösterilen Real Madrid ile deplasmanda yapacağı maçı, yorumladı.

Hakan Şükür, ”Real Madrid’in tüm otoriteler tarafından – iddia oranlarına bile yansıyan – favori olması, Galatasaray için büyük bir avantajdır. Bu durum motivasyonu çok daha farklı bir şekile sokar. Yani kaybettiğiniz zaman bu kolay bir şey olur ama kazandığınız zaman olay olur” dedi.

Galatasaray’ın üst düzey, hepsi mevkisinde iyi, çok önemli oyunculardan kurulu bir takım olduğunu vurgulayan Şükür, ”Fatih hoca onlara ne diyecek?” sorusuna, ”(Çıkıp zevk alacaksınız, güzel bir stad, büyük bir takımın hocası…) Soyunma odası kelimeleri budur. Bunu diyecek” yanıtını verdi.

Şükür, Galatasaray’ın belli bir formasyonu olduğunu ve bunun da sezon başından beri oturduğunu belirterek, ”Yeni gelen oyuncular da ikinci yarı itibarıyla oturdu” dedi.

Oyuncular için dünya vitrinine, dünyanın bir çok yerinde seyredilecek maça çıkmanın çok büyük bir motivasyon aracı olduğunu ifade eden Şükür, ”Favori ile oynamak ve ona karşı reaksiyon göstermek, ülkemiz oyuncuları için çok büyük bir motivasyon aracıdır. Ben inanıyorum ki – skoru bilmem ama – keyifli, güzel bir maç olacaktır. Galatasaray yenilebilir, doğal bir şeydir ve bu doğallık da motivasyondur zaten. Öyle bir kaygısı yok, ‘yenilirsem benden kimse hesap sormayacak’ motivasyonu çok önemlidir bence” diye konuştu.

 

-”Real Madrid, Galatasaray’ın kalitesini gördü”-

Şükür, ”Siz de geçmişte büyük maçlara hazırlandınız. Futbolcular bu maça nasıl hazırlanmalı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

”Kura çekildiği andan itibaren, zaten Galatasaray’ın o arada oynadığı maçlarda o motivasyonu görüyorsunuz. Büyük bir coşku ile oraya hazırlanan takım gördük. Bu avantaj ama bir farklı tarafı da var. Bu maçları kura çekildikten sonra karşı tarafın ekibi seyrediyor. Galatasaray’ın kalitesini gördüler. Belki çok farklı bakacakları bir takımken birden dikkate alınır bir takım haline geldi. Tabi ki gönlüm, dileğim, ülkemin takımı ve tuttuğum takım Galatasaray’ın turu geçmesi. İki ayaklı bir maç bu. Farklı stratejiler var, ikinci maç var, kendi sahanda oynuyorsun. Çifte ayaklı maçlarda ikinci maç için avantajlı bir skor almaya çalışacaksın.”

Şükür, Galatasaray’ın golcü futbolcusu Burak’ın, ”Turu geçersek şampiyon oluruz” sözlerinin anımsatılması üzerine ise ”Başka ne söyleyebilir ki. Real Madrid bu turnuvanın favori takımı. Barcelona’ya karşı üstünlük de kurmuş bir takım. Otoritelerin bu şampiyonluktaki bir numaralı adayı. Siz bu takımı elediğiniz zaman, bunu düşünmemek olmaz. Böyle düşünür oyuncu. İyi de bir motivasyondur bu” dedi.

RTÜK’ten 5 kanal için kapatma kararı

RTÜK Kanunu’nda bir süre önce yapılan düzenleme ile Turksat uydusu üzerinden yayın yapan yurt dışından yayın ruhsatlı olanlar dahil tüm kanallara müdahale yetkisi verildi.

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki Kanun’a eklenen ‘RTÜK Yurt Dışı Kaynaklı Radyo ve Televizyon Yayınları Yönergesi’ ile tanınan yetkiyi kullanan RTÜK, Turksat uydusu üzerinden yurt dışından aldıkları ruhsatla yayın yapan ANC, HTV, Doğa TV, DR TV ve TR1 TV‘nin yayınlarını inceleyerek yayınlarını durdurma kararı aldı. RTÜK’ün ‘2013/12’ sayılı toplantıda aldığı kararlarda çeşitli tarihlerde yayınında tanıtımı yapılan çeşitli ürünlerin çok sayıda hastalığa iyi geldiği, çok sayıda kişinin sağlıklarına kavuştuğunu söylediği, ekranlarda bunun fiyat ve satın alınabileceği bilgilere yer verildiği ifade edildi.

YANILTICI REKLAMLAR

Kararda; reklam ve tanıtımı yapılan bu gibi ürünlere ilişkin Sağlık Bakanlığı’nın tedavi amaçlı ürünlerin hekim önerisi ve eczacının uyarısı doğrultusunda kullanılması gerektiğine ilişkin yazısının bulunduğu hatırlatıldı. Yazıda ‘Ürünlerin tanıtım ve satışının aldatıcı, yanıltıcı olduğu, halk sağlığının tehdit edildiği ve tüketicilerin yanıltılarak istismar edildikleri düşünceleriyle bu tür reklamların yasaklanması gerektiği’ kaydedilirken her kanal için ayrıntıları ile belirtilen kararlarda şu görüşlere yer verildi:

O YAYINCILIK İLKESİ İHLAL EDİLDİ

“Medya hizmet sağlayıcının üst kurulumuzdan yayın lisansı almadığı, yurt dışından Turksat üzerinden yayın yaptığı ve söz konusu yayına ait deşifre kayıtlarının Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün bitkisel gıda takviyelerinin mevzuata uygun olmayan reklam ve tanıtımıyla ilgili yazısı kapsamında değerlendirilmesi neticesinde, rapora konu yayında, geliştirilen bitkisel ürünler hakkında tedavi edici olduğu iddiası ile ürün hakkında bilgiler verilmek suretiyle yayıncı kuruluşun, ‘Yanıltıcı olmamak ve tüketicinin çıkarlarına zarar vermemek’ yayıncılık ilkesinin ihlal edildiği tespit edilmiştir. Bu nedenlerle yayıncı kuruluş hakkında 6112 sayılı Kanunun 29’uncu maddesinin 3’üncü fıkrası hükmüne göre, işlem yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.”

