Cildi güzelleştiren 10 yiyecek

Cildinizi yenileyen ve bakım adı altında yüzlerce lira ödeyerek aldığınız ürünleri artık bir kenara bırakın ve işe yaramaz bu ürünlerin yerine doğal yolları deneyin.

Ağızdan aldığımız pek çok sebze ve meyve cildimizi yeniler; taze, aknelerden arınmış, canlı, ışıltılı bir görünüme kavuşmalarını sağlar.

Gelin bunlara bir göz atalım :

Kendir , kenevir, ayçiçeği, kabak, keten tohumları :

Cildiniz için çok önemli tohumlar.. Bunlar derideki kırışıklık ve aknelerle savaşan en önemli besinlerden . Kabak ve ayçiçeği selenyum, E vitamini, magnezyum ve protein açısından çok zengin . Selenyum ve proteinler kırışıklıkları silerken E vitamini deriyi nemli tutar besler; magnezyum stresi alır. Bu tohumları salata, yoğurt yerken üzerlerine serperek lezzet artırıcı olarak tüketebilmek; kek ve çöreklerde kullanmak mümkün .

Kırmızı biber :

Sadece 30 kalori ihtiva eden, içinde günlük c vitamini ihtiyacının tamamını karşılayabilecek kadar c vitamini bulunan, çiğ ya da pişmiş olarak alabileceğiniz bu sebze aynı zamanda vitamin B6 kaynağı. İçindeki karoten cildinize giden kan miktarını artırıyor ve kırışıklıkları yok ediyor, cildinizi parlak bir hale getirirken aynı zamanda da akneyle savaşıyor.

Bitter çikolata:

İçindeki flavonoidler ve antioksidan maddelerle cildinizin dostu ve güneş hasarına karşı koruyucu. Ayrıca kakao, atar damarları genişleterek cildinize giden kan miktarını artırıyor ve cildiniz daha sağlıklı hale geliyor.

Somon :

Endişe, stres ve depresyonla savaşan bir mucize yiyecek. İçinde bol miktarda bulunan  vitamin D, beyin, kalp, kemik sağlığı için önemli ve bizi kolon kanserinden koruyor. Somon içindeki zengin omega-3 yağ asitleri, vücuttaki enflamasyonla, cilt kırışıklıkları ve aknelerle  savaşan önemli bir yapıtaşı; ayrıca deriyi içeriden dışarıya nemlendiren güçlendiren, sağlıklı hale getiren güçlü bir nemlendirici etkiye sahip. Bunun yanı sıra somon, saçlı deriyi hidrate ediyor yani su tutmasını sağlıyor, kırılmaları önlüyor; yani sağlıklı saçlar için önemli bir besin desteği .

Hindistan cevizi yağı :

Doymuş yağ asidi deposu, antibakteriel ve antiviral özellikler taşıyan enfeksiyon, akne ve virüslerle savaşan bir besin maddesi .İçinde buluna esansiyel yağ esitleri ve vitamin E sayesinde deriyi nemli , yumuşak,ve kırışıklıklardan arınmış bir hale getiriyor.Vücuda nemlendirici krem gibi uygulanan çiğ  Hindistan cevizi yağı  tiroid bezi için de faydalı .

Yeşil çay:

Sıcak tüketildiğinde ortama salınan anti oksidan özellikteki kateşinler sayesinde kanseri önlemekte ve anti enflamatuar etkileri görülmekte. Aynı zamanda tansiyonu düşürücü, gevşetici ve stresi önleyici etkisi de mevcut.

Ispanak:

Mutlaka günlük alınması gereken bir besin. Demir, folat, klorofil, E vitamini, magnezyum, A vitamini, sebze proteini,  ve Vitamin C içeren müthiş bir besin, içinde adeta yok, yok. Antioksidanlardan zengin olan bu besin, deri problemleriyle savaşırken  içindeki A,C,E,vitaminleriyle cildinizi adeta içten dışa temizler.

Kereviz :

İçindeki K vitamini sayesinde kan basıncını düşürürü ve kan dolaşımını daha sağlıklı kılar. Stresle savaşan bu bitki, akne oluşumunu, migren ve hatta kanser oluşumunu azaltabiliyor.İçindeki sodyum, potasyum ve su , deriyi nemli tutar ve kurumasını engeller, hidrasyon sağlar, kırışıklık oluşumunu önler. Çok düşük kalorili, sağlıklı ama pek de sevilerek tüketilmeyen,  sofralarımızda pek yer etmeyen bu mucize sebzeye gereken önemi vermemizin zamanı gelmedi mi?

Papaya:

Tropikal bir meyve olan papayanın 100 gramında sadece 39 kalori var ve 0 kolesterollü.. Düşük fruktoz şekeri ihtiva ediyor ve sindirim için mükemmel. Papaya içeriğinde C vitamini, E vitamini  beta karoten gibi pek çok  antioksidan bulunan bir besin, hem cildi güneş ışınlarının zararlarından koruyor hem de anti enflamatuar özellikleriyle akne oluşumunu engelliyor.

Havuç:

Sadece gözler için değil cildiniz için de önemli! İçeriğindeki A vitamini, cildin dış katmanlarında aşırı hücre oluşumunu ve birikimini engeller. Bu ölü hücrelerin temizlenmesi ve azaltılması  sebum, akne oluşumunu ve citteki porların kapanmasını önler. A vitamini cilt kanserini önlüyor, yani doğal anti kansorejen…Her gün 1 havuç yemek hem çok sağlıklı bir atıştırmalık hem de cildiniz içim mükemmel bir seçim olacak .

Tabii ki unutulmaması gereken en önemli konu, bu sağlıklı besin maddelerini tüketirken, sağlıksız, bizi hasta eden  ve kansere yol açan, çocuklarımızı obez yapan; çok fazla kalori, şeker, trans yağ  içeren her türlü şekerleme, çörek, pasta, şekerli /kolalı içecek ve hamburger türü  atıştırmalık “fast food” dediğimiz gıdalardan uzak durmamız, evimize sokmamamız.

Saçlar her gün yıkanmalı mı?

Her gün saç yıkamanın faydadan çok zararı olabileceği ortaya kondu. Saç derisindeki koruyucu bakterileri yok ederek, kepeklenme ve dökülme sorunlarına neden olabileceği belirtildi…

Kadınlar arasındaki belki de en büyük sorulardan biri her gün saç yıkamanın zararlı olup olmadığıdır. Erkekler bu konuyu pek kafalarına takmaz çünkü zaten çoğunun bize göre haliyle az saçı var. Biz de bugün bu çetrefilli konuya yer vermek istedik!

Saçları birçok işleme maruz kalıyor

Saçımızı besleyen çeşitli vitaminler vardır ve saçın kendi yağı bile saçı besler. Devamlı saç yıkamak da saçta sürekli bir aşınma yaratacağından saç yeterince vitaminler ve minerallerden yararlanamaz. Üstelik saçı her gün şampuanlamak saça her gün kimyasal madde sürmek demektir. Bu kimyasallar zaman içerisinde saçı yıpratabilir. Ayrıca günümüz kadınları sadece saç yıkamayla kalmıyor bunun yanında saçlarını düzleştiriyor, fön çekiyor, maşa yapıyor… Yani saçlara uygulanan işlemlerin ardı arkası kesilmiyor. Saç daha fazla yıpranıyor. Saç daha fazla yıpranınca elbette kullanılan ürün miktarı da artıyor.

Prof. Dr. Ayşin Köktürk, saçlı derinin kendine özgü koruyucu florası olduğunu, bakımının özenle yapılması gerektiğini söyledi. Bazı kişilerin “çok yağlı” diyerek saçlarını sık aralıklarla yıkadığını belirten Prof. Dr. Köktürk, “Bu davranış doğru değil, sık yıkamakla yağlı saçlardan kurtulunmaz. Sık yıkamak saçlı derinin koruyucu florasını bozar” dedi.

En ideali haftada 3 gün yıkamak

Saçları sık yıkamanın derideki koruyucu bakterileri yok ederek kepeklenme ve saç dökülmesine yol açabileceğini kaydeden Köktürk, “Koruyucu tabaka yok olduğu gibi deride istenmeyen bakteri ve mantarların üremesine de neden olabilir. En sağlıklı olanı saçların haftada 3 gün, PH değeri 5,5 olan şampuanla yıkanmasıdır. Ayrıca yıkama sırasında çok sıcak su yerine ılık su kullanılmalı” diye konuştu.

