En çok porno araması yapan 3 il

Telekomünikasyon İletişim Başkanvekili Osman Nihat Şen, Türkiye’nin en çok porno arayan illerini açıkladı.

Gazete Habertürk’ten Kübra Par’a konuşan Nihan Şen şu yanıtları verdi:

EN ÇOK PORNO ARAYAN 3 İL

Siteleri hangi gerekçelerle kapatıyorsunuz?

8 madde var. İntihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu madde kullanımını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini, müstehcenlik, fuhuş, kumar ve Atatürk’e hakaret.

İnternette porno aramayla ilgili ilginç istatistikler var mı?

Tüm dünyada internette porno araması giderek artıyor. 2005’te yüzde30’lardayken, 2013’te yüzde 100’e yaklaştı. Yani artık herkes internette porno arıyor.

En çok hangi ülke arıyor?

Dünyada ilk sırada Papua Yeni Gine var. Onu Hindistan ve Pakistan takip ediyor.Tüm ülkeleri gruplara ayırırsak Türkiye ilk üç ülke grubunda ve Türkiye’de dünya geneline kıyasla daha hızlı bir artış var.

Türkiye’de illere göre istatistik var mı?

Diyarbakır, Erzurum ve Adana ilk sıralarda. Bu illerde çok sayıda işsiz genç nüfusvar. Zamanlarını internet kafelerde geçiriyorlar.

Türkiye Eurovision’a katılıyor mu?

TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, puanlama sisteminde değişiklik yapılmaması halinde Türkiye’nin Eurovision’a bu yıl da katılmayacağını söyledi.

Denizli’ye bu yıl 4. kez yapılacak olan Uluslararası Türkçe Sözlü Müzik Festivali’nin galası için gelen TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Türkiye’nin gelecek yıl da puanlama sisteminde değişiklik yapılmaması halinde Eurovisyon’a katılmayacağını açıkladı. Şahin, “Yönetim Kurulu, bu konuda yetkiyi bana verdi. Henüz süremiz var ama Eurovisyon’a bu yıl da katılmama gibi bir düşüncemiz var. Puanlama sisteminde yeni bir düzenleme yapılmazsa Eurovisyon’a katılmayacağız” diye konuştu.

BU FESTİVAL ARTIK DENİZLİ’NİN OLMUŞTUR

TRT, Denizli Belediyesi ve Denizli Valiliği tarafından düzenlenen 4. Uluslararası Türkçü Sözlü Müzik Festivali’nin gala gecesinin tanıtımı için Çamlık Ofis’te düzenlenen basın toplantısına Denizli Valisi Abdülkadir Demir, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Ak Partili Denizli Belediye Başkanı Osman Zolan, Denizli Ak Parti Milletvekilleri Nihat Zeybekci, Nurcan Dalbudak ve Bilal Uçar katıldı. Zolan, Demir ve Zeybekci, festivalin Denizli’nin tanıtımına önemli katkı yaptığını ve artık geleneksel olarak Denizli’de yapılmasını arzu ettiklerini söyledi. Ak Parti Milletvekili Nihat Zeybekci ise festivalin yarışmaya dönüştürülmesini istediklerini belirterek, “Bu festival artık Denizli’nin olmuştur” dedi.

“FESTİVALİ MÜZİK YARIŞMASINA DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYORDUZ”

TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ise, 21 ülkeden 21 sanatçının Türkçe’nin tanıtılması ve yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla Türkçe şarkı söyleyeceklerini, festivalin TRT’nin üç kanalı dışında altı ülkeden de canlı olarak yayınlanacağını belirtti. Hieropolis’teki amfitiyatronunun görkemli atmosferinin festivalin Denizli’de yapılması için önemli faktörlerden olduğunu belirten Şahin, “Tarihi atmosferde bu yıl farklı ışık gösterileriyle rüya gibi bir organizasyonu izlemeye Denizli halkını davet ediyorum. Türkçevizyon artık Denizli’nin olmuştur. Ülkelerinde popüler 21 sanatçı şarkılarına Türkçe seslendirecek” dedi.

Türkçeyi yaygınlaştırma amaçları olduğunu, festivali müzik yarışmasına dönüştürmeyi istediklerini belirten Şahin, “Ancak, bu konuda bazı riskler var. Farklı ülkelerin sanatçılarını Türkçe şarkı söylediklerinde puanlamada sıkıntılar yaşanabilir. Kendi dillerinde şarkı söylediklerinde puanlama nasıl yapılacak. Belki ileride iki aşamalı olarak yapabiliriz. Bu konuda çalışmalar ve değerlendirmeler yapıyoruz” dedi.

“BÜYÜK İHTİMALLE EUROVİSYONA KATILMAYACAĞIZ”

Şahin, basın mensuplarının Türkçevizyon’un yarışmaya dönüştürülmesinin Eurovisyon’a rakip olma düşüncesi taşıyıp taşımadığı yolundaki sorusuna ise Türkiye’nin bu yıl da büyük olasılıkla Eurovisyon’a katılmayacağı yanıtını verdi.

Şahin, Türkiye’nin Eurovisyon’da sms oylarının fazla olmasına rağmen jüri oylarıyla alt sıralara düştüğünü belirterek, “SMS oylarının ağırlıkta olduğu sistemde Türkiye, SMS oylarıyla yüksek puanlar alıyor ve üst sıralarda yer alıyordu. Ancak Eurovisyon düzenleme komitesi SMS ve jüri oylarının ağırlığını yüzde 50’ye getirerek aynı ağırlığı verince puanımızı aşağı çekti. Bunun değiştirilmesi yolundaki itirazlarımız sonuç vermeyince geçen yıl Eurovisyon’a katılmama kararı aldık” diye konuştu.