Turksat uydusu üzerinden yayın yapan 5 kanalın yayınının durdurulmasına ilişkin kararda RTÜK üyesi Süleyman Demirkan’ın karşı oy kullandığı yer aldı. Turksat uydusu üzerinden yayınına son verilmesi kararlaştırılan TR1 TV, yayın sırasında ekranından altından sürekli geçen yazıda kanalın kapatılmak istendiği ifade edilirken, web sayfasında da ‘Haksız uygulamaya’ karşı izleyicilerin tepki göstermesi çağrısı yapıldığı görüldü.

Milli ilaçta ilk çalışma kanser için olacak

Dünyada ilaç araştırmalarının başlangıcı sayılan ve hayvan ile insan hücre kültürü deneylerin yapıldığı ‘Faz Öncesi Araştırmalar Birimi’, Türkiye’de ilk kez Ege Üniversitesi (EÜ) bünyesinde kuruluyor. Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan açılış izni alan merkeze, Kalkınma Bakanlığı 10 milyon liralık kaynak ayırdı. Önümüzdeki günlerde faaliyet izniyle birlikte Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılacak merkezin ilk orijinal ilaç çalışması kanser alanında olacak.

Hayvan deneyleri ve insandan biyopsi ile alınan hücre kültürleriyle yapılacak araştırma başarılı olursa klinik deneylere geçilecek. Faz öncesi çalışmalarda hücre kültürleri kullanılacak kişilerden yazılı izin alınacak. Ayrıca etik kurulu ve Sağlık Bakanlığı’nın bu süreci onaylaması gerekecek. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de son 5 yılda insanların dahil olduğu toplam bin 303 klinik araştırma yapıldı. Bu rakamın yetersiz olduğu ifade ediliyor. Dünya ilaç araştırmalarına 120 milyar dolar ayırırken, Türkiye bunun sadece 50 milyon dolarını alabiliyor. Diğer yandan Sağlık Bakanlığı önümüzdeki günlerde klinik araştırmalarla ilgili yeni bir çalışmayı hayata geçirecek.

EÜ İlaç Geliştirme – Farmakokinetik Araştırma ve Uygulama Merkezi (Argefar) Danışmanı Prof. Dr. Işık Tuğlular, ‘Faz Öncesi Araştırmalar Birimi’nin önemli bir boşluğu dolduracağına dikkat çekiyor. Bu zamana kadar Türkiye’de yapılan araştırmaların yurt dışında faz öncesi incelemeleri biten çalışmalar olduğunu anlatan Tuğlular, “Bu çalışmalar ne yazık ki bizim olmuyordu. Sadece biz de diğer ülkelerde yapılan çalışmalar gerçekleşiyordu. İlacın orijinal patenti çalışmaların ilk başladığı ülkeye ait oluyordu. Bu merkezle yeni ilaç ilk aşamadan itibaren bizim milli ilacımız olacak. Özellikle yerli ilaç sanayimiz de bu alanlarda yatırım yapabilecek düzeye gelmesiyle önemli bir mesafe alacağız.” şeklinde konuştu. Klinik öncesi faz çalışmalarının amacının yeni ilaç adayının etkinlik ve güvenilirliğinin insanlarda denenmeden önce değerlendirilmesi olarak tanımlayan Tuğlular, Türkiye’de klinik çalışmaların bu birimle birlikte artarak devam edeceğini vurguluyor. Bununla birlikte merkezin ilk çalışması orijinal kanser ilacı alanında olacağı öğrenildi. Finans konusu da büyük ölçüde çözüldüğü çalışma, gerekli izinler alındıktan sonra hayvan ve insan hücresi araştırmalarıyla başlayacak.

İLAÇ ALANINDA 5 YILDA BİN 303 KLİNİK ÇALIŞMA YAPILDI

Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de son 5 yılda insanların dahil olduğu toplam bin 303 klinik araştırma yapıldı. En çok klinik çalışma 646 ile Faz 4 aşamasında yapılırken bunu 523 çalışma ile Faz 3 çalışması izledi. En az ise Faz 1’de yapılan 16 çalışma oldu. Süreçte kendi isteği ile çalışmalara giren herkes sigortalanıyor. Ayrıca etik kurullarında ve Sağlık Bakanlığı’nda izin alınıyor.

Faz 1 çalışmasına 20-80 kişi katılıyor. Bu çalışmalar ortalama 1-1.5 yıl sürüyor. Bu fazın amacı ilacın güvenirliğini test etme. Türkiye’de bu alanda çok çalışma yapılmıyor. 2011’de sadece 4, 2012’de hiç çalışma yapılmadı.

Faz 2 çalışmasına ise 100-300 hastayla yapılıyor. Amaç ilacın etkinliği ve güvenirliğinin sağlanması.

Faz 3 çalışmasına 1000-3000 bin gönüllü katılıyor Klinik çalışmaların bu fazının tamamlanması 3-4 yıl sürebiliyor. Bu fazın amacı “etkinliğin kanıtlanması ve yan etkilerin izlenmesi.

