Ağır metaller kısırlık nedeni olabilir

Bunlar üreme ile ilgili dokulara bağlanır ve birtakım değişikliklere yol açarak fonksiyonlarını bozarlar. Bir çiftin doğurganlığı hem erkek hem de kadının üreme kabiliyetine bağlıdır. Son çalışmalar göstermektedir ki çevresinde ağır metallere maruz kalan çiftlerde gebelik daha zor oluşmaktadır. LIFE çalışması verileri erkek ya da kadın kadmiyuma maruz kalırsa kadının gebe kalma şansını azalttığını göstermektedir.

Erkeğin kanında kurşun miktarının çok olmasının, sperm hareketliliğini ve sperm sayısını azaltması sebebiyle, eşinin gebe kalma süresinin uzayacağına dikkat çeken Medicana Bahçelievler Hastanesi Tüp bebek Merkezi Direktörü Prof. Dr. Süha Sönmez; “Ağır metalleri genel olarak günlük yaşantımızda alırız. Yaşadığımız ortama hava, su, yiyecekler, insanlar tarafından üretilen sayısız kimyasal maddeler ve ürünler vasıtasıyla karışan ağır metaller nefes alma, yutma, ciltten emilme yollarıyla vücudumuza girerler. Eğer ağır metallerin vücudumuza giriş hızı, vücudumuzun onları dışarı atma hızından düşükse, zaman içinde vücudumuzda birikim yaparlar.

Bu maddeler karaciğer, beyin, kemik iliği ve böbrek gibi yaşamsal organlarımıza geri dönülmez hasarlar verebilir. Mesela kurşunun kemik iliği için toksik olduğu ve bu organın çalışmasını tümüyle durdurabileceği çok iyi biliniyor. Alüminyumun alzheimer hastalığı ile ilişkili olduğunu gösteren bazı bulgular var. Kadmiyum böbrek kanseri ve kısırlık nedeni olabilir.” dedi.

Kadınların kullandığı kozmetiklerin çoğunda bu toksik metallerden az miktarlarda bulunduğunu söyleyen Medicana Bahçelievler Hastanesi Tüp bebek Merkezi Direktörü Prof. Dr. Süha Sönmez; “Eğer bunları devamlı kullanırsak dolaşıma katılırlar ve kendilerine yerleşecek bir yer bulurlar. Eğer üreme sisteminize veya endokrin sisteminize yerleşirlerse kısırlığa yol açabilirler. Alüminyum içeren deodorantlar sinir sistemine ve bağışıklık sistemine olumsuz etki yapabilirler.

Meyve suyu ya da diğer gazlı içecekleri direkt olarak teneke kutudan içtiğinizde bu maddeye maruz kalma durumu söz konusudur. Gebe kalmada zorluk çekenler bu alışkanlıktan vazgeçmeliler. Bu içeceklerde bulunan fosforik asit kutulardaki alüminyumu parçalar içeceğinize karışarak vücudunuza girer.

Endüstriyel ürünlerin üretiminde ağır metallerin yoğun bir biçimde kullanılması nedeniyle, insanların ağır metallere maruz kalma oranı son 50 yılda çok ciddi bir şekilde artmıştır. Civalı amalgam dolgular, boyalar ve musluk suyundaki kurşun, işlenmiş gıdalar, kozmetik ürünleri, şampuan ve saç ürünleri, diş macunlarındaki kimyasal kalıntılar nedeniyle insanlar her an ağır metallerle iç içe yaşamaktadır. Günümüzün endüstriyel toplumunda bu durumdan kaçış imkanı ne yazık ki yok gibi görünmektedir.

ARSENİK, CIVA VE KURŞUN İNSAN SAĞLIĞINA OLDUKÇA CİDDİ ZARARLAR VERİYOR

Günümüzde ne kadar dikkat edilirse edilsin arsenik, cıva ve kurşun gibi insan sağlığına oldukça ciddi zararlar veren metaller, ev ortamında bulunan malzemelerden vücudumuza geçebilmektedir. Evlerimizde bulunabilecek bu malzemelerin başında; sırlı çanak- çömlekler, bitkisel destekleyici ürünler, bazı gıdalar, bahçe için kullanılan böcek veya bitki öldürücü kimyasallar gelmektedir.