TÜRKİYE BU YIL DA KATILMAYACAK

Şahin, aynın sistemin sürmesi halinde gelecek yıl da Türkiye’nin Eurovisyon’a katılmayacağını belirterek, “Henüz süre bitmedi. Ancak gelecek yıl da Eurovisyon’a katılmama gibi bir düşüncemiz var. Eger puanlamada yeni bir düzenleme yapılmazsa gelecek yıl da Eurovisyon’a katılmayacağız. Yönetim Kurulu bu konuda yetkiyi bana verdi” diye konuştu. Şahin, Eurovisyon’da 5 kurucu ülkenin elemelere katılmadan finallerde yarışmasının da adaletli olmadığını, bazen bu ülkelerin sonuncu bile olduğunu belirtti.

DHA

Türkiye’nin çelik boru ihracatı arttı

Türkiye’nin çelik boru ihracatı ağustos ayında geçen yılın aynı ayına göre miktarda yüzde 7,6, değerde ise yüzde 6,9 arttı.

Çelik Boru İmalatçıları Derneği’nin (ÇEBİD) verilerinden derlenen bilgiye göre, geçen ayki çelik boru ihracat miktarı, 2012’nin aynı ayına göre yüzde 7,6 artışla 162 bin 798 tona ulaştı.

İhraç edilen çelik borulardan elde edilen gelir ise yüzde 6,9’luk artışla 151 milyon 129 bin dolar oldu.

Ağustos ayında en fazla çelik boru 30 milyon 639 bin dolarla Cezayir’e ihraç edildi. Bu ülkeyi 28 milyon 811 bin dolarla Irak, 18 milyon 187 bin dolarla ABD, 9 milyon 573 bin dolarla Gabon ve 9 milyon 349 bin dolarla İngiltere takip etti.

Öte yandan, yılın ilk 8 ayında ihraç edilen çelik boru miktarı 1 milyon 233 bin tona ulaşırken, elde edilen gelir ise 1 milyar 106 milyon 908 bin dolar oldu.

Olimpiyat Rüyamız

İstanbul, uzun süredir Olimpiyat Oyunları’na evsahipliği için uğraşıyor. Birçok kez aday oldu, ama kazanamadı. Ancak 2020 adayı İstanbul’un eli bu kez her zamankinden daha güçlü.

İstanbul ilk defa üçlü finale kaldı… Rakipler Tokyo ve Madrid… Ve 2020 Olimpiyat Oyunları’nın evsahibini Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin bugün yapacağı oylama belirleyecek.

2005 yılında pek şans verilmeyen Londra’nın, dönemin Başbakanı Tony Blair’in çabalarıyla Olimpiyat Oyunları’nı kazanması, siyasilerin, oylama gününe ilgisini arttırdı. Bu yıl aday şehirler üst düzeyde temsil edilecek.

İstanbul’un lobi faaliyetlerini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Madrid’inkini İspanya Kralı Juan Carlos, Tokyo’nunkiniyse Japon Kraliçesi Michiko ile Başbakan Shinzo Abe yürütecek.

İstanbul’un en büyük kozu, coğrafi konumu olacak. Eğer İstanbul kazanırsa olimpiyatlar ilk defa iki kıtada aynı anda düzenlenecek, saat farkı olmadığından Avrupa’dan rahatlıkla izlenebilecek.

İstanbul’un kazanmasıyla, 1896 yılından beri düzenlenen olimpiyatlar ilk defa müslüman bir ülkeye verilmiş olacak.

Ünlü sporcuların desteği de seçimlerde önemli rol oynayacak. Son yılların en önemli futbolcusu Arjantinli Messi, Madrid’i desteklediğini açıklasa da, oylamanın yapılacağı Buenos Aires sokaklarını Messi’nin İstanbul’u işaret eden afişleri süslüyor.

Bahislerde favori açık ara Tokyo. Ancak 2012 ve 2016 için yapılan oylamalarda favorilerin kazanamaması Madrid ve İstanbul’un umutlarını artırıyor.

İstanbullular, seçim sonuçlarını Sultanahmet Meydanı’nda kurulacak dev ekranlardan izleyecek. İstanbul kazanırsa kutlamalar başlayacak. Kaybederse, hayaller bir sonraki olimpiyata, 2024’e kalacak.

İngilizler Olimpiyat’larda Türkiye’yi Destekliyor

Son dönemlerde Türkiye ve İslam coğrafyasında yönelik tartışmalı manşetleriyle gündeme gelen, İngiltere’nin en çok okunan gazetelerinden The Times, bugünkü başyazısında Türkiye’nin Olimpiyat adaylığına tam destek verdi.

“Türk lokumu” başlıklı yazıda, “Olimpiyat hareketinin elinde gerçekten küresel olduğunu kanıtlamak için tarihi bir şans var” yorumu yapıldı.