Faz 4 çalışması ise ürün ilaç olarak kullanılmaya başlandıktan sonra yapılan klinik çalışmaları ifade ediyor. Bu çalışmaların ana amacı ilacın uzun süreli güvenilirlik verilerinin toplanması.

MİMARLIK ALANINDA İLAÇTA DAHA ÇOK AR-GE YAPILIYOR

Dünya ilaç araştırmalarına 120 milyar ayırıyor, Türkiye bunun sadece 60 milyon dolarını alabiliyor. Pazar değeri açısında dünyanın en büyük 16. ilaç pazarı olarak görülen Türkiye, klinik araştırma sayısı açısından ise ancak 36. sırada. Türkiye’de temel eczacılık ürünleri adı altında yapılan Ar-Ge harcaması, 2010 yılı itibariyle bilgisayar programlama, motorlu taşıt imalatı ve mimarlık gibi sektörlerin arkasında kalarak en çok Ar-Ge harcaması yapılan on birinci sektör olabildi.

Kalp sağlığınız için yaşam tarzınızı düzenleyin

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; her yıl dünyada 17.5 milyon, ülkemizde ise yaklaşık 200 bin insan, kalp damar hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirmektedir.

Memorial Ataşehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Azmi Özler, “7-14 Nisan Kalp Haftası” öncesinde kalp sağlığını korumak için önerilerde bulundu.

Düşük gelirli ailelerde sık görülüyor

Kalp damar hastalıklarının modern yaşamın getirdiği sorunlar ve ekonomik durumun iyi olması ile arttığı düşünülebilir. Aslında mantıksal bir yaklaşım olmasına karşın yapılan istatistikler bunu doğrulamamaktadır. Kalp damar hastalıklarının 2/3’si düşük ve orta gelirli ailelerde görülmektedir. Sağlıksız beslenme, motorlu taşıtların yaygınlığı, hava kirliliği, stres, düzensiz şehirleşmenin getirdiği olumsuzluklar ve kaliteli sağlık hizmetine ulaşabilmede güçlükler kalp damar hastalığına yakalanmada en önemli faktörler olarak ortaya çıkmaktadır.

Şehir yaşamı kalp hastalıklarına zemin hazırlıyor

Çarpık kentleşmenin getirdiği sıkıntılar, yeşil alanların azalması, parkların yerini plaza ve alışveriş merkezlerinin alması, trafik sorunu, fast food nedeniyle geleneksel mutfağımızdan ve Akdeniz diyetinden uzaklaşılması, iş stresi, sigara kullanım oranının çok yüksek olması ve çağın hastalığı obezite sonucunda ülkemizde kalp damar hastalıklarından ölüm oranının gittikçe artacağı öngörülmektedir. Tüm bu olumsuzlukların yanında bilgi kirliliği ve insanların “bana bir şey olmaz” düşüncesiyle hastalıklara yaklaşımı tabloyu oldukça karamsar hale getirmektedir.

Kalp çocukluktan itibaren korunmalı

Kalp damar hastalıklarında, doğumsal kalp damar hastalıkları bir tarafa bırakılırsa, korunmanın çocukluk yaşlarından itibaren başlaması gerekmektedir. Kalp damar hastalıklarında değiştirilemeyen faktörler; yaş, cinsiyet ve genetik geçiş olmasına karşın alınabilecek önlemler sayesinde bu faktörlerin etkisi oldukça azaltılabilir.

Sağlıklı, mutlu, huzurlu ve kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek istiyorsanız bunlara dikkat etmelisiniz:

  • Eğer sigara içiyorsanız en kısa zamanda bunu terk etmeli hatta sigara içilen ortamlardan kaçınmalısınız. Bugün kalp merkezlerinin koroner yoğun bakım servislerinde yatan hastaların

İntikam için Emniyet’e saldırmışlar

Adana’nın merkez Yüreğir İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik olan ve 1 polis memurunun yaralandığı silahlı saldırıyla ilgili 8 kişi gözaltına alındı. Zanlıların, ruhsatsız tabancayla yakalanan arkadaşlarının gözaltına alınmasına tepki için saldırıyı gerçekleştirdikleri anlaşıldı.

Merkez Yüreğir İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne 29 Mart’ta saat 23.50’de motosikletli 2 kişinin pompalı tüfekli saldırısında 1 polis memuru hafif yaralandı. Saldırının ardından çalışma başlatan Adana Emniyet Müdürlüğü ekipleri, çevredeki güvenlik kameralarını inceledi; görgü tanıklarının bilgisine başvurdu. Saldırıyı Nebi Okatan’ın (22) gerçekleştirildi ve motosikleti de H.P.’nin (17) kullandığı belirlendi. Zanlıların eşkalini belirleyen ekipler, saldırıya uğrayan emniyet müdürlüğü binası yakınlarındaki 19 Mayıs Mahallesi’nde bazı evlere operasyon düzenledi. Olayla ilgili Nebi Okatan, H.P. ile birlikte Mehmet Sayın (18), Harun Kılınç (19), M.G. (17), F.A. (16) ve K.T. (16) gözaltına alındı. Zanlılardan 18 yaşından küçük olanlar işlem yapılmak üzere Çocuk Şube Müdürlüğü’ne teslim edilirken, Nebi Okatan, Mehmet Sayın ile Harun Kılıç, Cinayet Büro ekiplerince sorgulandı. Saldırıyı Nebi Okatan’ın gerçekleştirdiğini ileri süren Harun Kılıç’ın, “Olaydan 4 saat önce arkadaşımız Sinan Taşkıran ruhsatsız tabancayla gözaltına alınmış. Nebi, bizim yanımıza geldi çok öfkeliydi, ‘Polise bunun hesabını soracağım’ diyerek bir arkadaştan kaşkol, birinden motosiklet aldı. H.P ile birlikte de ayrıldılar. Sonra bu olayı duyduk” diye ifade verdiği öğrenildi.