Evlerde bulunabilen ve kurşun içeren malzemeler antika olarak bulundurulan eskiden boyanmış mamuller (tablo veya mobilya gibi); kurşun içeren kristallerdir. Ayrıca özellikle geleneksel Çin tıbbında kullanılanlar başta olmak üzere diyetsel destekleyici ürünler de kurşun içermektedir. Ayrıca Çin’de üretilen bazı mücevherlerde de kurşun bulunmaktadır.

Özellikle köpekbalığı, kılıçbalığı, tonbalığı, turnabalığı, tirsi, levrek ve Atlantik som balığı gibi bazı büyük balıklar da bol miktarda cıva içermektedir. Bu balıkların yoğun olarak tüketilmesi de vücutta civa birikmesine neden olabilmektedir.

Bazı bahçe bakımı için kullanılan böcek veya bitki öldürücüler de arsenik bulunmaktadır. Bu ürünler kullanılırken ürünün kullanma talimatının iyice okunması ve gerekli önlemlerin alınması gereklidir.

Ağır metaller vücuda girdiklerinde çinko, bakır, magnezyum ve kalsiyum gibi temel minerallerle mücadele içine girer, onların yerini alır ve organların sistem fonksiyonlarını engeller. İnsanlar endüstriyel çalışma, farmasötik imalat ve tarımda ağır metallerle temasa geçebilirler. Çocuklar ise bu metallerin bulaştığı topraklarda oynamanın bir sonucu olarak zehirlenebilir.

Ağır metallerin çok az oranlarda dahi solunması çok ciddi sağlık problemlerine neden olmaktadır. Tüm insan ve hayvanların bağışıklık sistemleri ağır metal solunması ile baskılanır. Ağır metaller ayrıca, alerjik reaksiyonlara, genlerin değişime uğramasına, zararlı bakterilerin yanı sıra faydalı bakterilerin de ölümüne ve doku hasarına neden olur.

Tüm metaller karaciğerde detoksifiye edilirler, eğer farkında olmadan çok miktarda vücudumuza girerlerse karaciğer bu büyük yükü kaldıramaz fazla metal tekrar dolaşıma katılarak diğer organların çalışmasını bozarlar.

Bazı doğal maddelerin vücuttaki ağır metalleri atmasına yardımcı olduğunu belirten Prof. Dr. Süha Sönmez, bu maddeleri şöyle sıraladı; Maydanoz: Maydanoz mutfağımızın vazgeçilmez bir sebzesi olup vücudumuzdaki ağır metallere güçlü bir şekilde bağlanır ve onları dışarı atar. Etkisinden yararlanabilmek için katı meyve sıkacağından geçirilerek suyunun içilmesi önerilmektedir. Böylece sindirim sisteminden emilmesi ve hücresel düzeyde etki edebilmesi daha kısa zaman alacaktır. Bu şekilde tadı biraz bozulmakla birlikte geçici bir durum olduğu için katlanılabilir.

Alpha Lipoic Acid: En az C vitamini kadar antioksidan bir maddedir. Ağır metal probleminiz var ise bunu günlük dozların biraz üzerinde aldığınız zaman vücuttan ağır metallerin atılımına katkı sağlayabilirsiniz. Brokoli, ıspanak, domates ve bezelyede bolca bulunabildiği gibi hazır preparat olarak eczanelerden de temin etmek mümkündür.

Glutathione: Bir aminoasit olan glutathione hücrelerin içine ağır metal girmesini zorlaştırır.
Karaciğerde, glutamik asit, sistein ve glisinden meydana gelen, dokularda yaygın olarak dağılmış olan, indirgenmiş (GSH) ve oksitlenmiş (GSSG) şeklinde bulunan, epoksit, peroksit ve diğer serbest radikallerin yıkımlanması ile zararlı bileşiklerin detoksifikasyonunda görev alan antioksidan etkili bir tripeptitdir.

Chlorella: Bu doğal tatlı su yosunu ağır metal bağlama kapasitesine sahip bol miktarda klorofil içerir. Toz şeklinde alınıp suda eritildikten sonra içilmesi tavsiye edilir.