“İSTANBUL’UN RAKİBİ YOK”

“Boğaziçi Köprüsü iki kıtayı birbirine bağlayan, hareketli bir su yolunun üzerinde yer alan ve üzerinden geçen ya da bir şekilde kafasını yukarı kaldırıp bakanlara muhteşem manzaralar sunan bir mühendislik harikası. Eğer İstanbul yarın 2020 yaz Olimpiyatları’na ev sahipliği yapma hakkı kazanırsa, Olimpik maraton Asya’dan Avrupa’ya bu köprü üzerinde koşulacak. İstanbul’un rakipleri ne sembolizm ne de saf drama açısından bunun gibi bir şey teklif edemiyor” denilen yazıda İstanbul’un 27 asırlık tarihinde hep bir dünya şehri olduğuna dikkat çekildi ve Olimpiyatlar’ın Türkiye’de yapılmasının Müslüman dünyaya benzersiz bir mesaj verilmesi anlamına geleceği ifade edildi.

Gezi olaylarının Londra’da iki yıl önce yaşanan ayaklanmalardan daha şoke edici olmadığı da vurgulanan yazı, “Uluslararası Olimpiyat Komitesi oyunu İstanbul’dan yana kullanmalı” ifadesiyle sona erdi.

OKUYUCULARDAN OLUMSUZ TEPKİLER DE VAR

Ancak gazeteye yorum yazan okurlar yazıya tepki gösterdi. Bir okur Türkiye’nin kötü insan hakları sicilinin unutulmaması gerektiğini belirtirken, bir başka okur yazıda geçen “İslam’ın çekici yüzü” ifadesine tepki göstererek Müslüman olmayan azınlıkların yaşadığı zorluklara dikkat çekti.

Bir başka yorumda da “İstanbul güzel bir şehir ama…” denilerek Türkiye’nin Kıbrıs Rum Yönetimi ve Ermenistan’la olan gerginliğine ve hapiste çok sayıda gazeteci olmasına vurgu yapıldı. Bununla birlikte yorumcu yine de İstanbul’un Tokyo ve Madrid karşısında en iyi tercih olduğunu yazdı.

Türkiye’de yerli uçak hareketliliği

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, yerli uçak projesinin biran önce başlatılması için mutabakata varıldığını söyledi. Yıldırım, “Dün Bakanlar Kurulu’na sunum yaptık. 60-120 koltuk kapasiteli uçaklar üretmeyi planlıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Akşam’da yer alan habere göre; havacılıkta Avrupa’nın güçlü şirketlerinden olan SAAB ile yerli jet projesinde işbirliği yapılması gündeme geldi.

Yerli savaş uçağı projesinde, ortaklık yapılması gündeme gelen üreticilerden olan Saab, uçak dışında, motor, silah sistemleri, elektronik savaş ekipmanları ve eğitim simülasyon cihazları üretimi konusunda da uzman bir firma olarak göze çarpıyor.

SİLAH SİSTEMLERİ DE ÜRETİYOR

Her ne kadar otomotiv bölümü can çekişse de İsveçli Saab Group, uzay ve hava savunmasında Avrupa’nın güçlü şirketlerinden. Yerli savaş uçağı projesinde, ortaklık yapılması gündeme gelen üreticilerden olan Saab, uçak dışında, motor, silah sistemleri, elektronik savaş ekipmanları ve eğitim simülasyon cihazları üretimi konusunda da uzman bir firma.

ÇEK VE MACARLAR KULLANIYOR

Saab tarafından geliştirilen Gripen savaş uçağı F16 ve F/A 18’lerin yerine Avrupa’nın farklı orduları tarafından kullanılıyor. İsveç dışında, Güney Afrika, Macaristan, Tayland, Çek Cumhuriyeti ordularının envanterinde uzun süredir Gripen savaş uçakları yer alıyor. Ayrıca, Saab Air, Hindistan, Danimarka, Hollanda, Romanya, Slovakya, İsviçre başta olmak üzere çok sayıda ülkeyle de savunma sanayii alanında ortak projelere devam ediyor.

HAYALET UÇAK VE İHA KONUSUNDA TECRÜBELİ

Yerli savaş uçağı projesinde istenilen özelliklerden biri de üretilecek jetlerin radara yakalanmama özelliği. İsveçli şirketin insansız hava araçları, radara yakalanmayan hayalet araçlar, silah ekipmanları konusunda da önemli deneyimleri bulunuyor. Bu alanlarda da firma Avrupa’nın önemli ihracatçılarından. Yapılması planlanan işbirliğinin teknoloji transferi ve ortak geliştirme çalışmalarını da kapsaması, Saab’ın yerli uçak projesinde elini daha da güçlendiriyor.

FİYATI UCUZ: 45 MİLYON DOLAR

Tasarım, performans ve hava savaşlarındaki başarısıyla öne çıkan Saab Gripen JAS, çok kısa pistlerden, hatta karayoluna bile inip kalkabilmesiyle tanınıyor. Kanat açıklığı 8.40 metre, uzunluğu 14 metre olan 2 motorlu uçakta farklı silah sistemleri kullanılabiliyor. Yerde yakıt ikmali ve silah yenileme hızı, 5 kişilik ekiple 10 dakikada yapılabilmesi uçağın avantajları arasında gösteriliyor. 45 milyon dolarlık fiyatı da uçağa önemli bir avantaj sağlıyor.

Akllı telefon pazarında Türkiye dünyada bir numara

Worldwide Mobile Phone Tracker (IDC)’ın araştırmalarına göre 2012’nin ikinci çeyreğinde dünyada 156 milyon adet olarak gerçekleşen akıllı telefon satışları; bu yılın aynı döneminde yüzde 52,3 artarak 237,9 milyona çıktı. Toplam mobil telefon satış oranlarının yaklaşık 9 katına denk gelen bu büyüme sonrası, mobil telefon pazarının yüzde 55’ini akıllı telefonlar oluşturdu.