Jöle varsa saçınızı gün sonunda mutlaka yıkayın

Köktürk, saçlarda jöle ve boya gibi fiziksel ve kimyasal uygulamaların uzun süre kalmamasını önerdiklerini belirterek, “Bu ürünler de saçın ve saç derisinin doğal yapısını bozuyor, saçları güçsüzleştiriyor. Saçın maruz kaldığı kimyasal etkinin uzamaması için jöle kullanan kişiler gün sonunda saçlarını muhakkak yıkamalı” dedi.

Her gün yıkanan saç bir süre sonra sizin elinizde olmadan her gün yıkanmak ister. Siz en iyisi yıkanma sıklığınızı en azından 3 günde bire indirmeye çalışın. Başlarda alışmak zaman alabilir ama daha sağlıklı olduğuna garanti verebiliriz.

Gebelikte anomali taramasının önemi

Gebelikte anomali taraması hakkında bilgi veren Medical Park Samsun Hastanesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet Canbaz, “Ayrıntılı ultrasonografi, bir diğer deyişle anomali taraması gebeliğin 18-23 haftaları arasında yapılan anne karnındaki bebeğin organlarının ayrıntılı olarak görüntülendiği ultrason muayenesidir. Gebe kadın yapısal sorunu olmayan sağlıklı çocuk dünyaya getirmek ister. Genel toplumda büyük, yani major anomalili çocuk sahibi olma riski yüzde 3-5 civarındadır” dedi.

Ayrıntılı ultrasonun, yani anomali taramasının anne adaylarının gebelikleri boyunca bebeklerine yapılacak en önemli tetkik olduğunu belirten Op. Dr. Canbaz, “Her gebemize ortalama 18-23. haftalar arası yapılır. Anomali taramasında temel amaç bebeğin gelişim ve organlarının sağlıklı olduğunu ileri düzeyde kontrol etmektir. Yaklaşık 30 dakika sürecek bir ultrason tetkikidir. Mutlaka deneyimli kişiler tarafından yapılması gerekmektedir.

Ultrasonografide bebeğin el ve ayak parmakları, bacak ve kolları, kalp odacıkları, kapakçıkları, duvarları, damar çıkış ve girişlerinin doğru olup olmadığı, midesi, bağırsakları, böbrekleri, mesanesi, karın duvarı, yüz kemikleri, dudak ve burun anatomisi, damak, kulak, beyin ve beyincik gelişimi, beyin boşlukları omurga sistemi dahil tüm organları ayrıntılı bir biçimde değerlendirilecek. Herhangi bir sakatlığının olup olmadığı kontrol edilerek, ayrıntılı sonuç raporu verilecektir” diye konuştu.

Bebeğin görünümünü fiziksel olarak etkileyen ya da organ ve sistem işlemlerini bozan her türlü sakatlık ve bozukluk fetal anomalinin tanı kapsamına gireceğini ifade eden Op. Dr. Canbaz, “İleri yaş gebelikler, akraba evlilikleri ve tek yumurta ikizlerinde, fetal anomali görülme olasılığı artmaktadır. Bu genetik etkilerin dışında yine annenin gebelik sırasındaki oluşumları, kullandığı ilaçlar ve vücuduna aldığı röntgen ışınları, tekrarlayan düşükler oldukça önemlidir. Bu nedenle anomali taraması, ayrıntılı ultrason her gebelikte anne adaylarının yaptırması gereken en önemli tetkiktir. Organların fonksiyon görüp görmedikleri ultrasonografi ile anlaşılamama ihtimalide vardır.

Örneğin göz dokusu normal görüntüde olabilir ama doğum sonrası körlükler ortaya çıkabilir. Kulak görülebilir ama bebeğin işitme kaybı olabilir. Öte yandan bazı organ fonksiyonlarını dolaylı bulgular yoluyla tahmin edebiliriz. Örneğin, fetus 14. haftadan itibaren içinde bulunduğu amniyon kesesi içine idrar yapar. Eğer amniyon sıvısı miktarı normal sınırlarda ise bu fetusun idrar yaptığını, böbreklerinin çalıştığını düşündürür. Yine de bu dolaylı bulgularla o organın doğum sonrası fonksiyon görüp göremeyeceğini tamamen bilmek mümkün olamaz” dedi.

Kaynak : İHA

Düşük yapmanın nedenleri

Rahim

Rahim ağzının yetersizliği 4 ve 6. aylarda rahim ağzının sancı olmaksızın açılması ve gebelik zarının yırtılması sonucunda bebek dışarı atılabiliyor. Tedavisi cerrahi müdahale gerektirebiliyor.

Hormonal Bozukluklar

Kontrol altında tutulmayan şeker, troid bozuklukları, düzensiz adet gibi problemler bu aylar içerisinde düşüğe sebep olabiliyor. Genellikle ilaçla tedavi ve gerekli durumlarda da cerrahi müdahale gerekebiliyor.

Enfeksiyonlar

Virüs ve enfeksiyonların sebep olabileceği en önemli durum kızamıkcık tehlikesidir. Gebeliğin sonlanmasında oldukça sık karşılaşılan bir durumdur.

Kromozomal Bozukluklar

Özellikle tekrarlayan düşük vakalarında anne babanın genetik durumu incelenir. Düşüklerin % 5 oranında anne babanın genetik durumundan kaynaklandığı uzmanlar tarafından yapılan araştırmalarda ortaya çıkarılmış.

Çevresel ve Diğer Faktörler

Sigara ve alkol kullanı düşük riskini oldukça yükseltiyor. 35 yaş üzeri kadınlarda düşük ihtimali büyük oranda artıyor. 40 yaşlarına gelen kadında ise bu oran P’ye kadar çıkabiliyor.

Yaşanan düşükleri kesinlikle kader olarak görmeyin ve doktorunuzla birlikte uyum içinde bu problemin üstesinden gelmeye çalışın. Çünkü tedavi edilen kişilerde başarılı gebelik oranı oldukça yüksek.

Cinsel rüyaların anlamı

Hiç birlikte olduğunuz kişi dışında başkasıyla aynı yatakta olduğunuzu gördünüz mü? Üzülmeyin bu birlikte olduğunuz kişiyi aldattığınız anlamına gelmiyor. Bu bilinç altınızda neler olup bittiğine dair size fikir veriyor? Evlilik terapisti Sharon Gilchrest O’Neill, “Eğer rüyalarımıza dikkat edersek rüyalarımızdan çok fazla şey öğrenebiliriz. Belki hayatımızda bir şeyleri gözden kaçırıyoruzdur ya da ilişkimizde düşünmek bile istemediğimiz bir problem vardır. Bunu düşünmek bile istemeyiz” diye belirtiyor.

Patronla seks: Gerçekten hoşlanıyor muyum veya çok fazla ‘Mad Men’ mi izliyorsunuz?

Rüya uzmanı Lauri Quinn Loewenberg’e göre rüyanızda patronunuzla seks yaptığınızı görmek ondan gerçekten hoşlandığınız anlamına gelmez. Rüyada patron görmek kendi hayatınızda kendine çok fazla güvenen ve iddialı biri olduğunuzu gösterir.

Çalışanıyla seks yaptığı gören kişi sayısı da oldukça fazladır. Asla partner olarak düşünemeyeceğiniz, dönüp bakmayacağınız kişilerle seks yapmak ne anlama gelir? Ona hayransanız veya düşman olarak görüyorsanız bu tür rüyalar görebilirsiniz. Bu çalışan olmak istediğiniz anlamına gelmez ancak çalışanınızda kendiniz için istediğiniz birşeyşler vardır.

Eski sevgili/eşle seks yapmak: Asla demiştim belki yanıldım?

Rüya uzmanı Lauri Quinn Loewenberg’e göre, eski sevgilinizle seks yaptığınızı görmek, yeni ayrıldıysanız ve yalnızsanız beyninizin duygusal sorunları çözmeye çalıştığını gösterir.

Özellikle ayrılmayı isteyen taraf siz değilseniz bu durum daha çok gözlenir. Ancak sıklıkla bu rüya, yeni ilişkisi olanların bazı şeyleri anlamasını sağlar. yeni biriyle beraberken görülen bu rüyalar ilişkinizin biraz rutinleşmeye başladığını gösterir. Eskiler o anki tutku, aşk durumunuzun yüksek olduğunu gösterir.

Yabancıyla seks: Bu tür şeyler yapacak biri değildim. Öyle miyim?