Zeolit: Volkanik doğal bir mineraldir. Oluşumu yaklaşık 600 milyon yılda gerçekleştiği düşünülen zeolitin bilinen 106 çeşidi vardır. Klinoptilolit formu zeolit ailesi içinde en saf olanıdır ve negatif yükü nedeniyle vücuttaki ağır metalleri kafes şeklindeki yapısı içine hapsederek dışarı atar. Yemeklerden önce aç karnına alınan bu 0 doğal maddenin hiçbir yan etkisi yoktur. Özellikle sigara dumanında bulunan kadmiyumun hem erkek hem de kadın üreme hücreleri üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle kısırlık yaptığı bilinmektedir. Zeolit ile yapılan çalışmalarda bu ağır metalden kurtulunduğu zaman yumurta ve sperm kalitesinde artışlar tespit edilmiştir.

İki dakikada bir kadının ölüm nedeni

Bayındır Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Tülin Dabakoğlu, serviks kanseri hakkında bilinmesi gereken her şeyi anlattı.

Serviks kanserini (rahim ağzı kanseri) diğer kanserlerden ayrılan en önemli farkı, erken teşhis ve tarama yöntemleri ile önlenebilir bir hastalık olması… Pap-smear testiyle tarama sayesinde erken tanı ve etkin bir tedavi mümkün oluyor. Rahim ağzındaki değişikliklerin başlangıçtan ilerlemiş kansere doğru gidişi 10-15 yıl gibi bir süreci kapsayabiliyor. Bu nedenle tarama testi sayesinde lezyonlar erken tanınıp kontrol altına alınabiliyor. Ancak buna rağmen kadınlar hala serviks kanseri nedeniyle ölüyor. Çünkü konunun önemi yeterince vurgulanmıyor ve hastalık, kadınlar tarafından yeterince bilinmiyor.

Bayındır Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Tülin Dabakoğlu , meme ve akciğer kanserinden sonra kanserden ölümlerin önde gelen üçüncü nedeni olan serviks kanserinin dünya ölçeğinde 45 yaş altı kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türü olduğunu ve Türkiye’de en sık görülen sekizinci kanser türü olduğunu söylüyor.

Dünya çapında iki dakikada bir kadının serviks kanserinden öldüğüne dikkat çeken Dr. Tülin Dabakoğlu, şöyle devam ediyor:

“HPV (İnsan Papilloma Virüsü) enfeksiyonu ve cinsel ilişki ile yakın ilişkili olduğundan 20 yaş altında görülme olasılığı son derece düşük… En sık 40-50 yaşları arasında görülüyor, olguların sadece yüzde 10 kadarı 75 yaş üstünde oluyor. Hastalık erken yaşta çok sayıda doğum yapmış, erken yaşta cinsel ilişkiye girmiş ve sigara içen kişilerde daha sık görülüyor. Ayrıca HPV enfeksiyonu rahim ağzı kanseri için çok önemli bir risk unsuru oluşturuyor. Rahim ağzı kanserli hastaların yüzde 98’inde HPV enfeksiyonu saptandığını biliyoruz. Bu risk faktörlerine sahip kadınlarda serviks kanseri erken yaşlarda öncü lezyonlar şeklinde ortaya çıkıyor. İlerlemiş lezyona dönüşüm 10-15 yıl gibi bir süreci kapsadığından ve yavaş ilerlediğinden serviks kanseri erken tanınma olasılığı yüksek olan kanser türleri arasında yer alıyor.”

Dr. Tülin Dabakoğlu, HPV enfeksiyonu dışında kanser gelişimini tetikleyen başka risk faktörleri de bulunduğunu da dile getirerek, bu risk faktörlerini; kötü hijyen, düşük sosyoekonomik seviye, sigara kullanımı, yetersiz beslenme (A ve C vitaminleri ile beta karoten ve folat eksikliği) olarak sıralıyor.