GÜNLÜK HAYATIN AYRILMAZ PARÇASI

IDC’nin 25 Temmuz 2013 tarihinde yayınladığı raporu değerlendiren Avea Mobil Bağlantı Direktörü Baran Yurdagül, gelişen teknoloji ve yaygınlaşan mobil internet kullanımıyla birlikte akıllı telefonların tüketici tercihlerini tamamen farklılaştırdığını; bunun sonucu olarak da akıllı telefonların artık günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini söyledi. Şirketlerinin 2013 ikinci çeyreğinde akıllı telefon penetrasyonunu yüzde 30 oranına çıkardığını belirten Yurdagül, Avea’nın her 3 müşterisinden birinin akıllı telefon kullandığını kaydetti.

‘Türkiye Müzik Ödülleri’ sahiplerini buldu

Törene çok sayıda sanatçı katıldı.

14 dalda ödülün verildiği gecede ‘en iyi şarkı’ ödülü Demet Akalın’ın seslendirdiği ‘Türkan’a verildi.

‘Es’ albümüyle ‘en iyi albüm’ ödülüne layık görülen Mustafa Ceceli, aynı zamanda ‘en iyi erkek sanatçı’ ödülünü de aldı.

Gecede ödül alan kişi ve yapımlar şöyle:

En iyi çıkış yapan şarkıcı: Mehmet Erdem

En iyi özgün film müziği: Evim Sensin (Yıldıray Gürgen)

En iyi özgün dizi müziği: Muhteşem Yüzyıl (Aytekin Ataş)

En iyi klip: Nihat Odabaşı (Ziynet Sali-Her Şey Güzel Olacak)

En iyi proje: Orhan Gencebay’la Bir Ömür (Orhan Gencebay)

En iyi grup: Seksendört

En iyi remix şarkı: Geri Dönüş Olsa (Erdem Kınay)

En iyi düet: Soğuk Odalar (Emre Aydın

‘İsrail, Türkiye’ye verdiği sözü tutmuyor’

Zaza, düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin Gazze konusundaki tutumuna güven duyduklarını dile getirerek, “Türkiye, İsrail ile ilişkilerini düzeltmek için Gazze’deki ambargonun kaldırılması şartından asla vazgeçmez. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu yöndeki açıklamaları gayet net. Gazze’ye düzenlemeyi planladığı ziyaret de niyetinden vazgeçmeyeceğini gösteriyor” diye konuştu.

Gazze’nin, İsrail tarafından uygulanan ambargo ve ticari geçitlerin sürekli kapatılması sebebiyle uğradığı aylık zararın 250 milyon dolar olduğunu belirten Zaza, “Gazzelilerin temel ihtiyaçları, Filistin-Mısır sınırındaki tüneller vasıtasıyla sağlanıyor” ifadelerini kullandı.

“İsrail, Gazze’nin tek ticari geçit noktası Kerem Şalom (Kerm Ebu Salim) sınır kapısını mart ayında 20 gün kapattı. Bunun 16 günü aralıksız devam etti. Bu kapıdan giren ürünler, Gazzelilerin ihtiyaçlarının yüzde 35’ini karşılıyordu” diyen Zaza, “İsrail, ABD ile işbirliği yaparak, Filistin halkını dünyadan soyutlamaya çalışıyor. Uluslararası ve yerel kanallardan Gazze’ye mal girişini yasaklayan İsrail, ithalat ve ihracatı engelleyerek bizim hareket alanımızı kısıtlıyor. İsrail, Türkiye’ye verdiği ambargoyu kaldırma sözünü tutmuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Birleşmiş Milletler’den şok Türkiye tahmini

Komşu ülkelere sığınan Suriyelilerin sayısındaki hızlı artış devam ediyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Türkiye Temsilcisi Carol Batchelor, Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin sayısının 2013 sonunda 1 milyona ulaşma ihtimalinin bulunduğunu açıkladı.

Şeyma Gözdamga’nın haberine göre, Batchelor, “Ne yazık ki haziran için öngörülen rakamlar aşıldı. Yetkili makamlarla görüşmelerimizde, Türkiye için öngörülen sayının yıl sonunda 1 milyona ulaşabileceği ihtimalini ele alıyoruz” dedi.

Türkiye’deki illere göre nüfus ortalamalarına bakıldığında bu rakamın ne kadar kritik olduğu görülüyor. Sadece 18 il 1 milyondan fazla nüfusa sahip.

Londra’nın bu yılki konuğu Türkiye

Yayıncılık ve telif hakları alanındaki en önemli fuarlardan Londra Kitap Fuarı’nı her yıl 25 bin profesyonel ziyaret ediyor. Türkiye bu yıl Fuara konuk ülke olarak katılacak.

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Türkiye’nin tüm zenginliğini fuarda yansıtacaklarını söyledi.

Çelik, “Türkiye dünyada hiç bir ülkenin sahip olmadığı bir çok boyutluluğa ve çoğulculuğa kendiliğinden sahiptir. Başkalarının çabalayarak ulaştığı bu çok boyutluluğa ve çoğulculuğa Türkiye kendi mayası itibarıyla sahiptir” dedi.

15 Nisan’da başlayacak fuara Türkiye’den yazar, çevirmen, sanatçı ve akademisyenlerden oluşan 150 kişilik ekip katılacak.