Zanlılar, Adana Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgularının ardından adliyeye sevk edildi. Kendilerini Harun Kılıç’ın ele verdiğini ileri süren Nebi Okatan, “Sen bizi nasıl satarsın. Bunun dışarı çıkması da var, kafanı kopartacağım” diyerek tehdit etti.

Onu yaşamak için Hz. İsa gibi çarmıha gerildiler!

Ülkenin kuzeyindeki Pampanga kentinde düzenlenen törende acı çekmek isteyen “çilekeşler”in birkaç dakikalığına çarmıha çivilenmesini turistler de izledi.

Kendilerinin veya bir yakınlarının hastalıklarının iyileşmesinden dolayı Tanrı’ya teşekkür etmek amacıyla ya da günahlarının affı için inananlar, Hz İsa’nın çektiği çile ve acıları tekrar yaşamak istiyor.

Filipinler’de nüfusun yüzde 80’i Katolik. Kutsal Cuma günü Katolikler, Hz İsa’nın Nasıriye’de çarmıha gerilmesini anıyor.

AA

İsrail’den “tazminat” için heyet geliyor

İsrail’in Mavi Marmara saldırısında hayatını kaybeden 9 Türk vatandaşının ailelerine ödeyeceği tazminat konusunu görüşmek üzere görevlendirilen İsrailli heyetin, gelecek hafta içinde Türkiye’de olacağı öğrenildi.

İsrailli üst düzey diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, tazminat konusunu görüşecek heyetin, İsrail’de bu hafta boyunca kutlanan Hamursuz Bayramı’nın hemen ardından Türkiye’ye gelmesi bekleniyor.

Türk ve İsrailli yetkililer arasındaki ön görüşmelerin şu an itibariyle telefon aracılığıyla yürütüldüğünü belirten kaynaklar, görüşmenin kesin tarihinin henüz belirlenmediğini söyledi.

Sürecin, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun danışmanları Yaakov Amidror ve İzak Molho ile Adalet Bakanı Tzipni Livni tarafından yürütüldüğüne işaret eden kaynaklar, detayların önümüzdeki günlerde netleşeceğini kaydetti.

Mavi Marmara yardım gemisine düzenlenen baskının ardından Türkiye’nin öne sürdüğü şartları kabul eden İsrail, saldırıda hayatını kaybeden vatandaşların yakınlarına tazminat ödeyeceğini taahhüt etmişti. 

Kadınlar için çocukları eşlerinden önce geliyor

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bireylerin mutluluk kaynağı olan kişilere ilişkin verilerinden yapılan derlemeye göre, soru yöneltilenlerin yüzde 62’si ”tüm aile”nin kendileri için mutluluk kaynağı olduğunu belirtti.

Erkekler, ”tüm aile”den sonra en büyük mutluluk kaynağı olarak eşlerini gösterirken, bu durum kadınlarda değişti. Kadınların en büyük mutluluk kaynakları arasında önceliklerinin ”eşleri” değil ”çocukları” olduğu ortaya çıktı.

Kadınların en büyük mutluluk kaynağı, yüzde 58,4 ile ”tüm aile” olurken, bunu yüzde 22,9 ile çocukları izledi. Kadınlar, torunlarından sonra yüzde 6,2 ile eşlerini dördüncü sırada mutluluk kaynağı olarak gösterdi.

Erkeklerin mutluluk kaynakları ise yüzde 66,6 ile ”tüm aile”, yüzde 11,7 ile eşler, yüzde 8,7 ile çocuklar, yüzde 7,9 ile torunlar oldu.

Kadınlar daha mutlu

Cinsiyet ve yaş grupları dikkate alınarak yapılan mutluluk düzeyi araştırmasına göre, bireylerin yüzde 61’i mutlu, yüzde 10,2’si ise mutsuz.

Kadınların, erkeklere göre daha mutlu olduğunu ortaya koyan araştırmaya göre, kadınların yüzde 62,8’i, erkeklerin ise yüzde 59’u mutlu.

Toplumun en mutlu kesimini 25-34, en mutsuz kesimini ise 45-54 yaş arasındaki kişiler oluşturdu.

Tablolar

Bireylerin 2012 yılı verilerine göre mutluluk kaynağı olan kişiler şöyle:

ToplamTüm aile ÇocuklarEş KendisiTorunlarDiğerToplam10062,016,88,63,28,11,4Erkek10066,68,711,73,87,91,2Kadın10058,422,96,22,78,21,5

Cinsiyet ve yaş grubuna göre mutluluk düzeyi (yüzde) şöyle:

Mutlu Orta
Mutsuz
Toplam61,028,910,2
Erkek59,029,711,3
Kadın62,828,19,1

18-24 yaş64,626,09,4
25-34 yaş65,627,37,1
35-44 yaş58,530,211,3
45-54 yaş55,532,112,4
55-64 yaş59,329,011,7
65yaş60,328,711,1

YGS kaygısını yenmek için bunları yapın!

Sınav öncesi öğrencilerde kaygı ile birlikte heyecanın ortaya çıkabileceğini ifade eden Psikiyatr Uzm. Dr. Alper Yılmaz, ailelerin bu noktada çocuklarına yardımcı olmalarını istedi.