Terapiste başvurmadan önce bilmeniz gereken şey; Rüyanızda seks yaptığınız yabancı kişi…SİZSİNİZ! Büyük enerji, cesaret isteyen ve utanmadığınız bir şeyler yaptınız mı? Rüya uzmanı Lauri Quinn Loewenberg’e göre, rüyanızdaki erkek, kendi başarılarından gururlanan sizsiniz. Eğer birlikte olduğunuz kişi ünlü biriyse daha iyi. Rüyanızda neden George Clooney’i gördüğünüzün gerçekten analiz edilmesini istiyor musunuz? Eğer rüyanızdaki kişi hiç beklemediğiniz kişiyse ünlü erkeklerle ilgili ne düşündüğünüzü kendi kendinize sorun.

“Rüyalarımızda çok narsist olabiliyoruz. Yani kendi kendinize sorun bu karakterde biri olup olmadığınızı değerlendirin” diyor Loewenberg.

Limitsiz seks: Ama o benim en yakın arkadaşımın eşi!

Asla asla böyle bişey yapmayacaksınız. Ancak neden böyle bir rüya gördünüz? Belki arkadaşınız sizin eşinizden daha iyi özelliklere sahiptir. belki rüyanızdaki kişi eşinizden daha özenlidir.

Eşiniz bu konuya çok özen göstermiyordur. Rüyanız eşinizle sorunlarınızla veya hislerinizle ilgili bazı şeyleri konuşmanızın zamanının geldiğini gösterebilir.

Aynı cinsle seks: Kendi cinsime ilgim mi var?

Korkmayın. Terapist Loewenberg ‘muhtemelen hayır’ yanıtını veriyor. Ona göre aynı cinsle seks rüyaları genellikle hamilelik döneminde veya hormonların yüksek olduğu dönemlerde görülür. Vücudunuz yumurtlama dönemindeyken, aşırı uyarılmışken bu tür şeyler görebilirsiniz. Rüyayı gördüğünüz gecenin önceki günü ne yaptığınızı da hatırlamaya çalışın.

Kadınlar tarafından iltifat aldınız mı? Bu tür rüyalar elde ettiğiniz başarıyı kutlamak istediğinizde de görülebilir. Her zaman seksüel açıklaması olmayabilir. Kendinizi seksüel tercihlerinizin değiştiği gibi bir düşünceyle strese sokmayın. Birileriyle seks yaptığınızı görmek hayatınızdaki olup bitenlerle ilişkilendirilebilir. Bu sadece size değil herkese olan bir durumdur. Rüyalarınız hayatınızdaki eksik taşları, tutkularınızı, başarılarınızı daha iyi aldılamanızı sağlar.

Hamileler hangi dönemde nasıl beslenmeli?

Günlük enerji ihtiyacı kişisel olarak değişmekle beraber hamilelikte artması gerekir. Ama bu sınırsız yemek anlamına veya iki kişilik yemek anlamına gelmez. Günlük 1.trimester da 100 kalorilik bir artış bu ihtiyacı karşılamaya yeter. Hamileler için günlük 2500- 2700 arası kalori tüketilmesi önerilmektedir. Bunun çeşitli yiyecek kaynaklarında gelmesi gerekliliğini unutmamak gerekir.

Bir hamilenin ne kadar yediğinden çok ne yediğinin önemi aslında daha fazladır. Birçok önemli vitamin, mineral ve nutrientler hamilelik öncesine göre bu dönemde daha fazla önem kazanır. Bunları tamamlayabilmek için temek besin gruplarını günlük beslenme düzenine katmak ve prenatal multivitaminlerin kullanılması önerilir. Bazı mineraller vardır ki hamilelik döneminde özellikle büyük önem taşırlar.

Özellikle besin değeri yüksek gıdalar tüketmek, proteinden ve kalsiyumdan zenginden beslenmek gerekliliği artar.

Folik asit annenin kan volümünü artırmak ve bebeği nöral tüp deformasyonlarına karşı korumak için gereklidir. Sadece besinler bu dönemde ki artmış ihtiyacı karşılamaya yetmezler. Bu yüzden hamile kalmayı planlayan anne adaylarına 3 ay önceden folik asit kullanımı hamileliğin ilk 3 ayına kadar önerilir.

Mide bulantılarını engellemek için soğuk ve kokusuz yiyecekler tercih edilmelidir. Özelikle zencefil çayı bu dönemde ki bulantı şikâyetlerinin giderilmesine yardımcı olur. Mide yanması gibi durumların önüne geçebilmek için bir oturuşta aşırı büyük porsiyon yemekten ve gece yatmaya yakın (en azından yatmadan 2 saat önce yeme olayı bitirilmelidir) yemek yemekten kaçınılmalıdır. Fazla baharatlı ve acılı ve asitli yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Ayrıca kafein alımının da kontrol altına alınması mide yanmalarını kontrol altına almaya yardımcı olacaktır.

Bu dönemde uzak durulması gereken yiyecekler

Ton balığı, kılıç balığı gibi ağır metal içeren balık türleri, suşi gibi çiğ yenen balıklar, şarküteri etleri gibi az pişmiş etler ve çiğ yumurta

Yumuşak ve pastörize edilmemiş peynir türleri ve sütler

Alkol ve kafein tüketimine özellikle özen gösterilmeli ve hamilelik haberi alınır alınmaz alkol tüketimi tamamen kesilmeli, kafein alımı ise mümküm olduğunca kısıtlanmalıdır.

II Trimester – Hamileliğin ikinci üç aylık döneminde nasıl beslenmeli?

Bu dönemde doktorunuzun izin verdiği oranda düzenli egzersiz yapmaya, sağlıklı beslenme programınızı uygulamaya devam edin.

Bu dönemde doktorunuzun önerdiği pre-natal multi vitamininizi, folik asitinizi ve demir desteğinizi almaya devam etmelisiniz .

Kansızlık yani Anemia hamilelikte görülen en yaygın problemlerden biridir. Dolayısıyla bu dönemde demirden zengin beslenmek eğer gerekiyor ise doktorunuz tarafından demir desteği almak önerilebilir.

Beslenmenizi 3 Ana öğün ve 2-3 ara öğün olacak şekilde düzenlemeye çalışın.

Bu dönemde günlük toplam kalori ihtiyacındaki artış 100 kaloriden 300 kaloriye çıkarılmalıdır. Yani günlük ortalama 2500 kalori tüketen bir hamilenin ihtiyacı bu dönemde 2800 kaloriye çıkar.

Düşük kaloriden kaçınılmalıdır unutmayın annenin yağ depoları bebek için çok büyük önem taşır. Düşük kalorili beslenmeler kanda keton oranın artmasına ve bebekte zeka geriliklerine yol açabilmektedir.

Doktorunuzun izin verdiği oranda hafif zorlanmadan yapabileğiniz egzersizler (yavaş yürüyüşler,yüzme gibi) sizin ve bebeğinizin sağlığına çok şey katacaktır.Bunların yanında hamilelik yogası ,pilates gibi egzersizler de önerilen egzersizler içerisinde yer alır.

Proteinden, liften,kalsiyumdan ve kompleks karbonhidratlardan zengin besin değeri yüksek gıdalardan oluşan beslenmeniz bu dönemde bebeğin gelişimi üzerine büyük etkilere sahiptir. Bu konuda size uygun beslenme programı için bir beslenme uzmanına danışabilirsiniz.

Pastorize edilmemiş gıdalardan,çiğ veya az pişmiş et, tavuk veya balığa özellikle dikkat edilmelidir. Evde pişirme tekniklerinde çiğ yenecek sebzelerin özellikle bu tür besinlerle temas etmemesine, farklı kesme tahtası ve bıçak kullanmaya özen gösterilmelidir.

III Trimester – Hamileliğin son üç aylık döneminde nasıl beslenmeli?

Diğer dönemlerde olduğu gibi sağlıklı beslenme kuralları içerisinde beslenmeye devam edilmelidir.

Sebze ve Meyveler

Emzirme göğüs kanseri riskini azaltıyor

Gün geçmiyor ki emzirmenin kadın bedenine sağladığı katkıları bir yenisi daha eklenmesin. Yıllardır ortaya konulan ancak bilimsel olarak tamamen kanıtlanamayan emzirme-kanser ilişkisinde önemli sonuçlara ulaşıldı.

İspanya’daki Granada Üniversitesi’nde yapılan araştırma, emziren kadınların göğüs kanseri olma riskinin ciddi şekilde azaldığını ortaya koydu. 6 ayın üzerinde emziren kadınlar, hiç emzirmeyen kadınlara nazaran göğüs kanseri riskini çok daha az taşıyor.

Ancak araştırma, bunun bir de koşulu olduğunu vurguluyor; sigara tüketimi.