PAP-SMEAR TESTİ İLE ERKEN TEŞHİS MÜMKÜN

Serviks kanseri erken evrelerinde hiçbir belirti vermeyebileceğini söyleyen Dr. Tülin Dabakoğlu, şunları dile getirdi:

“Lezyonlar derinleştikçe, hastalık klinik olarak belirgin hale geliyor. Genital sistem muayenesinde görülebilen çeşitli büyüme paternleri göstererek derin rahim ağzı yaraları veya karnabahar tarzında büyüyen lezyonlarla ortaya çıkabiliyor. Erken lezyonlar; dokunmakla kanayan, kaba, kırmızımsı granüler alanlar şeklinde görülüyor. Genellikle hastalarda kanlı akıntı, cinsel ilişki sonrası kanama gibi belirtiler ilk şikayetlerden oluyor. Hasta ilerleyen evrelerde ağrı, devam eden kanamalar ve çevre organlara verdiği zararla ilişkili şikayetlerle geliyor.”

Rutin olarak yılda bir kez yapılan pap-smear testi ile henüz başlangıç aşamasındaki kanser tanınabileceğini ve tedavisinin başarılı olduğunu belirten Dabakoğlu, “Pap-smear testi servikal kanserlerin yüzde 90’ını erken dönemde yakalayabiliyor” diyor.

TEDAVİNİN BAŞARISI KANSERİN EVRESİNE GÖRE DEĞİŞİYOR

Smear testinin kanser açısından pozitif çıkması durumunda kesin tanı için serviksten biyopsi alınması gerektiğini de dile getiren Dr. Tülin Dabakoğlu, tedavi seçenekleri ve tedavinin başarısıyla ilgili olarak şunları söylüyor:
” Erken evrelerde lazer, kriyocerrahi (oluşumu dondurma), LEEP konizasyon (koni şeklinde doku parçasının alınması) yöntemlerinden uygun görülenler uygulanabiliyor. İleri evrelerde histerektomi ve lenf nodlarının temizlenmesi (kadın üreme organlarının alınması) radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi (antikanser ilaçları ile tedavi) yöntemlerinden biri veya uygun olan kombinasyonları tercih ediliyor. Tedavinin başarısı ise kanserin evresine göre ortaya çıkıyor. Tedavi ile beş yıllık sağ kalım oranları, serviks kanserinin sadece erken evresi göz önüne alındığında yüzde 92, tüm evreler hesaba katıldığında ise 5 yıllık sağ kalım oranı yaklaşık yüzde 72 olarak görülüyor. Teşhisten beş yıl sonra tedavi ile sağ kalım oranları, Evre I kanser için yüzde 80-90, Evre II için yüzde 50-65, Evre III için yüzde 25-35 ve Evre IV içinse yüzde 15’ten az oluyor.”

Obama’nın İsrail’e özür diletmesinin nedeni

İsrail’in Türkiye’den özür dilemesinin, ABD Başkanı Barack Obama’nın her iki taraf üzerindeki, “ağır baskılar”ın ardından gerçekleştiği öne sürülürken İsrail Başbakanlık yetkililerinin, Ankara ile işbirliğini yeniden başlatılmasını Suriye’deki durumun ciddiyetinin gerektirdiğini söylediklerine dikkat çekildi.

Haaretz gazetesi, “Netanyahu’nun yardımcıları, ‘Ankara ile işbirliğini yeniden başlatılmasını Kuzeydeki komşumuzdaki durumun ciddiyeti, gerekli kıldı’ dediler” diye yazdı.

Suriye’de yaralanan muhaliflerin tedavi için İsrail’e girmelerine son bir ay içerisinde üçüncü defa izin verildiği haberlerine işaret eden Haaretz, İsrail’in Suriye konusunda şimdilik sadece “gerekli olanı yaptığı gibi göründüğü” yorumunu yaptı. Haaretz, haberine son verirken şunları da belirtti:

“Türkiye ile barışma, sadece Obama’nın geçen hafta yaptığı baskılar nedeniyle gerçekleşti. Obama, Kudüs’te evsahiplerine, Türkiye ve İsrail’in, her ikisinin arka bahçesinde meydana gelen Suriye’deki krize ilişkin iki çıpa ülke olduklarını söyledi. Obama, Çarşamba günü (özrü) istedi ve Cuma gününde özür dilendi ve kabul edildi.”

Nükleer santraldeki arızanın nedeni fare

Tokyo Elektrik Enerji Şirketi (TEPCO), pazartesi akşamından dün sabaha kadar soğutma sisteminin bir bölümünde meydana gelen elektrik kesintisinin nedeninin yaklaşık 15 santimetre büyüklüğündeki bir fare olduğunu açıkladı.