Sınav yaklaştıkça, çocuklarda, sınavı düşünmekten dolayı hiçbir şey yapamaz hale gelme, uyku düzeni bozukluğu, iştah değişikliği, tedirginlik ve öfke patlaması gibi durumların ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Dr. Yılmaz, ailelerin, bu durumla karşılaşmamak için sınava girmeden önceki normal yaşantıyı çok fazla değiştirmemesinin önemli olduğunu anlattı.

Yılmaz, “Bazen ‘kendinizi rahatlatacak şeyler yapın, yediğinize içtiğinize dikkat edin, uyku saatinizi ayarlayın’ gibi şeyler denebiliyor. Ama bunlar daha öncesinde yapmadığı şeyler ise bu da ayrı bir stres kaynağına yol açabiliyor. O nedenle sınava girecek gençler, öncesinde nasıl davranıyorsa sınav zamanı da o şekilde davranmalıdır. Hatta çok geç olmadığı sürece normalde yattığı saatte yatması, normalde yaptığı şeyleri yapması, tabiî ki kendini çok fazla yormaması çocuğu rahatlatmak için olası olan şeylerdir.” uyarısında bulundu.

Ebeveynlerin, farkında olmadan çocuğu strese sokacak şeyler yapabileceğini vurgulayan Yılmaz, çocuk için pişirilecek farklı bir yemek veya rahatlatmak için yapılabilecek farklı bir faaliyetin bile stres kaynağı olabileceğini dile getirdi. Sınav öncesi yapılan ‘bizim için bu sınavın hiçbir önemi yok, önemli olan sensin’ gibi konuşmaların da heyecana neden olabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Yılmaz, “Sınav öncesi çok fazla başarı dileği, çok fazla telefonla konuşma, çok fazla yakın akraba, eş-dost ziyareti de çocukların kaygılarını, tedirginliğini artırıyor. Bir çocuğun kaygısı varsa bunun büyük bir çoğunluğu anne-babadan kaynaklanır. Anne-baba rahat değilse çocuk da rahat değildir. Bu nedenle çocuğumuzun rahatlamasını istiyorsak en başta anne-baba olarak daha rahat olmalı, çok fazla nasihat vermeden, yorum yapmadan rahatlamalarına yardımcı olmalıyız.” dedi.

Çocuk ders çalışmadığı zaman kendini rahat hissetmiyorsa ders çalışabileceğini belirten Yılmaz, sınavdan bir önceki gün için ise önemli bir uyarıda bulundu. Sınavdan önceki gün yapılan çalışmanın, çocukların farklı farklı şeyler çalışmasına yol açacağı için çok uzayabildiği uyarısında bulunan Yılmaz, “Sınavdan önce çok kısa olmak şartıyla takıldığı birkaç noktaya yarım saati aşmamak şartıyla bakabilir. Sınav akşamı uyuyamadığı taktirde ki bu da çok görülen bir sorundur, kendini rahatlatmak için evin içinde farklı aktivitelerle uğraşabilir. Bazen ‘erken uyumam gerekiyor’ korkusu da çocuklarda uykusuzluğa neden olabiliyor. Bu nedenle çok geç olmamak şartıyla normalde uyuduğu saatte uyuması önemli.” diye konuştu.

Bütün çalışmalara rağmen sınavın iyi geçmeyebileceğini de belirten Yılmaz, ebeveynlerin sınav sonrası çocuğu rahatlatması, dünyanın sonu olmadığını anlatması gerektiğini ifade etti. Bir çocuğu rahatlatacak en önemli şeylerden birinin anne-babanın duygularını çocuğuna belli etmesi olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Yılmaz, “Bazen bu üzüldüğümüzü paylaşmak da olabilir. Örneğin emek veren, sınav için çok çaba sarfeden bir çocuk, sınavı kötü geçtiğinde anne-baba, ‘Ben senin bununla ilgili emek verdiğini, çabaladığını gördüm, bu benim için yeterliydi’ diyebilir. Ayrıca, bu emeğe rağmen iyi geçmemesine de ‘Aynı sen gibi üzüldüm’ diyerek, çocuğun üzüntüsünü paylaşabilir.” ifadelerini kullandı.

Valiliklerde Pazar günü için hazırlıklar başladı

24 Mart 2013 tarihinde yapılacak olan 2013-YGS’nin sakin, huzurlu ve güvenli olarak yerine getirilmesi esas olmak üzere sınavın yapılacağı tüm illerde geniş önlemler alınacak. Pazar günü tüm vatandaşların çok dikkatli olması gerektiği, öğrencilerin sınav motivasyonunu olumsuz etkileyecek hareket ve işlerin yapılmaması hatırlatıldı.

Balıkesir Valiliğinden konuyla ilgili yapılan açıklamada, 2013-YGS ile ilgili alınan emniyet tedbirlerinin 23 Mart Cumartesi saat 18.00’den itibaren başlayıp sınav günü saat 13.00’e kadar kesintisiz şekilde geçerli olduğu vurgulandı. Balıkesir Valiliğince YGS için alınan önlemler şu şekilde açıklandı;

“24 Mart 2013 tarihinde sınav yapılacak tüm okullar ve çevrelerinde emniyet tertip ve tedbirleri polis ve jandarma tarafından planlanacak. 23 Mart 2013 Cumartesi günü saat 18.00’den itibaren 24 Mart 2013 Pazar günü saat 13.00’e kadar olan süre içerisinde; Otoların klakson çalmaları, her türlü resmi ve özel törenler vesilesiyle dışarı yayın yapılması, düğün konvoyları oluşturmaları, bina hafriyatı ve yıkımları ile seyyar satıcı gürültüleri, buna benzer her türlü gürültü yapılması Balıkesir mülki hudutları dahilinde yasaklanmıştır.