Sigara tüketen kadınların gebelik sonrasında emzirseler dahi daha yüksek kanser riski taşıdıkları ifade ediliyor. Ayrıca sigara, emzirmenin getirmiş olduğu avantajları da ortadan kaldırıyor.

19-91 yaş arasında 504 kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre, bebeklerini hiç emzirmeyen kadınların göğüs kanserine yakalanma ortalaması, emziren annelere göre 10 yıl daha erkene denk geliyor. Araştırma sonuçlarına göre, her yıl oluşan 720 bin kanser teşhisinin yaklaşık yüzde 20’lik kısmını göğüs kanseri oluşturuyor. Göğüs kanserlerinin yüzde 17-36’lık kısmı 40 yaşın altındaki kadınlarda meydana geliyor.

Yıpranmış saçlar için öneriler

Yıpranma seviyesi: KÖTÜ
TOPLU SAÇLAR: “Lastik tokanın saçlarınızda yarattığı gerilim, saç tellerinde minik zedelenmelere ve kırılmalara neden olur” diyor Tresemme markasının baş araştırmacısı Alfonso Valecillos.

ÇÖZÜM: Saçlarınızı toplarken yumuşak kumaştan yapılmış bir saç tokası ve her gün farklı bir model tercih edin.

ŞAPKA KULLANMAK SİZE GÖRE DEĞİLSE: UV ışınları yalnızca cildinize zarar vermez. Pantene’in saç teli araştırmacısı Jeni Thomas, “Güneş, saç tellerinin okside olmasına yol açar; daha kırılgan ve zayıf olmalarına neden olur. Bu durumda çatallanmış saç uçları ve kırılmalar kaçınılmaz hale gelir” diyor.

ÇÖZÜM: UV ışınlarını bloke eden saç spreyleri kullanmalısınız. Thomas, “Bu ürünün saçlarınızın tamamını koruyabilmesi için tüm yüzeylerini kaplaması gerekir” diyor. Ama yine de sahile indiğinizde saçlarınızı bir şapkayla (fular da olabilir) fiziksel olarak koruyabilirsiniz.

Kuru şampuan kulanıyorsanız: “Çok fazla kuru şampuan kullandığınızda saç derisinde biriken pudramsı yapı, kaşınmalara ve kepeklenme sorununa neden olabilir” diyor dermatolog Francesca Fusco.

ÇÖZÜM: Kuru şampuan kullanımını sınırlandırın. Bir gün kuru şampuan kullandıktan sonra, ertesi gün tekrarlamak saç derinizi yorar. Talk pudrası barındırmayan bir ürün deneyebilirsiniz.

Yıpranma seviyesi: ÇOK KÖTÜ
Yüzmeyi seviyorsanız: Jeni Thomas, “Tuz kristalleri, saç tellerinin mikroskobik protein bağlarının kırılmasına neden olur” diyor. Havuz suyu da saçın yapısını benzer şekilde etkiliyor, onları daha hassas ve kırılgan hale dönüştürüyor.

ÇÖZÜM: Saçlarınızı duş suyuyla iyice durulayın ya da besleyici bir maske uygulayın. Havuzdan ya da denizden çıktığınızda hemen duş almaya özen gösterin.

Uykunuzda dönüp duruyorsanız: Uyku sırasında yastığa sürtünen saçlar birkaç gece sonrasında daha hassas ve kırılgan bir hale geliyor ve elektriklenip matlaşıyor. Saçlarınız ıslakken çok daha kötü bir hal alıyor.

ÇÖZÜM: Saten ya da ipek yastık kılıfı kullanarak sürtünmeyi önleyin. Yatağa asla ıslak saçla girmeyin.

Alkol bazlı şekilendirici kulanıyorsanız: Bu ürünler saçınızı inanılmaz derecede nemsiz bırakır. Kimyager Ron Robinson, “Bu içerik, saçlarınıza hacim ve tutuculuk verecek her üründe bulunuyor” diyor.

ÇÖZÜM: İçerik etiketinde ‘Alcohol-free’ yazmasına özen gösterin ve nemlendirici kullanın.

Yıpranma seviyesi: EXTREM
Saç bakım kremi kulanmıyorsanız: Şampuanlar kirleri temizlerken, saç derisini besleyecek doğal yağların da suyla akıp gitmesine neden oluyor. Saç bakım kremi ise saça kaybettiği nemi geri kazandırıp kırılmaların önüne geçiyor.

ÇÖZÜM: Saç tipinize uygun olan ürünü seçin ve kulak hizasından alt kısma uygulayın.

Tam bir krepe aşığıysanız: Krepe işlemi saçın koruyucu katmanı olan kütiküller üzerinde rendeleme gibi etki yapar. Islak saçları fırçayla taramak da saçlar için çok tehlikelidir.

ÇÖZÜM: Saç telleriniz birbirine girdiğinde ıslak saçlar için yapılmış bir saç fırçası kullanın. Karışıklıkları açın ve dipten uca tarayın.

Saç uçlarınızdan aldırmıyorsanız: Saçlarınızı kestirmediğinizde saç uçlarınız çatallanmaya ve kırılmaya başlar. Bu da uzamalarını engeller.
ÇÖZÜM: Üç-dört ayda bir saçınızı kestirin.

Yıpranma seviyesi: KIRMIZI ALARM
Saç renginizi platine çevirdiyseniz: Röfle yaptırırken ya da saçlarınızı platine çevirirken kullanılan kimyasallar çok fazla zarar verir.

ÇÖZÜM: Sarı saçlar için olan bir şampuan ve haftada bir kere yağ bazlı bir saç bakım kremi kullanın. Bu, saç tellerinizin kaybettiği lipit eksiğini giderecek.

Düzleştirici ve maşa bağımlısıysanız: Saç düzleştiriciler, şu an piyasadaki en tehlikeli alet. 500 dereceye kadar yükselen sıcaklıkları, saç tellerinin protein tabakasını adeta bertaraf ediyor. Eğer saçlarınız için herhangi bir nemlendirici ürün kullanmıyorsanız, durum daha da kötüye gidebilir.

ÇÖZÜM: Saçlarınızı şekillendirmeden önce mutlaka tam olarak kuru olduklarından emin olun ve seramik yüzeyli bir düzleştirici tercih edin.

POSTİŞ SEVİYORSANIZ: Postişlerin (yapıştırma, silikon olanlar) saç diplerinde yarattığı ağırlık, saç köklerinde çekme etkisi yaratarak kopmalara ve kelliğe neden olur.

ÇÖZÜM: Özel bir geceye katılacaksanız ve saçlarınızın daha gür görünmesini istiyorsanız; çıtçıt versiyonları kullanmanızda fayda var.

Erkeklere göre anlamsız kadın davranışları

Kadınlar doğaları gereği çok ilginç varlıklardır. Özellikle karşı cins ile kıyaslandıkları zaman içinden çıkılmaz bir hal alabilirler. Erkekler düz varlıklarken kadınları anlamak belli bir birikim ve tecrübe ister.

İşte erkeklerin bir türlü anlayamadığı kadınsal davranışlar

– Alışveriş tutkusu kadınlar için farklı bir dünyaya yolculuk demektir. Her gün alışveriş yapan bir kadının halen giyecek hiçbir şeyim yok diyor olması erkekleri şaşırtan özelliklerin başında geliyor.

– İlk aylarda anlayışlı, eğlenceli olan kadının bir anda nasıl değişerek hesap sorucu anne kimliğine büründüklerini anlayamaz bir erkek.

– Kadınların küçücük böceklerden korkup onları görünce abartılı tepkiler veriyor olmaları çok ilginç gelir erkeklere.

– Çok sıradan bir olayı bile bir an da abartarak dramatize etmeleri kadınların gücünün ve doğal yeteneklerinin göstergesidir. Bu yüzden erkek konunun bir an da nasıl o boyuta geldiğini anlayamayabilir.

– Kadın sinirlendiği bir durum karşısında ilk an da ‘ bir şeyim yok’ diyerek tepki vermeyebilir. Hâlbuki bu tepkilerin en büyüğüdür. Eğer kadının o anda neye sinirlendiğini çözmezseniz bütün hıncını sizden çıkaracaktır.

– Duygusal bir film ve ya dizi sahnesinde kadınların gözyaşlarına boğulmaları erkekler için oldukça ilginç bir durumdur.

– Kadın bir erkekten hoşlandığı halde neden ilk adımı erkekten bekler, anlamaz erkek.

– Regl dönemi psikolojisi bir erkeğin asla anlayamayacağı bir durumdur.