Ölü bulunan farenin iki elektrik bağlantısının arasına girdiği ve sistemin devre dışı kaldığı sanılıyor.

Santraldeki elektrik kesintisi yüzünden dört yakıt depolama havuzuna soğuk su gönderilememişti.

Japonya’yı 11 Mart 2011’de vuran deprem ve tsunami, Fukuşima nükleer santralinde Çernobil’den sonraki en büyük küresel nükleer felakete yol açmış, santralin enerji ve soğutma sistemleri bozulmuş, üç reaktör çekirdeği erimiş ve yakıt depolama havuzu aşırı ısınmıştı.

Amy Winehouse’un ölüm nedeni doğrulandı

27 yaşında hayatını kaybeden Winehouse’un ölümüyle ilgili cnde görülen ikinci soruşturmada bugün açıklanan kararda, şarkıcının alkol zehirlenmesinden öldüğü kaydedildi.

Winehouse’un ölümüyle ilgili yürütülen ilk soruşturmada savcının hukuk alanında yeterliliği olmadığı ortaya çıkınca, yeniden soruşturma açılmasına karar verilmişti. İlk soruşturmada da Winehouse’un aşırı alkol tüketiminden hayatını kaybettiği belirtilmişti.

“Grammy ödüllü İngiliz şarkıcı Winehouse, Temmuz 2011’de Londra’nın kuzeyindeki Camden semtindeki evinde ölü bulunmuştu.

Bel ağrısının tek nedeni bel fıtığı değildir

Zeki Dursun’un haberi

Konya Fizikon Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nden Dr. Ayşe Nur Tekin, bel ağrısı ağır iş yapanlarda, uzun süre ayakta veya oturarak çalışanlarda, şişmanlarda, ileri yaşta, titreşime maruz kalanlarda (özellikle motorlu araç sürerken), uzun yol şoförlerinde, sigara içenlerde, hamilelerde, işini sevmeyerek yapanlarda daha sık görülür. Bel ağrılarının yüzde 90’ı mekanik kaynaklı ağrılardır. Mekanik kaynaklı ağrı beli oluşturan yapıların zorlanması ve deforme olması sonucu oluşur.

Tekin, bel ağrısının en sık sebebi mekanik, bunun da en sık sebebi kas kaynaklı ağrılardır. Kaslardaki aşırı zorlanmaların zedelenmelere yol açması, aşırı kullanım sonucu gelişen kas yorgunluğu, bel kaslarının sürekli kasılması ve spazmı, kullanılmamaya bağlı kaslardaki kondisyon kaybı sonucu kas ağrısı oluşur. Bele destek vermeden öne eğilerek oturmak, aynı pozisyonda uzun süre kalmak, ani sıcaklık değişiklikleri, bele dikkat etmeden gelişigüzel ve aşırı iş yapmak kas kaynaklı ağrılara yol açabilir.

Omurların arasındaki disklerin görevi

Omurların arasındaki kıkırdağa disk adı verilir. Bu diskin içyapısında bozulma diskojenik ağrıya yol açar ve kronik bel ağrılarının önemli bir kısmını (9) oluşturur. Diskin nispeten peltemsi olan iç kısmının taşmasına bel fıtığı denir. Taşan kısım bel ağrısı ve/veya bacaklara giden sinirlere baskı yaparak bacaklarda ağrıya yol açabilir. Ciddi vakalarda idrar ve bağırsaklara giden sinirler baskı atında kalarak idrar, gaita kaçırma şikayetleri görülebilir. Maalesef toplumumuzda bel ağrısıyla bel fıtığı neredeyse aynı tutulmaktadır. Gerçek bel ağrılarının sadece %5’i bel fıtığıdır. Bel fıtıklarının da çok az bir kısmı mutlaka cerrahi gerektirir.

Dr. Ayşe Nur Tekin, belin faset dediğimiz omurların arka taraflarının birbirleriyle eklem yaptığı kısımların zorlanmasıyla belde ağrı olabildiği gibi kalça, kasık, uyluk ve dize kadar inen ağrı olabilir. Faset bozuklukları diskte, disk bozuklukları fasette rahatsızlık oluşturabilir.