Belediye Başkanlıklarınca başta pazar yerlerinde sessizliğin sağlanması ve inşaat çalışmalarına sınav saatinde ara verilmesi olmak üzere adayların konsantrasyonunu etkileyecek diğer unsurlara yönelik tedbirler alınacak, sınav merkezine gidecek güzergahlar levhalarla belirlenecek ve toplu taşıma seferleri aksaksızca sürdürülecektir. Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği Başkanlığınca, ilgili meslek odalarınca yemek ve konaklama hizmetlerinde gerekli kolaylaştırıcı tedbirler alınacaktır.

Kredi ve Yurtlar Kurumu ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından her türlü yurt ve konaklama tedbirleri önceden planlanacaktır. Karayolları 14.Bölge Müdürlüğünce 23-24 Mart 2013 tarihlerinde yol yapım çalışmaları nedeniyle ulaşımda herhangi bir aksamanın meydana gelmemesi için gerekli tedbirlerin alınması sağlanacaktır. Sınav süresince Üniversite Kampüs alanında ilave sağlık tedbirleri Sağlık Müdürlüğünce alınacaktır.”

Balıkesir Valisi Ahmet Turhan, “Türkiye Cumhuriyetinin geleceği olan gençlerimiz için önemli olan iş bu sınavlara ilişkin kurum ve kuruluşların, her kademedeki personelin ve vatandaşların hassasiyet göstermeleri hususunda gerekli tedbirler alınmıştır” diyerek YGS’nin sakin, huzurlu ve güven içerisinde başlayıp sonuçlanması için gereken emniyet ve diğer tedbirlerin alındığını bildirdi.

Casusluk için subayların spermleri saklanmış!

Habertürk’ten Bülent Ceyhan’ın haberine göre; çetenin onlarca askeri tuzağa düşürdükten sonra sperm örneklerini topladığı öne sürülüyor. Görüntülerde tüplerin üzerinde isim yazılı olduğu dikkati çekiyor. Spermlerin nasıl elde edildiğine ilişkin bilgi ise yok.

İddianamede ilişkiye girilen subayların bilgisi dışında edinilen spermlerle ilgili ne tür faaliyetlerin yürütüldüğüne dair detay verilmiyor. Ancak yine Özkaynak’tan ele geçirilen ve henüz çözümün yapılmayan kriptolu harddiskte daha geniş bilgilerin bulunabileceği öne sürülüyor. Öte yandan çetenin sayısı belli olmayan sperm örnekleriyle geleceği parlak subaylardan habersiz, tüp bebek yöntemiyle çocuk yaptırdığı ve bu çocukları şantaj unsuru olarak devreye sokmuş olabileceği iddia ediliyor.

Çoğunluğu asker 88’i tutuklu 357 kişi hakkında hazırladığı iddianame ek delilleri arasında, çetenin Deniz Kuvvetleri’ne ait bir firkateynde düzenledikleri fuhuş toplantılarına ait olduğu ileri sürülen tutanaklar da bulunuyor. Tutanaklarda çete elemanlarının hangi ülkelerde sahte pasaport çıkartıp kimlerle görüştüğüne dair bilgiler ile bir çok kamu görevlisinin gizli çekilmiş görüntülerinin de yer aldığı öne sürülüyor. Genelkurmay’dan 3 bin, Milli Savunma Bakanlığı’ndan 54, Başbakanlıktan ise 32 belge sızdırıldığı iddia ediliyor.

Tutanağa göre 28 Aralık 2010’da firkateynde yapılan toplantıya Dz. Kur Yb O.O.A, Dz. Bnb. B.G, Dz.Yzb. T.A, Dz. Utğm. Ö.A, Dz.Utğm. S.C, Dz.Tğm C.A ve Dz. Tğm G.K’nın katılmış. Çete üyeleri bu toplantıda askeri personelin fuhuş batağına nasıl çekileceği, kadınların nasıl ve kim tarafından temin edileceği ve belgelerin nasıl çalınıp pazarlanacağını planlamış, bazı askeri personelin uyuşturucuya alıştırılması bile gündeme gelmiş.

Sağlıklı böbrek için olmazsa olmazlar

Bu sayının her geçen gün katlanarak arttığını belirten Çakır, artışın önüne geçebilmek ise bazı noktalara özellikle dikkat etmek ve hayat tarzını değiştirmekten geçtiğini dikkat çekti. Çakır, böbrek salığını korumanın yolunun bol su içmek, tuzdan ve sigaradan uzak durmak ve formu korumaktan geçtiğini kaydetti.

14 Mart Dünya Böbrek Günü nedeniyle bir açıklama yapan International Hospital Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Ülkem Çakır, kandan atık ürünlerin süzülüp temizlenmesi, sıvı fazlasının idrar şeklinde atılmasından sorumlu olan böbreklerin aynı zamanda kan basıncının düzenlenmesi, yeni kırmızı kan hücrelerinin yapılması ve kemiklerin sağlıklı olmasına da yardımcı olduğunu dikkat çekti.

İki böbreğin birden çalışamaması durumunda ise böbrek yetmezliğinin oluştuğunu belirten Doç. Dr. Çakır, “Sonrasında ise hayatı riske atan, üre, kreatinin, potasyum, kanda asit miktarının artması gibi ölümcül tablolar ortaya çıkıyor. Son dönem böbrek yetmezliği hastaları, kronik böbrek hastalığı sorununun görünen kısmını oluşturuyor.”