Kilo almak daha zor!

Pek çok kişi zayıflamak için diyet ve spor merkezlerinin yolunu aşındırırken, kilo almak için efor harcayanların sayısı da bir hayli kabarık. Düşük kilolu olmak yani zayıflık, diyetle günlük alınan toplam enerjinin harcanan enerjiden daha az olması veya alınan besinlerin vücut tarafından kullanılmaması durumunda ortaya çıkıyor.

Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk zayıf olma nedenlerini, “Sindirim sistemi bozuklukları, metabolizmayı hızlı çalıştıran hastalıklar, bağırsak parazitleri, emilim bozuklukları, kilo alma korkusu, psikolojik sorunlar, yeme bozukluğu, ilaçlar, fazla fiziksel aktivite, kanser, tüberküloz, kronik ishal ve uzun açlık süreleri” olarak özetliyor.

ZAYIF OLMAK ZARARLI MI?

Zayıf olmak her zaman sağlıksız olmak anlamına gelmiyor. Bu, kişiye ve zayıflığın derecesine göre değişiyor. Selçuk, yeme bozukluklarının iyi analiz edilmesini, anoreksiya ve bulimia gibi durumlarda psikolojik yardım alınmasını öneriyor. Çocuklukta büyüme ve gelişmenin az olması, kadınlarda süt veriminin yetersiz kalması, vücudun savunma mekanizmasının zayıflaması, konsantrasyonun düşmesi ve yaşam süresinin kısalması, zayıflığın yol açtığı durumlar arasında sayılıyor.

SAĞLIKLI KİLO ALIMI NASIL OLMALI?

Kilo almanın, kilo vermekten çok daha zor olduğunu söyleyen Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, sağlıklı kilo alabilmek için yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor:

• Günün en önemli öğünü olan kahvaltı muhakkak yapılmalı. Kahvaltının erken saatte yapılması kilo alımında çok önemli.

• Kilo almak isteyenler kesinlikle öğün atlamamalı. Düzenli ve kaliteli beslenme olmazsa kilo alımı gerçekleşmez.

• Kas dokusunun artırılması için protein ve karbonhidrat alımına dikkat edilmeli. Her öğüne muhakkak hem karbonhidratlı, hem yağlı hem de proteinli bir besin koymak gerekir.

• Ara öğünlerde kalori ve protein değeri yüksek gıdalar tercih edilmeli. Özellikle fındık, badem, ceviz gibi kuruyemişler, tost, süt, kek, taze ve kuru meyveler, ayran gibi gıdalar alınmalı.

• Yemekle beraber alınan içecek hızlı doyuma sebep olur. Su tüketimi bile yemekten 45 dakika sonraya bırakılmalı.

• Baharatlar, bazı soslar ve salçalı yemekler iştah açar. Hipertansiyonu olmayanlar bunları rahatlıkla kullanabilir.

• Yemeklerde bazı öğünlerde salata yerine taneli meyve kompostoları tüketilebilir.

• Tatlılar iştahı azaltmayacak makul miktarda tüketilmeli. Çok fazla tatlı tüketimi ana yemeklerin azalmasına ve iştahın kapanmasına sebep olur.

• Çok yoğun egzersiz yapılmamalı. Bunun yerine yemekten 1 saat öncesi yapılacak 30 dakika hafif tempolu yürüyüş iştahı açar ve kalori alımını artırır.

• Yemekler pişirilirken besin değeri arttırılmalı. Örneğin makarnalar peynirli, kıymalı olabilir. Kek ve pastalar fındık ve cevizli yapılabilir. Çorbalara kıyma, buğday, pirinç, patates veya şehriye koyulabilir.

Emzirme süresi zekayı etkiliyor

Daha uzun süre emziren annelerin bebeklerinin, 3 yaşında Peabody Resim-Kelime Testi’nden ve 7 yaşında Kaufman Kısa Zeka Testi ‘nden daha yüksek puan aldığı görüldü.

Emzirilen her ayın çocuğun IQ’suna katkıda bulunduğuna dikkati çeken bilim adamları, doğumdan sonra 1 yıl emzirmenin IQ’nun 4 puan artmasını sağlayabileceğini belirtti.

Bilim adamları bu sonuçların, bebeklerin 6 ay sadece anne sütüyle beslenmesi ve en az 1 yıl emzirmenin devam etmesi tavsiyesini desteklediğini vurguladı.

Araştırma, “JAMA Pediatrics” dergisinde yayımlandı.

Ev kadınları daha mutlu

İngiltere’de yapılan ulusal mutluluk araştırmasının verilerine göre, ev kadınları çalışan kadınlara göre daha mutlu.

Araştırma, ev kadınlarının evde vakit geçirirken daha az sıkıldığını ve kendini daha değerli hissettiğini belirtiyor. Kadınlar evde bebeğiyle vakit geçirmekten daha çok mutluluk duyuyor ve işe dönmek istemiyor.

Kadınların iş alanında daha çok rol almasını isteyen yeni bir düzenleme, karı koca çalışılması şartıyla 5 yaş altındaki çocuğun masrafları için aylık bin 200 sterlin (yaklaşık 3 bin 500 TL) gibi bir ödeme öngörüyor.

Araştırmada ayrıca, evlilerin bekârlara göre hayattan daha fazla keyif aldıkları ve daha rahat oldukları ifade ediliyor.

Kemikleri güçlendiren 9 püf nokta

En az 2 bardak süt için

Her gün yeterli miktarda kalsiyum almaya özen gösterin. (1-10 yaş 800 mg, 11-24 yaş 1200 mg, daha sonraki yaşlarda 800 mg kalsiyum/gün, menopozal dönemde 1200 mg). Kalsiyum için en iyi kaynak süt ve süt ürünleridir. Bu nedenle gün boyunca en az 2 su bardağı süt veya yoğurt ve 2 kibrit kutusu kadar peynir tüketmelisiniz. İleri yaşlarda iseniz az yağlı sütü tercih edin.

Her gün yeşil yapraklı sebze tüketin

Sütün dışında; özellikle brokoli olmak üzere, kıvırcık lahana, ıspanak ve asma yaprağı gibi yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, fındık, yerfıstığı, badem ve ceviz gibi yağlı tohumlar ile pekmez, kalsiyumdan zengin besinler arasında yer alıyor.

Yeşil yapraklı sebzeleri her öğünde, yağlı tohumları da günde ortalama 30 gr kadar tüketmeyi ihmal etmeyin.

En az 15 dakika gün ışığından yararlanın

D vitamini kemik sağlığı, kalsiyum emilimi ve kas gücü açısından önemli role sahip. 50 yaş üzeri erişkinlerde önerilen günlük D vitamini dozu 800-1000 IU dolayında seyrediyor. D vitaminin asıl kaynağı ise güneş ışınları. Dolayısıyla güçlü kemikler için her gün, güneş ışınlarının yeryüzüne dik gelmediği saatlerde, yüzünüzü ve kollarınızın güneş alması ve vücudunuzda D vitamininin aktif hale geçmesi için 15 dakikanızı ayırın.

Kilo Başına 1 gram protein alın

Her gün kilo başına 1 gram protein almayı ihmal etmeyin. Yüksek proteinli diyetler, idrarla kalsiyum atılımını artırarak kemiklerden kalsiyum kaybına neden olurken, bunun aksine yetersiz protein alınması ise kas gücü ve kitlesinde azalmaya, düşme ve kırık riskinin artmasına yol açıyor.

En az iki fincan kahve için

Günde 2 fincan kahveden fazlasını içmeyin. Ayrıca çay ve kola tüketimini de sınırlandırmaya özen gösterin. Ayrıca alkol ve sigara da kemik sağlığı için oldukça zararlı. Sigara içmeyin ve alkol tüketmeyin.

Sadece 6 gram tuz alın

Tuz tüketimini sınırlandırın. Çünkü aşırı tuz, idrarla kalsiyum atılımını artırarak kemikten kalsiyum kaybına neden oluyor.

Posa Tüketimini 20 -25 gramla sınırlandırın

Aşırı posalı yiyeceklerin tüketiminden sakının. Çünkü aşırı posalı yiyecekler tüketmek bağırsaktan kalsiyum emilimini bozarak kalsiyum eksikliği ve kemikten kalsiyum kaybına neden olabiliyor.

Kepekli yiyecekler, tam tahılı ekmekler, sebze ve meyvelerin kabukları ve baklagiller dengeli oranda tüketilmeli. Günde 20-25 gr posa, sağlıklı beslenmeniz için yeterli oluyor.