Bel kayması zincir kemiklerinin birbirinden arkaya veya öne doğru uzaklaşması durumudur. Doğuştan, travma, yaşla beraber omurların yapısında bozulma ya da enfeksiyon veya kemik hastalıklarının sonucu oluşabilir.

Kanal darlığı özellikle 50 yaşından sonra görülür. Bacaklara giden sinirlerin geçtiği omurilik kanalındaki darlık sonucu sinirlerin sıkışmasıyla oluşur. Yürümekle bel ve bacaklara inen ağrı olup hastaların 15 dakikadan daha fazla yürüyememeleri tipiktir. Bu hastalar öne doğru eğilerek yürürler ya da yürürken sık sık oturup dinlenmek zorunda kalırlar.

Kemikte bir kırık oluncaya kadar sessiz bir hastalık olan osteoporoz yani kemik erimesi varlığında ani yüklenmeler sonucunda omurgaların birinde veya bir kaçında omurga alttan ve üstten sıkıştırılmışçasına çökme kırığı ile ani ağrı oluşabilir.

Nur Tekin, ankilozan spondilit özellikle bel bölgesini tutan iltihaplı romatizmal bir hastalıktır. Ağrının dinlenmekle artması, hareketle azalması ve belde bir saatten fazla süren sabah tutukluğu hastalığın en belirgin özelliklerindendir. Bel ağrısıyla beraber boyun, kalça, diz, ayak bileği, topukta ağrılar olabilir. Erken dönemde tanısının konulması zor olsa da ilerleyici ve sakat bırakıcı bir hastalık olduğundan uygun tedaviye bir an önce başlanması bir o kadar önemlidir.

Sakroiliak eklem dediğimiz sağrı ve leğen kemiklerinin eklemleştiği yerdeki rahatsızlıklar da klinikte bel ağrısı şeklinde görülebilir.

Ruhi bakımdan gerilim, stres, korku ve pişmanlık halinde olanlarda bel kasları ve damarları devamlı kasılı halde tutup bel ağrısı yapabilir.

Bel fıtığı ameliyatı geçirmiş ama hastanın ağrısı devam ediyorsa veya bir süre sonra tekrar ağrısı oluşmuş ise bu durum ameliyatta fıtıklaşan kısmın yeterince çıkarılamaması, ağrının kaynağı olan fıtık bölgesine veya bölgelerinden birine müdahale edilmemiş olması, ameliyat yerinin mikrop kapması, ameliyat bölgesinde yara yerinin iyileşmesini sağlayacak dokuların gereğinden fazla çoğalıp etraftaki ağrılı yapılara baskı yapması sonucu oluşur. Ayrıca psikolojik yapısı bozuk olan kişilerde uygun yapılan ameliyatlardan sonra istenilen rahatlama sağlanamayabilir.

Bel ağrısına eşlik eden ateş, kilo kaybı, belli bir noktada kemik ağrısı, gece ve istirahattaki ağrı, sabah belde özellikle yarım saatten fazla süren tutukluğun olması, akciğer, prostat, meme kanseri kuşkusu ileri tetkik gerektirir.

Karın içindeki damar problemleri, idrar yollarındaki taş, tümör, enfeksiyonlar, kalın barsak, pankreas hastalıkları, mide ülseri iç organ kaynaklı bel ağrısı sebepleridir.
Bel ağrılı bir hastada bacakların arasındaki bölgede eğer tarzında his kusuru, önemli derecede ve tedricen artan kuvvet kaybı, idrar ve büyük abdest problemlerinin olması ciddi bir durumu gösterir.

Tekin, Beli ağrıyan bir kişi ağrısı nedeniyle işten izin alıyorsa, etrafındakilerden ağrısı var diye fazladan destek görüyorsa bu durum bilinçaltında ağrıya eğilimi arttırabilir.

Bel ağrılı bir hastada amaç kronik bir bel ağrısının önüne geçmektir. Bundan dolayı bel ağrısı başlar başlamaz nedeni araştırılıp bir an önce tedavisine başlanmalıdır. Tedavi edilmeyen durumlarda beyinde ağrı hafızası oluşabileceğinden ileride ağrıyı azaltmak daha zor olabilir, kronik bir ağrı beynin ağrı algılama sistemlerinde hassasiyet oluşturabilir.

Haber 7 – ZEDHABER