Fuara katılacak yazarlar ise heyecanla Londra’daki okurlarıyla buluşmayı bekliyor.

Bu yazarlardan Ayşe Kulin, “Türkiye’ye dair güzel şeyler söylemek istiyorum. Türkiye’nin sanatına geçmişine dair” derken İskender Pala, “Özellikle de entelektüel alanda Türk edebiyatının İngiltere’de duyulması demek bütün dünyada duyulması, İngiltere’de pazarlanması demek bütün dünyada pazarlanması demek, İngiltere’de anlaşılması demek bütün dünyada anlaşılması demektir” diye konuştu.

Yazar İnci Aral ise “En azından belli kontaklar kurmak, diğer yazarlarla tanışmak, dünya yazarlarıyla tanışmak bizim de okuduğumuz, sevdiğimiz yazarlarla tanışmak çok güzel olacak diye düşünüyorum” dedi.

“Herkes çıkmak isterken Türkiye niye girsin!”

Fransa’daki Müslümanlarla bir sorunu olmadığını savunan Le Pen, ülkede asıl sorunun İslam’ın görünürlüğü olduğunu öne sürdü. İktidara gelmesi durumunda ise Müslümanlar arasında Fransızlık bilincinin yerleşmesi için eğitim sisteminin asimilasyona öncelik vereceğini dile getirdi.

AB’nin Türkiye’yi uzun yıllardır kapıda bekleterek aldattığını ve hor gördüğünü savunan Le Pen, “Türkiye ne tarihi ne coğrafi ne de kültürel olarak AB’nin parçası. Dürüst olarak bir millete saygı duymak istiyorsanız açıkça gerçekleri söylemelisiniz. Bu konuda açık davranılmadı.” diye konuştu. Türkiye’nin AB üyeliğine Müslüman olduğu için karşı çıkmadığını iddia eden aşırı sağcı lider, “Avrupa’da yaşayan önemli sayıda Müslüman var. Türkiye’nin Müslüman olmasının AB’ye girmemesinin önünde önemli bir engel olduğunu düşünmüyorum. Bizim asıl problemimiz çok kültürlülükle. Bizi çok kültürlülüğü mecbur kıldılar. Şimdi çok kültürlülük, çoklu çatışma ortamına dönüştü.” ifadelerini kullandı.

AB’nin Euro kriziyle birlikte Sovyetler Birliği’ne döndüğünü belirten Le Pen, “Bugün Türk halkının AB’ye girmek için eskisi kadar istekli olmadığını biliyorum. Türk halkı, Euro bölgesindeki kabusu gördü ve AB üyeliğine karşı çıkarak doğru bir karar verdi. Herkesin çıkmak istediği bir birliğe neden girmek istesinler?” dedi. Le Pen, “Politikacılar halka AB’yi mutluluğu getiren, refahı artıran ve yeni iş imkanları getiren bir barış projesi olarak sundular. Ama AB projesi ekonomik savaşı, sanayinin çöküşünü, haksız rekabeti ve milli egemenliğin kaybedilmesin getirdi.” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE BÖLGEDE MODEL ÜLKE OLABİLİR”

Fransa’nın Suriye politikasını eleştiren Marine Le Pen, “Libya’da silahlı radikal grupların oluşmasına katkıda bulunduk. Suriye’de de aynısını istiyoruz. Ben Mali’de radikal gruplara karşı savaşırken Suriye’de İslamcı grupların silahlandırılmasını büyük çelişki olarak görüyorum. Bir seçim yapmak lazım. Biliyorum ki bu politikanın ardında açığa vurulmasa da stratejik ve ekonomik nedenler yatıyor. Katar ve Suudi Arabistan’la birlikte petrolü Suriye’den geçirerek Rusya’ya karşı rekabet yaratma düşüncesi var. Bu fikre Esed karşı çıkıyordu.” diye konuştu.

Türkiye’nin tarihi konumu ve laiklik ilkesine bağlılığı sayesinde Ortadoğu’da model bir ülke olabileceğini belirten Le Pen, “Türkiye’nin Libya ve Suriye’de radikal İslamcıları desteklememesi gerekir. Bu durum Suudi Arabistan ve Katar’ın bölgesel liderliği ele geçirmesine neden olacak. Bazı Avrupa ülkeleri ve ABD bu iki ülkenin suç ortağıdır. Bu manada Türkiye tarihi konumu ve laikliğe bağlılığı itibariyle bölgede model bir ülke olabilir. Türkiye’nin radikalleşmeye karşı başka bir seçenek sunması halinde bu tavrı destekleriz.” şeklinde konuştu.

“İSRAİL KENDİ GÜVENLİĞİNİ SAĞLIYOR”

Marine Le Pen, partisinin son yıllarda neden Yahudi karşıtı söylemden İslam karşıtı söyleme geçiş yaptığı yönündeki soruya, “Yıllarca Fransızların bizden korkması için partimize Yahudi karşıtı suçlaması yapıldı. Bugün Fransa’da yaşayan Yahudiler bizi çok iyi anlıyor. İsrail’in de kendi sınırlarını koruduğunu, güvenliğini sağladığını düşünüyoruz. İsrail’e bu özgürlüğü tanımalıyız.” sözleriyle cevap verdi. FN’in eski lideri ve babası Jean-Marie Le Pen’in, partinin İsrail’le yakınlaşmasını eleştirdiğinin hatırlatılması üzerine aşırı sağcı lider, “İsrail’in güvenliğini sağlama hakkının olduğunu Filistin’in ise varlığını bağımsız bir devlet olarak sürdürmesi gerektiğini savunuyoruz.” dedi.