Aşırı zayıf olmayın

Güçlü kemikler için aşırı zayıflıktan kaçının. Beden kitle indeksiniz (BKİ) 20 kg/m² altına inmemeli. Çünkü menopozdan sonra vücut, yağ dokusunda oluşan östrojenden de yararlanıyor ve bilindiği gibi menopozdan sonraki hızlı kemik kaybının en önemli nedeni östrojen eksikliğidir.

Haftada 3-4 kez yürüyün

Düzenli fiziksel aktivite kemik sağlığı için çok önemli. Fiziksel aktivite gençlikte kemik kütlesini artırıyor, yaşlılıkta ise kemik kaybını önlüyor. Osteoporozda özellikle ağırlık (yük) bindiren ve kas güçlendirme egzersizleri ile denge egzersizleri öneriliyor.

Yürümek, koşmak, ağırlık kaldırmak ve dans etmek kemikleriniz için birebir. Yüzme sırt kasları için yararlı olmakla birlikte, kemik kitlesinde belirgin artışa neden olmuyor. Kemiklerinizi güçlendirmek için haftada en az 3-4 kez 30-45 dakika yürüyüş yapmayı da unutmayın.

Bor, cildi güzelleştirecek

FHM NanoteknolojiAkdemisi GenelMüdürü Mehmet Can Arvas, dünya çapındaki rezervlerinin büyük çoğunluğunün (yüzde 79 boraks) Türkiye’de olduğundan ülkenin geleceğinin bor madenlerinde şekilleneceğini söyledi.

Bor madenlerinin yapısal özellikleriyle diğer madenlerden farklı olduğunu belirten Arvas, yüksek ısıya dayanıklılığı, elmasa yakın sertliği ve inört olması, kimyasal reaksiyonlara girmemesinin bor madenlerinin daha fazla sektörde ve farklı teknolojik konular da kullanılmasının önünü açtığını anlattı.

Arvas, akademidelerinde kozmetik başta olmak üzere savunma sanayi, sağlık, enerji, elektronik, otomotiv ve tarımsal üretim sektörü olmak üzere 32 projenin yürütüldüğünü anlattı.

Devlet kurumları ve üniversitelerle işbirliği içerisinde bazı projelerde çalıştıklarını dile getiren Arvas, kozmetik sektörüne yönelik nano borvit teknolojisiyle tüy dökücü ve güneş koruyucu kremler ürettiklerini ifade etti.Arvas, bunun dünyada ilk olduğunu vurguladı.

Cilt için hiçbir yan etkisi bulunmuyor

Arvas, kadın ve erkeklerin kullanabileceği kremin 4 ila 5 dakika arasında sonuç verdiğine dikkati çekerek, “Nano borvit teknolojisiyle üretilen krem, ilgili bölgeye sürüldüğü ve 4-5 dakika beklendikten sonra suyla yıkanmakta ve bütün tüyler dökülmektedir. Cilt için hiçbir yan etkisi bulunmayan bu teknolojiye, Türk markası olarak dünyaya distribütörlükler vererek ülkemiz temsil edilecek” diye konuştu.

Özel ürettikleri 5 ila 50 nanometre büyüklüğündeki bor elmas kristallerinin, bir saç telinin 100 binde 1 oranında olduğuna işaret eden Arvas, bu kristallerin, inört malzeme içermesi nedeniyle dermatolojide derinin daha canlı kalması, cildin hava alması ve daha uzun süre etkisini sürdürmesini sağladığını savundu.

Arvas, bor elmas kristallerinin, güneş ışınlarında bulunan radyasyonun etkisini azalttığını ve cildi radyasyona karşı da koruduğunu vurguladı.

Birçok olumsuz etki nano borvit teknolojisiyle gideriliyor

Nano bor elmas kristalleri sayesinde, ciltte yanma, tahriş etme gibi birçok olumsuz etkiyi nano borvit teknolojisiyle giderdiklerini belirten Arvas, şöyle devam etti:

“Dermatoloji alanında nano borvit teknolojisiyle üretilen yüzde 100 Türk ürünlerinin, dünya pazarında ülkemizin tanıtımına ciddi katkılar sağlayacak ve bor madenlerinin önemini ortaya koyacaktır. NanoteknolojiAkdemisi olarak bor elmas kristallerinden cilt sıkılaştırıcı, güneş ışınlarına karşı cildi koruyucu, kas sıkılaştırıcı gibi çalışmalarımız da Ar-Ge olarak devam etmektedir.”

Van’a 20 milyon dolar yatırım

Arvas, son aşamaya gelen veya çalışmaları devam eden projeler hayata geçirildiğinde Türkiye’nin dış borcunun sadece bor ürünleriyle kapatılabileceğine inandıklarını dile getirdi.

NanoteknolojiAkdemisi olarak Ortadoğu’ya açılma planları doğrultusunda Doğu Anadolu’da Van’a 20 milyon dolarlık yatırım yapmayı düşündüklerine dikkati çeken Arvas, konuyla ilgili altyapı çalışmalarının devam ettiğini dile getirdi.

Arvas, bölgeden bir partnerlle işbirliği yaparak, yatırımları katlamayı ve bin kişi istihdamıyla Doğu Anadolu’nun kalkınmasına nanoteknolojik projelerle öncülük etmeyi amaçladıklarını sözlerine ekledi.

Uzman görüşü

Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsünde doktora yapan Selçuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, borun, bitkilerin ardından insan sağlığı üzerindeki etkilerinin de yapılan bilimsel araştırmalarla ortaya çıktığını ifade etti.

Borun, hücre zarının yapısı ve özelliklerini koruma, mineraller ve D vitamini metabolizmasında, steroid hormonlarının düzenlenmesinde ve zihinsel fonksiyonların desteklenmesinde önemli rol oynadığını anlatan Ünüsan, “Bilimsel araştırmalar ışığında borun nitrit kozmetik ürünlerinde kullanımının insan sağlığı üzerinde olumsuz etkisi bulunmamaktadır” dedi.

Kadınların korkulu rüyasına son!

Kanama düzensizliği şikayeti ile gelen hastalarda, Rahim içerisinde kanama ve kalınlaşma tespit ettiklerini, bu durumda Rahim alma operasyonu yapıldığını, fakat Teknolojinin Tıp alanında kullanılmaya başlanması ile Histeroskopi aleti ve üzerindeki kamera ile Histeroskopik Endometrial Ablazyon tedavisini tercih ettiklerini söyleyen Kadın Doğum Uzmanı Operatör Doktor Onur Umut Yücel, bu Teknik ile artık Kadınların korkulu rüyası rahim aldırma problemlerini ortadan kaldırdıklarını ifade etti.

Doktor Yücel, söz konusu operasyon hakkında şunları söyledi, “bu ameliyat da, kamera ile rahim içerisine girip rahimdeki kalınlaşma olan bölgeyi kameranın yardımcı aletiyle o bölgeyi harap ediyoruz. Hastamıza rahim alma operasyonu önerdiğimizde kabul etmiyor ve rahim aldırmak istemiyor. Alternatif tedavi yöntemi olarak Histeroskopik Endometrial Ablazyon yöntemini uyguluyoruz. Bu tedavide hasta daha az ağrı çekiyor. Aynı günde taburcu edebiliyoruz. Rahmi yerinde durduğu için hasta kendine daha bir güven duyuyor”

Hastane Yöneticisi ve Başhekim Operatör Doktor Atıl Birol ise, “ genç meslektaşımın bu ameliyatı yapmasında elimden gelen hiçbir şeyi esirgemedim. Sonucunda çok başarılı bir ameliyat gerçekleşmiştir. Bize düşen yönetici olarak, genç meslektaşlarımızın gereksinimleri olan yeni ameliyatları yeni tıbbi tedavileri denemelerinde, onları kolaylaştırıcı tedarik sağlayıcı olmak görevimizdir” dedi.

Yılda 20 bin bebek kalça çıkığı ile doğuyor

Doğuştan kalça çıkıklığı; kız çocuklarda, birinci doğumlarda, ailede kalça çıkığı olanlarda, akraba evliliklerinde, ters geliş (makat gelişi) doğan bebeklerde, boyunda eğrilik, başında yassılık ve ayakta eğrilik gibi görünen problemler ile birlikte doğan bebeklerde daha sık görülüyor. Bu özelliklerden herhangi birini taşıyan bebekler riskli grup olarak adlandırırlar ve bu özelliklere sahip olmayan bebeklere göre 2 ila 8 kat daha sıklıkla kalça çıkığı veya gelişim problemleri ile karşılaşılma riski bulunuyor.