Doç. Dr. Çakır, Türk Nefroloji Derneği tarafından 23 ilde 10 bin 750 erişkinin katılımı ile yapılan çalışmada, Türkiye’deki erişkinlerin yüzde 15,7’sinde çeşitli evrelerde kronik böbrek hastalığı varlığının ortaya çıktığının altını çizdi. Çakır, bu çalışmanın neticesinde ülkemizde 7 milyon 500 bin kronik böbrek hastası olduğunu, bunun da 6-7 erişkinden birinin böbrek hastası olduğu anlamına geldiğini vurguladı.

Böbrek yetmezliğinden korunmanın 5 yolu olduğunu ifade eden Doç. Dr. Çakır, oyları şöyle sıraladı: “Tarama testiyle böbrek hastalığını erken evrede yakalayın. Suyu ne az ne de çok için. Yemeklere tuz eklemeyin. Düzenli egzersiz yapın. Sigara kullanmayın.”

“GÜNDE, KADINLAR 1,5, ERKEKLER İSE 2-2,5 LİTRE SU TÜKETMELİ”

Her gün vücuda yeterli miktarda su girişi olmazsa böbreklerin zehirli maddelerin atılımını gerçekleştiremeyeceğini dile getiren Doç. Dr. Çakır, “Yeterli su tüketmeyen herkesin böbreğinde hayatının bir bölümünde mutlaka işlev bozukluğu gelişiyor. Sağlıklı bir insanda vücut ağırlığının yüzde 60’ı sudur. Dolayısıyla vücut ağırlığına göre su tüketilmesi gerekiyor. Normal kiloda erişkin bir kadın günde 1,5-2 litre, erkekler ise günde 2-2,5 litre su içmeli. Çay, meyve suyu ve soda gibi içecekleri günlük tüketimin dışında tutulmalı. Ancak unutmayın çok su içmek de az su içmek kadar zararlı. Günde 4-5 litre su içtiğinizde böbreğinizin idrarı konsantre etme yeteneği zorlanıyor. Bu da vücutta sodyum oranını azaltıyor. Düşük sodyum oranları da beyin fonksiyonlarının bozulmasına yol açıp hayatı tehdit ediyor.” diye konuştu.

“TUZ’DAN KAÇININ”

Vücudun günlük tuz ihtiyacı ortalama 5-6 gram olduğunu, bunun yaklaşık 2 gramının ise yemeklere hiç tuz konulmasa bile gün içerisinde yenilen sebze ve meyvelerden alındığını dikkat çeken Doç. Dr. Çakır, şöyle konuştu: “Eğer yenilen yemeklerde kısıtlama yapılmazsa yiyeceklerdeki yüksek tuz vücuda alınıyor. Bunların yanı sıra içeriğinde fazla miktarda tuz bulunan peynir, turşu ve salça gibi yiyecekler de fazladan tuz alımına neden oluyor. Bazı durumlarda kişilerin tuz alımı 20-25 gramı bulabiliyor. Tuz tüketiminin böbrek fonksiyonları üzerinde doğrudan etkisi var. Fazla tuz tüketildiği zaman böbrek içindeki kılcal damar dolaşım sisteminde kan basıncı yükseliyor. Bu yüksek kan basıncı devamlı hal alırsa küçük kılcal damarların yırtılarak harap olmasına neden oluyor, ayrıca idrardan protein kaçırmaya yol açıyor.”

“SAĞLIKLI BÖBREK İÇİN SİGARADAN UZAK DURUN”

Çakır, sigaranın da böbrekler için zararlı olduğunu kaydetti. Çakır, “Sigara, kan basıncını yükseltiyor, kandaki oksijen oranını da azaltıyor. Bu durum böbreklerin sağlıklı çalışmasını bozuyor.” dedi.

 

Kadınlar için büyük tehlike!

ABD’de Arnold Halk Sağlığı Enstitüsü tarafından 19-65 yaş arasındaki 55 bin kadın üzerinde yapılan araştırma, kadınların 1965 ve 2010 yılları arasındaki 45 yılda yaşam alışkanlıklarındaki değişimleri ortaya koydu. Epidemiyolog Dr. Edward Archers liderliğindeki ekip tarafından yapılan araştırma sonuçlarına göre, 45 yıl içinde kadınlar artık yemek, temizlik, çamaşır gibi ev işlerine yüzde 50’den fazla oranda daha az vakit ayırdı, daha çok TV izleyip, bilgisayar başında vakit geçirdi. Enstitü araştırmasında, bu değişimin gelecek nesiller için başta obezite olmak üzere önemli sağlık sorunlarına neden olacağı uyarısında bulunuldu.

İLK KEZ YAPILAN ARAŞTIRMA

Araştırmada 1965-2010 yılları arasında, kadınların ev faaliyetleri yaparken harcadıkları zaman ve enerji miktarı incelendi. Arnold Halk Sağlığı Enstitüsü’nün araştırması, aynı zamanda kadınlarda zaman kullanma eğilimi, ev yönetimi ve enerji harcamasını inceleyen ilk araştırma olma özelliğine sahip. The Public Library of Science’ta da yayınlanan araştırmadaki bulgular, ev faaliyetleri yaparken harcanan zamanın, tüm kadınlar arasında yüzde 50’den fazla düştüğünü ortaya koyuyor. Buna göre kadınlar, 1965’te haftada ortalama 26 saatlerini ev işlerine harcarken, bu süre 2010 yılında yüzde 50 azalarak 13 saate geriledi. Ev işlerine harcanan zamandaki bu hızlı düşüş ile birlikte özellikle çalışmayan kadınların haftada ev işleri için harcadıkları enerjide de 2 bin 500 kaloriden fazla gerileme oldu.