“FRANSA’DA MÜSLÜMANLAR KENDİ KURALLARINI DAYATMASIN”

FN’in aşırı sağcı değil “milliyetçi ve vatansever” bir parti olduğunu savunan Le Pen, Fransa’nın Hıristiyan kökenli laik bir ülke olarak kalması için mücadele ettiklerini belirtti.

Helal etle ilgili tartışmalara da değinen Le Pen, herkesin helal et yiyebileceğini fakat yüzde birlik bir kısmın herkese helal et yemeyi empoze etmeye kalkmasını ise kabul edemeyeceğini söyledi. Marine Le Pen, bir grup Protestan’ın Müslüman bir ülkeye gidip domuz eti yemeyi mecbur kılmasını da Müslümanların kabul etmeyeceğini düşündüğünü ifade etti.

Le Pen, “Biz İslam düşmanı bir parti de değiliz. Biz İslam’a karşı haçlı seferi yapmıyoruz. Müslüman ülkelerde İslam’ın gerilemesi gibi bir düşüncemiz yok. Müslüman ülkenin Müslüman kalmasından yanayız.” vurgusunda bulundu. Marine Le Pen “Eğer 20 milyon Protestan Türkiye’ye gelip kendi kurallarını zorlamaya çalışırsa, kendi dinlerine göre yasaların şekillenmesini isterse, eğer yaşam şekillerini değiştirmeye çalışırlarsa Türkler Protestanlara ‘Burası Türkiye kurallarına uyup Türk gibi yaşa’ derler. Bende aynı şeyi Fransa için istiyorum.” ifadelerini kullandı.

Milli Cephe Partisi Başkanı Marine Le Pen, ”Biz burkayı istemiyoruz ama insanları şoke olacağını bile bile Müslüman bir ülkeye gidip mini etekle de dolaşmıyoruz. Asıl kabul etmeyeceğimiz dini politik grupların kendi yasalarını ve yaşam koşullarını zorunlu kılmak istemeleri. Biz de kendi yaşam şeklimiz ve kimliğimizi savunuyoruz . Azınlık bir grubun bize kendi yaşam koşullarını, yemek seçimini zorunlu kılmasını istemiyoruz.” dedi.

“BAŞÖRTÜLÜ KADINLARIN ARKASINDA KATAR VAR”

Başörtülü kadınların sokaklarda daha fazla görünmesinin “masum” bir durum olmadığını ve bu artışın arkasında Katar’ın olduğunu iddia eden Le Pen, “Son 30 yılda Müslüman göçü İslam’ı Avrupa’nın ikinci dini haline getirdi. Müslümanlar, laiklik ilkesi açısında kabul edilemez taleplerde bulunan kontrolsüz bir güç haline geldi.” ifadelerini kullandı.

Başörtüsü özgürlüğü ve helal et gibi taleplerin radikal İslamcıların sistemli girişimleri olduğunu iddia eden Marine Le Pen, “Fransızlar, radikal İslam’ın güçlenmesinden rahatsız. Çünkü Fransızlar alışkanlıklarına müdahale algılıyor. Başörtüsü, ibadet yerleri, özel gıdalar… Fransızlara çelişkili gelen durum bu. Ama problem İslam ya da onun uygulanışı değil, asıl sorun İslam’ın görünürlüğü. Daha önce birçok Fransız Müslüman gösterişsiz dinini yaşıyordu. Değişen bir şeyler var. Bu dinin politik bir silah olarak kullanılması ile karşımıza çıkan bir durum.” dedi.

KAMUSAL ALANLARDA BAŞÖRTÜSÜ YASAKLANMALI

Yargıtay’ın başörtüsünü özel kurumlarda serbest bırakan kararından sonrası meclise sunulan laiklik yasa tasarısına da destek veren Marine Le Pen, kamusal alanlarda tüm dini sembollerin yasaklanmasından yana olduğunu söyledi. Le Pen özel kuruluşların dini sembollere karşı kendi sınırlarını belirlemesi gerektiğini belirtti. Bunun için 2004’te okullardaki laiklik uygulamasıyla ilgili çıkarılan yasanın genişletilmesinin yeterli olacağını sözlerine ekledi.

Fransa’da 1905 tarihli laiklik yasasının Katolik ve Yahudi inancı için dini kıyafet ve dini eğitim imkanı tanıdığını hatırlatılması üzerine, “Bazı göstermelik dini elbiseler var ama bunlar 1905 laiklik yasasına göre yasal giysiler. Yoksa Yahudiler ve Müslümanlar için de aynı yasalar geçerli.” dedi. Hıristiyan aşırı dincilerin laiklik açısından tehdit oluşturup oluşturmadığı yönündeki soruya ise “Hayır, çünkü Hıristiyanlar arasında aşırı dinciler çok küçük bir grup.” şeklinde cevap verdi.