AİLENİN YANLIŞ UYGULAMALARI “BEBEĞİN SAKAT KALMASINA YOL AÇAR”

Via Hospital Group Uzman Doktoru Nazan Cihan, “Çoğu zaman bebek anne karnında iken kalça çıkıktır ya da kalçanın gelişimi yetersiz kalmıştır. Doğumdan sonra yapılacaklar, bu problemin iyi veya kötü yönde gelişmesine sebep olabilir. Bu anlamda kalça çıkığı önlenebilir bir sakatlıktır. Farklı bir deyişle ailenin bebeğe yapacağı yanlış uygulamalar bebeğin sakat kalmasına yol açabileceği gibi, doğru eylemler iyileşmesini sağlayabilir. Erken tanı için uygulanan radyolojik inceleme Kalça USG bebek 1-1.5 aylıkken yaptırılmalıdır ve 3 ayı geçirmemek gerekir. USG ses dalgalarıyla çalışan bir yöntemdir ve zararsızdır. Oldukça ekonomik olan bu yöntem ortalama 5-15 dakika kadar sürer.

Bebek sırtüstü sedyeye altı çıplak şekilde yatırılır. Kalça eklemi üzerine jel sürülüp USG probu eklem üzerinde gezdirilerek değerlendirme yapılır. Ekleme belli pozisyonlar verilir ve bazı açı ölçümleri yapılır. Daha sonra bunlar bir rapor hâlinde getirilip ebeveynlere sunulur ve durum çocuk hekiminin muayenesine yönlendirilir. Her bin doğumdan 15’inde ortaya çıkan bu hastalık için ailelerin çok dikkatli olması gerekiyor” diye konuştu.

Doğum yapan kadına asla bunları söylemeyin

Doğumdan sonraki ilk birkaç haftada anneler genellikle duygusal bir karmaşa yaşıyor. Her ne kadar genel olarak kendini iyi hissetse bile, uykusuzluk, bebeği anne sütüyle besleme, doğum sonrası fiziksel iyileşme çabaları anneyi olumsuz etkiliyor ve sinir krizlerine yol açıyor.

ABD’li blog yazarı Erin Zammett Ruddy, anneler arasında bir anket yaptı ve duymaktan nefret ettikleri cümleleri sordu.

“Bebeğiniz çok küçük gözüküyor” : Toplumda, daha iri olan bebeklerin daha sağlıklı olduğu algısından doğan bu cümle, anneler için sinir bozucu olabiliyor.

“Hiç doğum yapmış gibi durmuyorsun”: Yeni doğum yapan bazı anneler vücutlarının eski şekline kavuşmakta daha şanslı fakat bu anneler bile görünümleri konusunda hassas olabiliyor. Bu cümle de yeni doğum yapmış kadınlara söylenmemesi gerekenlerden.

“Anne sütü vermiyor musun?”: Bebeklerini anne sütüyle besleme konusunda doktorlardan ve çevresinden adeta bir baskı gören kadınlar strese maruz kalıyor ve sütü gelmeyip bebeğini mama ile beslemek zorunda kalınca kendini suçlu gibi hissediyor.

“Geceleri uyuyor mu?”: Pek çok annenin olumsuz yanıt verdiği bu soru da yeni doğum yapmış kadınlara söylenmemesi gerekenlerden.

“Çalışmaya devam edecek misin?”: Çalışan annelerin, zamanını çocuğuyla evde geçirmek yerine doğumdan önce çalıştığı işine geri dönmeyi tercih etmesi toplumun bir kesimi tarafından ayıplanırmış gibi görünüyor. Bu cümle de yeni doğum yapan kadınların bir suçluluk duygusu içine girmesine neden oluyor.

“Bebek uyuduğunda nasılsa sen de uyursun”: Yeni doğan bebeklerin uyku süresi genelde 2-3 saat ve iki uyku arasında yaklaşık 1-1,5 saat beslenmeleri, bakımı vs. gerekiyor. Bebek her uyuduğunda, annenin uyuması ise, özellikle bütün gün evde oturup bebeğine bakmaktan sıkılan bazı anneler için bir süre sonra zorlaşıyor.

“Başka çocuk yapacak mısınız?”: Bu cümle de, özellikle ikiz doğuran anneler için sinir bozucu olabiliyor.

“Eğer doğru emzirirsen, canın yanmaz”: Yeni doğum yapmış kadınlar, emzirirken ne şekilde hareket ederse etsin, acı hissediyor. Bebeğini doğru biçimde emzirmeye çabalayan anneler çabucak yorgun düşüyor. Yeni doğum yapan kadınlar bu cümleyi de duymaktan şikayetçi.

“Zor oluyor mu?” : Bazı anneler, bebek sahibi oldukları için “büyük zorluklarla” başbaşa kaldıklarını düşünen ve onlara acıyan insanların cümlelerinden şikayetçi.

“Dert etme, anne olunca ne yapacağını bilirsin”: İlk kez doğum yapacak kadınlara söylenen bu cümle de pek çok kadın için anlamsız ve sinir bozucu çünkü daha önce ne kadar görürlerse görsünler, örnek olarak, bebeğin altını nasıl değiştirecekleri konusunda fikir sahibi değiller. Yeni anneler, bebek bakımı ile ilgili birçok şeyi kendi annelerinden, çevrelerinden, kitaplardan, internetten ve en önemlisi de deneme-yanılma yöntemiyle öğreniyor.

“Kim bilir onu ne kadar seviyorsun”: Anne ile bebek arasında doğumdan gelen bir sevgi bağı olduğu düşünülse de, anneler için bebek, yorgunluk, ağrı ve tükenmişlik anlamına geliyor ve her ilişkide olduğu gibi, sevgi, zaman istiyor. Bu nedenle, bu cümle de yeni doğum yapan kadınlara söylenmemesi gerekenlerden.

“Sana hiç benzemiyor”: Dokuz ay boyunca karnında taşıdığı ve sonunda ağrılar içinde doğurduğu bebeğinin ona benzemediğini duymak, anneler için yıkıcı olabiliyor.

“Düşündüğünden daha iyi değil mi?”: Bebek sahibi olmak, anneler için, bazen güzel olduğu kadar, bazen de düşündüklerinden daha kötü olabiliyor. Sürekli ve yorucu bir iş olan bebek bakımıyla bütün gün uğraşmak zorunda olduklarından, anneler sadece olumsuz düşünebiliyor.

“Kız da düşünüyor musunuz?”: İkinci çocukları da erkek doğan annelerin duyduğu bu cümle sinir bozucu olabiliyor. Annelere göre, ikinci erkek çocuk, kız çocuk için yaptıkları denemenin başarısız bir sonucu olarak görülüyor.

Milyonlarca kadın bu hastalıkla mücadele ediyor

Fibromiyaljinin özellikle sırt, boyun, omuzlar ve kalçalarda belirgin olmak üzere yaygın kas-eklem ağrısı, yorgunluk, sabah tutukluğuyla kendini belli eden kronik bir kas iskelet sistemi hastalığı olduğunu belirten Özel Medline Konya Hastanesi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Osman Selçuklu, ‘Günlük hayatın koşuşturması arasında tüm sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan kadınları daha fazla etkisi altına alan fibromiyaljiye, kadınlarda erkeklere göre 7 kat daha sık rastlanır.

Toplumun yüzde 5 ile 20’sinde görülen fibromiyalji, yaygın kas ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik, halsizlik, uyku düzensizlikleri ve bazen de spastik kolit dediğimiz tuvalete çıkma problemlerinin eşlik ettiği kronik bir hastalıktır. En sık 30-60 yaş arasında ve daha çok sosyo-ekonomik acıdan üstün düzeyde yaşayan ve stresli bir yaşam temposu olan kişilerde görülür’ dedi.

Dr. Osman Selçuklu, hastalığa yakalanmamak için dikkat edilmesi gerekenleri ise şöyle sıraladı: ‘Stresten uzak durmak, düzenli egzersiz, dengeli ve düzenli beslenmek, sigaradan uzak durmak, sevdiklerine vakit ayırmak, hobi sahibi olmak, hava koşullarına uygun giyinmek, hava akımlarının arasında kalmamak, boyun ve ense bölgesini şal vs. ile korumak önemlidir. Tüm gün bilgisayar başında oturarak çalışma ortamı varsa koltuk, bilgisayar monitörü vs. elverişli hale getirmelidir.’