DOĞACAK ÇOCUKLAR İÇİN DE RİSK

Dr. Archers, araştırma sonuçları ile ilgili yaptığı değerlendirmede, “Kadınlar ev işi yaparken 50 yıl öncesine göre daha az zaman harcıyorlar. Sonuç olarak, fiziksel aktivite oranları düşerken bilgisayar ve televizyon gibi hareketsiz yaşam tarzında harcanan zamanda artış oldu” dedi. Araştırma sonuçlarına göre, ev işlerine harcanan zamandaki gerileme sadece kadınlar için değil, yeni doğacak çocuklar için de sağlık ve obez olma riski getiriyor. Ev kadınlarında ve çalışmayan annelerde hareketsiz davranışların en yüksek düzeyde olduğuna ve ev işlerinde de en yüksek düşüşün gözlendiğine dikkat çeken Dr. Archers, şöyle devam etti:

“Bu önemlidir çünkü ev kadınları ve çalışmayan anneler, çalışanlara göre daha fazla çocuk sahibi olma eğilimindedir ve hareketsiz davranış ya da fiziksel hareketsizlik düzeyi yüksek olan kadınların çocukları da obezite, diyabet ve diğer bulaşıcı olmayan hastalıklara daha yatkın doğar.”

45 YILDA KADIN YAŞAMINDA OBEZİTEYİ TETİKLEYEN DEĞİŞİM

1965 yılında çalışmayan kadınlar haftada 33 saatlerini ev işlerine harcarken, 2010 yılında bu süre 16.5 saate indi. Çalışan kadınlarda ise bu süre haftada 17 saatten 10.4 saate geriledi.

Çalışmayan kadınlar 1960’da ev işi sırasında haftada 6 bin kalori harcarken, 2010’da bu değer 3 bin 486’ya indi. Çalışan kadınlar ise 1960’da ev işi için haftada 3 bin 106 kalori harcarken, 2010’da harcanan kalori 2 bin 182’ye geriledi. Kadınların TV ve bilgisayar başında geçirdikleri ortalama süre de 1965’te haftada 8.3 saat iken, 2010’da 16.5 saate çıktı.

Kurtlar Vadisi için MİT neler söyledi?

Teşkilat, Kurtlar Vadisi ile Necati Şaşmaz’ın canlandırdığı Polat Alemdar’ın gerçeğe ne kadar uygun olduğu sorusuna isim vermeden yanıt verdi.

VATANDAŞ SORDU MİT CEVAP VERDİ: VADİ GERÇEĞE UYGUN MU?

MİT, resmi web sayfasında yer alan “Merak Edilenler” bölümündeki soruları yenilerini de ekleyerek yanıtladı. MİT ve faaliyetleri hakkında bilgi verilen bu bölümde soruların yanıtları metnin yanısıra video görüntülü olarak da veriliyor. MİT, isim vermeden başta Kurtlar Vadisi gibi diziler ile bunların Polat Alemdar gibi istihbarat görevlisi kahramanları konusunda da değerlendirmede bulundu. “Yerli dizi ve filmlerde konu edilen İstihbarat Görevlisi MİT Görevlisi modeli aslına ne kadar uygundur?” sorusuna, şu yanıt verildi:

SEYİRCİ DİZİNİN TİCARİ KAYGISINI GÖZARDI ETMESİN

“MİT Müsteşarlığı personeli devlet memuru niteliği taşımakta olup, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu çerçevesinde görev yapmaktadır. Senaryo yazarları, ürünlerini pazarlayabilmek için eserlerine doğal olarak gerçeğin ötesinde heyecan ve cazibe katma ihtiyacı hisseder. Yarattıkları karakterlere odaklanan film yapımcılarının gerçekle kurgu arasındaki aralığı genişletmeleri yanlış anlamaları da beraberinde getirebilmektedir. Bu tür yapımların, ticarî kaygıları da içerdiği izleyici tarafından göz ardı edilmemelidir.”

Bu yıl öğretmenler için eğitim yılı olacak

Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü koordinasyonunda 2013 yılı öğretmenlerin mesleki gelişimi planı kapsamında, 2 ile 96 gün arasında değişen 278 hizmet içi kurs düzenlenecek. Kurslarla toplam 13 bin 716 kişiye hizmet içi eğitim verilecek.

Kurslara arasında hızlı okuma ve hafıza teknikleri, bilgisayar, İngilizce, bilgisayar destekli çizim, network, grafik ve animasyon, FATİH Projesi teknoloji kullanımı, Kur’an-ı Kerim ve Siyer öğretim yöntemleri seminerleri yer alıyor.

Eğitimlerde, FATİH Projesi kapsamında, 2 bin 148 öğretmene teknoloji kullanımı, ağ altyapısı ve branş dersleri uygulama örnekleri seminerleri verilecek. Üstün yeteneklilerin eğitiminde etkinlik geliştirme semineri ile üstün yetenekli bireylerin belirlenmesi yöntem ve teknikleri seminerlerinde ise 81 ilden 2’şer öğretmen olmak üzere 162 kişiye eğitim verilecek.

600 öğretmene de İngilizce eğitiminin verileceği seminerler kapsamında, müstakil imam hatip ortaokulları ile imam hatip liselerinde Siyer ve Kur’an-ı Kerim dersine giren öğretmenlere de hizmet içi eğitim verilecek. Kuran-ı Kerim ve Siyer öğretim yöntemleri için 180’er öğretmen eğitime tabi tutulacak.

Başvurular 75 gün öncesine kadar yapılabilinecek

Öğretmenler almak istedikleri eğitim için ”http://mebbis.meb.gov.tr” adresinden başvuruda bulunabilecek. Herhangi bir faaliyette başvuru o faaliyetin başlama tarihiden 75 gün öncesine kadar yapılabilecek. Bir personel yıl içinde en çok 5 faaliyet alanı için başvuru yapabilecek.