“MÜSLÜMAN OLMADAN ÖNCE FRANSIZ OLMAK GEREKİR”

Marine Le Pen, iktidara gelmesi halinde Fransa’da yaşayan 5 milyon Müslüman nüfusla ilgili nasıl bir politika izleyeceği yönündeki soruya, “İlk önce Fransa’daki kuralları hatırlatmak lazım. Çünkü birçok Müslüman hükümetin gevşekliği nedeniyle nasıl istiyorsa öyle hareket ediyor. Oyunun kuralını dürüst bir şekilde hatırlatmak lazım ve açıklanan kurallara büyük bir bölümünün uyacağını düşünüyorum. Ayrıca milli bağlılığın öncelik taşınması gerekir. Müslüman olmadan önce Fransız olmak gerekir. Eğer Fransız olmak önceliğimiz olursa bunun başka önceliklerden daha fazla kazanımı olduğunu hissedebiliriz. Ayrıca onları Fransız kimliği altında buluşturmak gerekir; Fransızlığın bir gurur kaynağı olduğunu bilmeliler. Bunun için tüm kurallar okullarda ele alınmalı. Eğitim sistemi asimilasyona öncelik vermeli.” sözleriyle cevap verdi.

“SARKOZY HER AN POLİSE YAKALANABİLİR”

Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin siyasete geri döneceği yönündeki iddiaları da değerlendiren aşırı sağcı lider, “Geri döneceğini hiç sanmıyorum. Zira, her an polis devriye araçları tarafından yakalanabilir. Hakkında birçok yolsuzluk davası var.” dedi.

Bergusi: Türkiye, ümmetin onurunu geri kazandırdı

İsrail’in özrünün büyük bir sevinçle karşılandığı Filistin’de AA muhabirine konuşan Bergusi, ”Türkiye zalimin karşısında mazlumun yanında durmuştur. Türkiye’nin güçlü iradesi, İsrail karşısında başarılı oldu. Türkiye, ümmetin onurunu geri kazandırdı” dedi.

İsrail hapishanelerinde 33 yıl kalan Bergusi, 11 Ekim 2011’de Hamas Hareketi ile esir takası anlaşmasıyla özgürlüğüne kavuşmuştu.

Dün, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesinde Mavi Marmara baskını sebebiyle Türk halkından özür dilediği, tazminat ödemeyi ve Gazze dahil Filistin topraklarına sivil halkın kullanacağı malların girişine ilişkin kısıtlamaları kaldırmayı kabul ettiği açıklanmıştı.

İsrail Türkiye’den özür diledi

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 2010 yılındaki Mavi Marmara saldırısı nedeniyle Türkiye’den özür dilediği iddia edildi. Reuters’in haberine göre Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da özrü kabul ederken normalleşme konusunda Netanyahu ile aynı fikirde olduğunu ifade etti.

Öte yandan ABD’li yetkililer Netanyahu’nun Mavi Marmara’daki ölümler için Erdoğan’dan özür dilediğini kaydetti. Netanyahu “Mavi Marmara baskını ilişkileri bozduğu için üzgünüm” dedi. Erdoğan da özrü kabul etti.

Netanyahu, Mavi Marmara’da hayatını kaybeden 9 Türk’ün ailelerine tazminat vermeyi de kabul etti.

BAŞBAKANLIK’TAN AÇIKLAMA

İsrail Başbakanı’nın Marvi Marmara saldırısıyla ilgili Türkiye’den özür dilemsi sonrası Başbakanlık’tan yazılı bir açıklama geldi.

Açıklamada, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Türk halkından özür dilediği ve Başbakan Erdoğan’ın Türk halkı adına özrü kabul ettiği belirtildi.

İşte o açıklama

ERDOĞAN NETANYAHU TELEFON GÖRÜŞMESİ

“Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan bugün İsrail Başbakanı Sayın Binyamin Netanyahu ile telefonda konuşmuştur. Sayın Başbakanımız, Sayın Netanyahu’ya, Türk ve Yahudi halkları arasındaki ortak tarihe dayanan ve yüzyıllardır süregelen güçlü dostluk bağlarına ve işbirliğine değer verdiğini söylemiştir.

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM VİZYONU

Bölgenin barış ve istikrarı için hayati stratejik öneme sahip olarak gördüğü ilişkilerin son dönemde bozulmuş olmasının üzüntü verici olduğunu ifade etmiştir. Türkiye’nin, İsrail-Filistin ihtilafına iki devletli vizyon temelinde adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik uluslararası ve bölgesel tüm çabalara desteğini yinelemiştir.

NETANYAHU TÜRK HALKINDAN ÖZÜR DİLEDİ

Sayın Netanyahu, İsrail tarafından hadiseyle ilgili olarak yürütülen ve bir dizi operasyonel hatanın yapıldığına işaret eden soruşturma ışığında, can kaybına veya yaralanmaya yol açan her türlü hatadan dolayı İsrail adına Türk halkından özür dilemiş; Sayın Başbakanımız da söz konusu özrü Türk halkı adına kabul etmiştir.

TAZMİNAT VE GAZZE’YE İNSANİ MALZEMELERİN GEÇİŞİ

İki başbakan, tazminat/âdemi mesuliyet konusunda bir anlaşma yapılması hususunda da mutabık kalmıştır. Sayın Netanyahu ayrıca, İsrail’in, sivil halkın kullanacağı malların Gazze dâhil Filistin topraklarına girişine ilişkin kısıtlamaları esas itibariyle kaldırdığını ve sükûnet devam ettiği müddetçe bu durumun da devam edeceğini ifade etmiştir. İki lider, Filistin topraklarındaki insani durumun iyileştirilmesi için birlikte çalışmak konusunda mutabık kalmıştır.”