Hastaya fibromiyalji teşhisi koymak için, üç ay şikayetlerinin devam etmesi gerektiğini ifade eden Dr. Osman Selçuklu, ‘Hastanın en az 12 noktada (ensede baş-boyun geçiş noktası, önde iman tahtasının yanı, omuz başları, dirsek dış yüzü, kürek kemiğinin iç yüzleri, bel kalça geçiş noktası, kalçada dış yan dış, diz iç kısımları vb.) ağrı hissetmesi gerekir. Hastanın şikayetlerinin ve hikayesinin yanı sıra yapılacak tetkiklerle tanı konulur. Fibromiyaljinin tedavisinde, ilaç, fizik tedavi ve egzersizlerden yararlanılır. Tanının ardından doktorun vereceği programla hastalar ağrılarında azalma, uyku problemlerinde düzelme yaşarlar’ şeklinde konuştu.

İstanbul’da ‘Annelik Onuru’ paneli

İstanbul Müftülüğü tarafından “Anneler Günü ve Aile Haftası” kapsamında düzenlenen “Annelik Onuru” konulu panel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Kültür Merkezi’nde yapıldı. Panele oturum başkanı olarak katılan İstanbul Müftüsü Doç. Dr. Rahmi Yaran, yaptığı açılış konuşmasında, Müftülüğün İstanbullular’a hizmet için, sahip olduğu bütün imkanları kullandığını belirterek, 8 adet il müftü yardımcısı, 39 müftü, 130 vaiz, 2 bin 500 civarında Kuran kursu öğreticisi, 3 bin 500’ü aşkın cami görevlisi ve toplamda 7 bini aşkın personeliyle İstanbullu’ya değişik alanlarda hizmet sunduğunu anlattı. Müftülüğün camide, Kuran kursunda, konferanslarda da hizmet sunduğunu ifade edem Yaran, ilgiye muhtaç kişilere, ceza evi ve tutuk evlerine, huzur evlerine, çocuk yuvalarına programlar düzenleyerek bir bütün halinde İslam’ı, insanlığa ve İstanbullu’ya sunmaya çalıştığını belirtti.

İstanbul Müftülüğü’nün çalışmaları içerisinde, aile ve irşat bürolarının çalışmalarına da değinen Yaran, “Bu panel İstanbul Müftülüğü Aile İrşat ve Rehberlik Bürosu tarafından hazırlanan bir etkinlik. Bu programımıza çok değerli anneleri de davet ettik. Bizim Kuran ve hadis kültürümüzde anne ve baba çoğu zaman bir arada zikredilir. Bu nedenle Türkçe’de anne ve baba anlamında ebeveyn daha çok kullanılır. Anne ve babaya itaat ve onlara iyilik, hem bir görev hem de bir sevap vesilesidir. Cenab-ı Hak, Kuran’daki birçok surede anne ve babaya itaat edilmesini veya iyilik edilmesini emreder ve ister” dedi.

Anne ve babaya itaat konusunda, Lokman suresindeki, “Eğer onlar seni bana şirk koşmaya davet ederlerse, onlara itaat etme ama dünyada onlara hep iyi davran” ayetini hatırlatan Yaran, bazı ayetlerde anneliğin özel durumlarına dikkat çekildiğini ifade etti. Kuran’da annenin hamilelik zamanlarında çektiği sıkıntılardan da bahsedildiğini belirten Doç. Dr. Yaran, şöyle konuştu:

“Peygamberimiz bir hadisinde, birisi gelir, ‘Kiminle iyi geçineyim, kime iyilik yapayım?’ anlamında sorar. Peygamberimiz, ‘annene’ der. Üç defa anne, ve daha sonra baba gelir. Bununla ilgili olarak da sebebini ulema araştırır ve derler ki; anne bir hamilelik hayatı, doğum ve emzirme dönemi yaşıyor. Bu üç özelliği ise, annenin babadan farklı özelliği olarak sayarlar. Buradan bir tartışma çıkmış…Bugünde anne ve babayı yarıştırıyorlar ama aslında bu yarışa gerek yok.”

“Annelere hiçbir zaman kötü davranmayalım”

Babaya itaat edip anneye de isyan etmemek gerektiğini, Kuran ve hadislerden örnekler vererek açıklayan Rahmi Yaran, anne ve babayla iyi geçinmek gerektiğini vurguladı. Günümüzde gündemde olan bir konuya da değinmek istediğini ifade eden Yaran, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bazen anne şu veya bu sebeple çocuğuyla ilgilenemeyebiliyor. Hemen bir tartışma ortaya atıyorlar; ‘Biyolojik anne midir anne? Yetiştiren anne midir anne ?’ İnsan yetiştirmek güzel bir şey ama ne olursa olsun anne annedir. Onu biyolojik diyerek küçümsemek, yahut onun değerini azaltmak hoş olmaz. Tabii ki bir anne veya baba evladını bırakmamalı…Ama demek ki, öyle şartlar oluyor ki; çeşitli nedenlerle bütün şartlara rağmen ebeveyn görevini yerine getirmeyebiliyor. Annelere hiçbir zaman kötü davranmayalım. Onlara iyi davranalım. Aile içi şiddet hiç olmaması gereken bir şeydir. Annelere, kızlarımıza, kız kardeşlerimize de, iyi davranmak bize Peygamberimizin tavsiyesidir.”

Törende konuşma yapan, İstanbul İl Müftü Yardımcısı Kadriye Avcı Erdemli de İstanbul Müftülüğü Aile İrşat ve Rehberlik Bürosu’nun çalışmalarını anlattı. Panele panelist olarak katılan K.Ü. Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alev Erkilet “Toplumsal Değer Aktarımında Annenin Rolü”, Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Dr. Ülfet Görgülü “İslam’da Annelik” ve Yazar Yıldız Ramazanoğlu da “Anneliği Değersizleştirmeye Çalışan Yaklaşımlar” konularını anlattı.

Saç boyasına son verecek buluş

Yaşlılığın da bir belirtisi olarak görülen saçların kırlaşmasının önüne artık boyamadan da geçebilirsiniz. Avrupalı bir grup bilim insanının yaptığı çalışmada ağarmış saçların tekrar eski haline getirilebilecek ilaç geliştirildi.

Ağarmış saçlara uygulanan bu geliştirilmiş krem insanlar üzerinde test edildi. Bu ilacın saçları eski haline getirmesinin yanı sıra dış derinin renk kaybını da giderdiği belirtildi.

Faseb dergisinde yayımlanan araştırma birçok çevrede heyecan yarattı. Derginini editörü Gerald Weissmann “ağarmış saçları gidermek için nesiller boyu çok sayıda ilaç uyduruldu. Ama şimdi ilk kez gerçek bir tedavi imkanı sunan ilaç geliştirildi. Saç köklerine uygulanan bu ilaç beyazlık sorununu gideriyor” dedi.

2009 yılında uzmanlar saç köklerinde hidrojen peroksit birikimi ile ağarmış saçların çıkmaya başladığını belirtti. Bu hidrojen peroksit birikimi saçlara bir tür çamaşır suyu etkisi yaparak beryazlaştırıyor.

Alman ve İngiliz uzmanlar 2411 bin vitiligo hastası üzerinde yaptıkları araştırmada onların saç örneklerini aldı. Katalaz adını verdikleri özel bir enzim keşfeden uzmanlar bu enzimin hidrojen peroksit birikimini parçaladığı ve oksidatif stresi rahatlattığını gördü. Uzmanlar PC-KUS adını v erdikleri tedavi yöntemiyle ağarma sürecini tersine çevirdiklerini belirtti.

Tedavi lokal oluyor ve güneş ışığı ile aktive oluyor. Çalışmada çoğı vitiligo hastasının kirpikleri ve derisi orijinal rengine döndü.

Güzellik salonlarına standart geliyor

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından ”Profesyonel Kullanım Amaçlı Kozmetik Ürünlere İlişkin Kılavuz” hazırlandı.

Kılavuzla masaj, tırnak, cilt ve vücut bakımı yapılan kuaför, estetik, güzellik ve bakım merkezi, masaj ve spor salonu ile otel gibi yerlerde kullanılan kozmetik, masaj yağı, saç boyası, maske, tırnak bakım ve epilasyon ürünlerinin standartları belirlendi.

Cilt bakımında, paketlenmiş kozmetiklerin karıştırılması, seyreltilmesi ve uygulanması kullanım kılavuzuna göre olacak. Meydana gelebilecek etkilerle ilgili alınması gereken önlem varsa tüketici bilgilendirilecek. Bu karışımlar ayrıca insan sağlığına zararlı olamayacak.