Saat Kulesi

Mimarı M. Raymond Pére olan, Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yılına armağan olarak 1 Eylül 1901 tarihinde açılışı yapılan kulenin, sekizgen platformunun dar kenarlarında, dörder küçük sütun üzerine oturan sebiller yer alır.

Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. Yıldönümü kutlamaları, 1901 yılında imparatorluğun her yerinde olduğu gibi İzmir’de birçok çalışmanın yapılmasına neden olur. O sıralarda Valilik makamında Kıbrıslı lâkabıyla da anılan Mehmet Kamil Paşa bulunmaktadır. Dönemin sadrazamı Küçük Said Paşa’nın önerisi ile harekete geçen Mehmet Kamil Paşa bir kurul oluşturur ve kurul bu kutlamanın anısı olarak Hükümet Meydanı’na bir saat kulesi ile Kışla avlusuna görkemli bir havuz yapılmasına karar verir. Saat Kulesi’nin maliyetini karşılamak üzere bir yardım kampanyası başlatılır ve başta şehrin varlıklı kimseleri olmak üzere birçok kişiden bağış toplanır. Öte yandan Padişah Abdülhamid ne kadar önemli görevler vermek zorunda kalırsa kalsın Vali Mehmet Kamil Paşa’ya kesinlikle güvenmemekte ve sürekli izletmektedir. Paşa bu durumu iyi bildiği için Saat Kulesi’nin yapımının engellenmemesi amacıyla kulenin gümüşten bir modelini yaptırır. Bu modeli oğlu Said Paşa aracılığı ile saraya ulaştırır. Abdülhamit modeli çok beğenir ve bunu açıkça dile getirir. Artık yapım için bir engel kalmamıştır ve iş hızlandırılır.

İlk anda dış yüzeyi bu kadar çok işlemeli bir yapıda kullanılabilecek yumuşaklıkta taşların sağlanması sorunu ortaya çıkar. Hindistan’dan getirilebilecek böyle bir malzemenin yapım masrafını ne kadar arttıracağının hesabı yapılırken bir taş ustasının önerisiyle Denizli’nin Sarayköy’deki bir taş ocağından örnek taşlar getirilir. Malzeme çok beğenilir ve gece gündüz çalışılarak ocaktan çıkarılan taşlar iki hafta içinde İzmir’e ulaşır. Bunda İzmir-Aydın demiryolunun bağlantılı olarak Kordon tramvay hattını da kullanması ve taş yüklü vagonların Hükümet Meydanı’nın çok yakınındaki Gümrük Önü’ne kadar gelebilmesi de önemli rol oynar. Kulenin alt iki katı ile tepesindeki küçük kubbenin altında bulunan yeşil ve bordo renkli sütunları Marsilya’dan getirilir. Kule inşaatının çalışması başında her gün oldukça meraklı bir kalabalık da toplanır ve bu ilginç çalışmayı izler. Ancak yapı yükselip, yüzeydeki bezemeler belirdikçe halk arasında bir dedikodu yayılır: Testerenin bile kolayca kestiği yumuşaklıktaki bu taşlarla bu yükseklikte yapılacak olan kule kesinlikle sağlam olmaz. Çürük görüntülü bu taşlar günlere yağan İzmir yağmurlarına dayanamaz ve erir gider. Bu kule de çöker!

saat-kulesi-1

Söylenti yayıldıkça bağış yapan eşraftan kişiler valiliğe çıkar ve tedirginliklerini aktarır. Mehmet Kamil Paşa, İzmir’de bilinen ne kadar mimar ve usta varsa çağırır ve onlardan bir kurul oluşturur. Bu kurul yaptığı inceleme sonunda, taşların yağmur ve güneş gibi dış etkilerle erimek şöyle dursun, daha da sertleşeceği raporunu verince kule tamamlanır. Her biri kulenin bir yüzünde bulunan dört büyük ekrana sahip saat tüm aksamıyla birlikte Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından armağan edilir ve Saat Kulesi, Abdülhamid’in tahta çıkış günü kutlamalarında binlerce İzmirli’nin katıldığı büyük törenle açılır. Açılır açılmaz da Saat Kulesi İzmir’in sembolü olur. İzmir’in tam ortasında ya da bir anlamda denge noktasındadır. Şehirle öyle bir bütünleşir ve görüntüsü belleklere öyle kazınır ki o günden bu gene hiçbir İzmirli saat kulesiz bir İzmir düşünemez ve Saat Kulesi’ne saygı ve hayranlıkla bakar. Ancak bir tek olay bu sevgi görüntüsünün dışında kalır: 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanı büyük şehirlerde gösterilerle kutlanır. İzmir’de de bu tür gösteriler düzenlenir. Tüm gün ve gece süren şenlik, özellikle Frenk Mahallesi’nde adeta bir karnavala dönüşür. İşte o gün birçok insan biraz da kışkırtılarak meydanda toplanır. Hürriyetin ilanı nedeniyle taşkınca sevinç gösterileri yapmakta ve saray yönetimi karşıtı atıp tutmaktadırlar. Derken birisi Saat Kulesi’ni işaret ederek “Bunu Abdülhamid için yaptılar. Daha ne duruyorsunuz?” diye bağırır ve bulduğu taşı kuleye fırlatır. Derken diğerleri de bu eyleme katılır. Çok geçmeden de kazma kürek gibi aletler de ortaya çıkar. Tam bu sırada Hükümet Konağı’nı bekleyen küçük birlikteki erler bu guruba müdahale eder. Çevrede bulunan bazı kimselerin de uyarıcı konuşmalar yapmasıyla taşkın kalabalık dağılır ve Saat Kulesi de kurtularak günümüze ulaşır.

At nalı kemerli, baldaken biçimli sebillerin üçer çeşmesi ve kurnası ile ortasında fıskiyeleri vardır. Fıskiyelerden bugün iki tanesi yok olmuştur. Baldekenlerin üzerini alemli kubbeler örter. Sebiller arasındaki geniş dört cephede, at nalı kemerli, demir şebekeli birer açıklık bulunur. Bu açıklıklardan deniz tarafındaki olanı kapıdır. Cephelerin ve sebillerin üzerini çepeçevre fistolu saçak dolaşır. Kulenin platformu beyaz mermerden, diğer bölümleri ise kesme taştan yapılmıştır. Sekizgen kaide üzerinde sütunlu bir galeri ve onun da üzerinde köşeleri pahlanmış kare prizma gövde yükselir. Zarif başlıklı, küçük kaideli sütunlar birbirine üç dilimli kemerlerle bağlanır. Galeri ve çeşmelerde kullanılan pembe ve yeşil sütunların başlıklarında ve köşelerinde bitkisel süslemeler yer alır.

Üst bölümde, dış yüzlerde bulunan dört adet saatin mekanizması üzerinde, 1901 tarihi bulunmakta ve her biri beşer kilogramdan fazla ve çelik hatlarla bağlı iki ağırlığın haftada bir yukarıya çekilmesinin sağladığı güç ile çalışmaktadır. Kulenin 1974 yılı depreminde yıkılan en üstteki bölümü, 1976 yılında onarım görmüştür. O tarihe kadar çalan çanı ise artık çalışmamaktadır. Saat Kulesi, şehrin hemen hemen herkes tarafından kabul edilmiş simgesi olup, tartışmasız İzmir’in odak noktasıdır.

Bir cevap yazın