Türkiye ”su azlığı” yaşıyor

Ormancılık ve Su Şurası’nca hazırlanan ”Su Kaynaklarının Geliştirilmesi Çalışma Grubu Raporu”na göre, Türkiye’de mevcut 112 milyar metreküp kullanılabilir su kaynağından yararlanma oranının, yüzde 39 civarında olduğu, bunun 32 milyar metreküpünün sulamada, 7 milyar metreküpünün içme ve kullanmada, 5 milyar metreküpünün de sanayide tüketildiği ifade edildi.

Raporda, yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1000 metreküpten daha az ülkelerde ”su fakirliği”, 2 bin metreküpten daha az ülkelerde ”su azlığı”, 8 bin ila 10 bin metreküpten daha fazla olduğu ülkelerde ise ”su zenginliği”nin yaşandığı vurgulandı.

Raporda, Türkiye’nin kişi başına düşen yıllık su miktarına göre ”su azlığı” yaşayan ülke konumunda olduğuna yer verildi.

TÜRK savaş uçakları 7 ayrı hedefi bombaladı!

TÜRK savaş uçakları Irak sınırında tespit edilen PKK hedeflerine hava operasyonu düzenleyerek 7 ayrı hedefi bombaladı.

Diyarbakır’da bulunan 2’nci Hava Kuvvet Komutanlığı 8’inci Ana Jet Üssü’nden kalkan F-16 savaş uçaklarının 2 günden bu yana Türkiye Irak sınırında yaptıkları keşif uçuşları ardından bugün belirlenen hedeflere operasyon düzenledi. Keşif uçuşları sırasında Hakkari’nin Çukurca İlçesi’nin karşısındaki Irak sınırında bazı PKK hedefleri tespit edildi. Türkiye Irak sınırının sıfır noktasında ve Zap Vadisi’nde hareketli PKK’lı teröristler ve bazı sığınakların tespit edilmesi üzerine hava operasyonu kararı alındı.

Operasyon kararı ardından bugün saat 14.30’dan itibaren Diyarbakır’da bulunan 181 ve 182’nci Filo Komutanlığı’na bağlı savaş uçakları peş peşe havalanarak bölgeye gitti. Çukurca üzerinden, Irak’ın kuzeyindeki Zap Vadisi’ne giden savaş uçaklarının, sınırın sıfır noktasında bulunan PKK hedeflerini bombaladığı belirtildi. Operasyonun yapıldığı saatlerde bölgeye gönderilen bazı savaş uçakları ise PKK’nın Zap ve Kandil dağındaki kampları üzerinde keşif uçuşu yaptı.

Saat 14.30’da başlayan hava operasyonuna ilk etapta 4 F-16 savaş uçağının katılırken, 7 hedef başarıyla vuruldu. Vurulan hedefler arasında bazı sığınakların bulunduğu bilgisine ulaşıldı. Operasyona katılan uçaklar güvenli şekilde üslerine döndü.

Ahmedinejad: İran, Mısır ve Türkiye yakınlaşıyor

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) 12. Dönem Zirvesi çerçevesinde Kahire’de bulunan Ahmedinejad düzenlediği basın toplantısında, söz konusu yakınlaşmanın detaylarına ilişkin bilgi vermedi.

Ahmedinejad ”İran, savaşı, Suriye halkına haklarının verilmesi için bir çözüm olarak görmüyor. Krizi bitirecek çözüm, Suriye rejimi ve muhalefeti arasında yapılacak ulusal uzlaşıdır. Özgürlük, seçme hakkı ve adalet her halkın hakkıdır ve kimse bu insani haklardan mahrum edilemez. Hükümetler bu hakları sahiplerine vermekle, halklar da gerçekleşmeleri için çaba sarfetmekle yükümlüdür” diye konuştu.

Bazı Arap ülkelerinin Suriye yönetiminin içişlerine karıştığı iddialarına işaret eden Ahmedinejad, ”Başka ülkelerin iç ve dış işlerine karışmak kimsenin hakkı değildir” ifadelerini kullandı.

İİT zirvesi çerçevesinde Kahire’de bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad ve Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, Suriye meselesini ele almak üzere dün bir araya gelmişti.

Türkiye su ürünlerinde en hızlı büyüyen 3. ülke

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, sağlanan destekler sayesinde Türkiye’nin su ürünlerinde en hızlı büyüyen 3’ncü ülke konumuna geldiğini söyledi.

İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde yapılacak balıkçı barınağının temeli Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın da katıldığı törenle atıldı.

Yıldırım, balıkçılığa 10 yılda yaklaşık 3 milyar lira destek sağlandığını söyledi.

Binali Yıldırım, “Bu desteklerden sonra olanı söyleyeyim size 10 yılda denizcilik ihracatı 3 kat arttı. Türkiye bugün Avrupa’nın çipura ve levrek ihtiyacının yüzde 25’ini karşılıyor. Dünyada su ürünleri üretiminde en hızlı büyüyen üçüncü ülke Türkiye’dir” dedi.

Binali Yıldırım, daha sonra Narlıdere Dinlenme ve Bakımevi’nde gören göz cihazı dağıtım törenine katıldı.

Yıldırım, telefon ve faks olarak da kullanılabilen, sesli kitap okuma özelliği olan cihazların görme engellilerin yol rehberi olacağını söyledi.

Binali Yıldırım, “Engellilerin yaşamının önündeki engelleri kaldırmak bir inaye değil bir vazifedir. Son 10 yılda bakınız sosyal desteklere ayırdığımız sosyal bütçeyi 1 milyar 200 milyondan 13 milyara çıkardık” diye konuştu.

Törende 400 görme engelliye, “gören göz” cihazı dağıtıldı.